Erbil (Rûdaw)- Avrupa umuduyla Meriç Nehri’ni aşarak Yunanistan’a geçen Kürt sığınmacılar, kaçakçıların elinden başlayıp kapalı mülteci kamplarına uzanan ölüm kalım mücadelesini Rûdaw’a anlattı: “Sınırda üzerimize ateş açıldı, suda 3 saat yürüdük, ormanda 2 gün boyunca tek bir paket bisküviyle hayatta kaldık. Şimdi ise kampta açlıkla mücadele ediyoruz.”
Ortadoğu’daki savaşlar, yoksulluk ve baskılardan kaçarak Avrupa kapılarına dayanan yüz binlerce göçmenin trajedisi dinmiyor. Kürdistan Bölgesi, Rojava, Rojhılat ve Türkiye’den yola çıkan ve Türkiye-Yunanistan sınırında kader birliği yapan 4 Kürt genci, yaşadıkları insanlık dışı koşulları Rûdaw’a aktardı.
15 Eylül’de başlayan ve haftalar süren çileli yolculuk, bugün Yunanistan’ın Meriç bölgesindeki kapalı Fylakio Kampı’nda bir hayatta kalma mücadelesine dönüşmüş durumda.
“Aracın kapısı açıldı, arkadaşımız fırlamaktan son anda kurtuldu”
Kürdistan Bölgesi’nden yola çıkan Muhammed Abdurrahman, İstanbul’dan Edirne sınırına uzanan ilk durağı şu sözlerle özetledi:
"Edirne’de bir köy evinde geçiş sırası için 4 gece bekletildik. Gece saat 23.00’te kaçakçılar küçük bir otomobil getirdi ve içine 8 kişiyi tıkıştırdı. Hızla giderken arka kapı aniden açıldı; yanımızdaki arkadaş yola savrulmak üzereyken son anda kolundan tutup çektik, mucize eseri kurtuldu. Bizi sınır boyunda ıssız bir arazide bırakıp kaçtılar."
Havaya açılan ateş, mısır tarlası ve 3 saatlik nehir işkencesi
Gece yarısı sınır hattında toplanan grubun yaklaşık 50 kişiye ulaştığını belirten Muhammed, Türk sınır muhafızlarının kendilerini fark etmesiyle panik yaşandığını anlattı:
"Sınırda yürürken nöbetçiler bizi gördü ve havaya peş peşe ateş açıldı. Hepimiz can havliyle bir mısır tarlasına daldık, nefes bile almadan yarım saat çamurun içinde saklandık. Tehlike geçince kılavuz bizi Meriç Nehri’ne soktu. Yakalanmamak için derinliği belimize kadar gelen suyun içinde tam 3 saat yürüdük. Karşı kıyıya geçtiğimizde sığındığımız sık ormanda 2 gün 2 gece mahsur kaldık; koca grupta yiyecek olarak sadece tek bir paket bisküvi vardı."
72 kişilik koğuşta 24 günlük hücre tecridi
Ormandan çıktıktan sonra Yunan polisi tarafından yakalanan Rojava’nın Haseke kenti doğumlu Kaniwar Mahmud ise polisin kendilerini hapsettiği nezarethane şartlarını anlattı:
"Yunanistan topraklarına geçip bindiğimiz araç 5 dakika sonra polis tarafından durduruldu. Telefonlarımıza el koydular ve bizi dış dünyayla tamamen irtibatsız şekilde 24 gece bir hücreye kapattılar. Odalar o kadar kalabalıktı ki tek bir koğuşta 72 kişi tutuluyorduk. İki metrelik demir bir ranzada 4 kişi birbirimize yapışarak uyumaya çalışıyorduk. Tuvalet ve havalandırma şartları insanlık onuruna aykırıydı."
Fylakio kapalı kampı: En büyük düşmanımız açlık
24 günün ardından cezaevinden Meriç yakınlarındaki yüksek güvenlikli Fylakio Kampı’na nakledilen Rojhılatlı Ali Hüseyin, kamptaki en büyük çilenin açlık olduğunu vurguladı:
"Burası etrafı yüksek tel örgülerle çevrili, dışarı çıkışı tamamen yasak bir cezaevi kampı. Telefonlarımızı verdiler ama burada en büyük imtihanımız açlık. Verilen yemek porsiyonları bir çocuğun bile karnını doyurmaz. Günlerimizi sürekli mide kazıntısıyla, aç geçiriyoruz."
Yunan kamplarında yüzlerce Kürt genci var
Grubun bir diğer üyesi olan Türkiye vatandaşı Süleyman ise Yunanistan’daki diğer mülteci merkezlerine dikkat çekti.
Atina civarındaki kampların görece daha rahat olduğunu belirten Süleyman, "Yunanistan genelindeki en az 6 farklı kampta, her birinde Kürdistan’ın dört bir yanından gelen 15 ila 30 arasında Kürt genci aylardır iltica başvurularının sonucunu bekliyor. Çoğu Rojava ve Kürdistan Bölgesi’nden gelmiş gencecik insanlar" diyerek sınır boylarındaki insanlık dramının boyutunu gözler önüne serdi.



