Rojhılat’ın sarp dağları arasına gizlenen ve basamaklı taş evleriyle bilinen Bılber köyü, bugünlerde sonbaharın en tatlı telaşına sahne oluyor.
Tıpkı Halepçe gibi narlarıyla ün salan köyde, yarım asırdır geleneksel yöntemlerle hazırlanan nar ekşisi hem bir geçim kapısı hem de kuşaktan kuşağa aktarılan bir yaşam kültürü.
Kıvrılarak uzanan virajlı dağ yollarından Hawraman-ı Taht vadisine doğru inerken yolcuları devasa bir nar heykeli karşılıyor. Bölge halkının "narın başkenti" olarak nitelendirdiği Bılber (Bolbar) köyü, sonbahar hasadıyla birlikte kızıla bürünmüş durumda.
Rojhılat’ın Kürdistan eyaletine bağlı Servabad ilçesinde yer alan kadim köy, Şaho Dağı’nın eteklerinde, Sirvan Nehri’nin açtığı derin vadide kurulu.
Bir evin çatısının üstteki komşunun avlusu olduğu tipik basamaklı taş mimarisiyle dikkat çeken köyde, sabah serinliğiyle beraber sokakları kaynayan nar kazanlarının mayhoş kokusu sarıyor.
Sokaklarda "kırmızı altın" mesaisi
Hasat mevsiminin başlamasıyla birlikte Bılber’de hayat tamamen narların etrafında dönüyor. Dik yamaçlardaki bağ ve bahçelerden at ve katır sırtında taşınan çuvallar dolusu nar, köy meydanlarına ve evlerin damlarına yığılıyor. Köyün her köşesinde kadınlar, ellerindeki tahta sopalarla narları ayıklayarak tanelerini kazanlara dolduruyor.
Bu hummalı çalışmanın ortasında karşılaştığımız Saltanat Heme Hacı, tam 51 yıldır bu geleneği sürdürüyor.
Elindeki sopayla ritmik hareketlerle narlara vuran Saltanat Hanım, bölge insanının sıcak misafirperverliğini "Bunu yemezsen seninle tek kelime konuşmam" diyerek uzattığı taptaze bir narla gösteriyor.
Halkının kadim Kürtçe lehçesi Hewramî ile konuştuğu Bılber, sadece narlarıyla değil, kültürel mirasına bağlılığıyla da büyülüyor.
Erkeklerin yöresel kumaştan yapılan çoha ve rank giyip ayaklarına el dokuması klâş taktığı, kadınların ise rengârenk işlemeli fistanlarını gururla taşıdığı köyde; hayat, modern dünyanın karmaşasından uzak, derin bir sadelik ve zarafetle akmaya devam ediyor.
