Ezidi Soykırımı’nın yıl dönümü dolayısıyla Rûdaw’a konuşan travma uzmanı Prof. Dr. Jan İlhan Kızılhan, 3 Ağustos 2014’te başlayan fermanın toplumsal ve psikolojik etkilerinin halen devam ettiğini vurguladı. Kızılhan, "Silahlar sustuğunda travma bitmez" dedi.
IŞİD’in 3 Ağustos 2014’te Şengal’e yönelik gerçekleştirdiği saldırı ve Ezidi Soykırımı’nın üzerinden 12 yıl geçti.
Katliamın yıl dönümü vesilesiyle Rûdaw TV’de Hevidar Zana’nın konuğu olan dünyaca ünlü travma uzmanı Prof. Dr. Jan İlhan Kızılhan, o dönemde yürütülen yardım projelerini ve Ezidi toplumunun yaşadığı derin travmanın boyutlarını anlattı.
"O günü hiç unutamıyorum"
3 Ağustos 2014 akşamında aldığı telefonları dün gibi hatırladığını belirten Prof. Dr. Kızılhan, "Telefonlarım hiç susmadı. Çığlıklar geliyordu; 'Yalnız kaldık, bize yardım edin, üzerimizde ferman var' diyorlardı. O anlarda büyük bir çaresizlik içindeydik çünkü o dönemde ne Almanya ne de Avrupa Ezidilerin kim olduğunu tam olarak biliyordu" ifadelerini kullandı.
Almanya’daki rehabilitasyon projesinin perde arkası
IŞİD’in elinden kurtulan Ezidi kadın ve çocukların tedavisi için Almanya’nın Baden-Württemberg eyaletiyle yürütülen projeye değinen Kızılhan, sürecin nasıl başladığını şu sözlerle özetledi:
"Dönemin Baden-Württemberg Başbakanı Winfried Kretschmann ile görüştük. Kendisi Ezidi kadınların yaşadıklarını gördüğünde çok etkilendi ve 'Bunu kabul edemeyiz' diyerek bir proje başlatmamızı istedi. O dönemde tüm Irak ve Kürdistan Bölgesi’nde psikolojik altyapı yetersizdi. Sadece 50-60 psikolog vardı ve bu çapta bir travmayı yönetecek uzman yoktu. Bu proje kapsamında yaklaşık 1100 kadın ve çocuğu tedavi için Almanya’ya getirdik."
"Kızıl Travma" ve "Beyaz Travma"
Travmanın sadece fiziksel saldırı anıyla sınırlı olmadığını belirten Prof. Dr. Kızılhan, bilimsel bir yaklaşımla Ezidi toplumunun karşı karşıya olduğu tehlikeye dikkat çekti:
"Bizim 'Kızıl Travma' dediğimiz şey, şiddetin sıcak anıdır. Ancak bir de 'Beyaz Travma' vardır; bu, şiddet bittikten sonra toplumun ruhunda, genetiğinde ve geleceğinde devam eden etkidir. Eğer bu travma doğru tedavi edilmezse, nesiller boyu aktarılır. Ezidiler yüzyıllardır Şengal’de izole yaşıyordu, şimdi ise dünyanın dört bir yanına dağıldılar. Bu durum Ezidi kimliği üzerinde büyük bir değişim yaratıyor."
Prof. Dr. Jan İlhan Kızılhan ile yapılan söyleşinin tamamı:
Hevidar Zana: Evet, hemen şunu soracağım: 3 Ağustos 2014 gününe geri dönerseniz, aklınıza gelen ilk şey nedir?
Prof. Dr. Jan İlhan Kızılhan: Doğrusu bunu Rûdaw'da bu günlerde yazmıştım. 3 Ağustos akşamı başladı. Onlarca telefon geldi bana. Sadece çığlık vardı... bir çığlık, ağlama ve imdat sahnesine tanık oldum: "Yalnız kaldık, bize yardım edin, başımıza ferman geldi (soykırım başladı)." Yani çok zor, duygusal bir durumdu. O zaman çaresizdik, ne yapacağımızı bilmiyorduk. Ertesi gün, ne yapabiliriz, Alman devletinden nasıl yardım alabiliriz diye düşünmeye başladık. Belki yüzlerce kez devlet yetkililerine telefon ettim. Bana sordukları ilk soru, "Ezidiler kimdir?" oldu. 2014 yılında, Almanya ve Avrupa'daki milletlerin çoğu, birkaç antropoloji uzmanı dışında, Ezidi halkını tanımıyordu. Şimdi aradan on iki yıl geçti, herkes tanıyor ama artık farklı bir şekilde tanıyor.
Hevidar Zana: Evet doktor, Alman hükümetinin harekete geçmesini, devreye girmesini ve yardım etmesini nasıl sağladınız?
Prof. Dr. Jan İlhan Kızılhan: O dönem Baden-Württemberg Başbakanı (Winfried) Kretschmann, bazı Ezidilerle görüştü ve kadınların nasıl kaçırıldığına, nasıl yakıldığına, nasıl başlarının kesildiğine dair bazı sahneleri, fotoğrafları ve resimleri gördü. Bu onda çok büyük bir etki yarattı ve "Böyle bir şeyi kabul edemeyiz" dedi. "Ezidiler konusunda kim uzman?" ve "Travmayı kim anlar?" diye sordu. Bana telefon ettiler, danışman olarak gittim ve Ezidilerin kim olduğu, soykırımın ne olduğu, travmanın nasıl tedavi edilebileceği hakkında ilk bilgileri verdim. Orada, IŞİD’in eline düşen yaklaşık bin kadını, psikolojik tedavi yardımı için Almanya'ya getirme kararı alındı. Bizim ve Alman devletinin yardımı böyle başladı.
Hevidar Zana: Doktor, neden burada, Kürdistan Bölgesi'nde tedavi edilmediler? O dönemde kendi yerlerinde kalıp tedavi görme imkânı yok muydu?
Prof. Dr. Jan İlhan Kızılhan: Bahsettiğimiz şey, psikolojik bir hastalık olan travmadır. Bu, kolektif ve kişisel bir felaketten sonra travmanın nesiller boyu nasıl aktarıldığını bilen uzmanlar gerektirir. O dönemde, Kürdistan Bölgesi’nde sadece 26, tüm Irak’ta ise belki 50-60 psikolog vardı ve bunların çok azı travma sağlığı konusunda bilgi sahibiydi. Yüz binlerce insanın kaçtığını ve hâlâ yüz binlerce insanın kamplarda yaşadığını biliyorsunuz. Yani Irak ve Kürdistan’da psikolojik yardım imkânı yoktu, bu yüzden böyle bir karar alındı.
Hevidar Zana: Toplamda kaç kişiyi götürdünüz ve çoğunluğu kadın mıydı, yoksa aralarında erkekler ve çocuklar da var mıydı?
Prof. Dr. Jan İlhan Kızılhan: Bu kültürel, cinsel, dini ve ahlaki bir konuydu. O dönemde, cinzel saldırıya maruz kalan ve geri dönen kızların, kadınların kendi milletleri, Kürtler ve Ezidiler tarafından kabul edilip edilmeyeceği, iyi karşılanıp karşılanmayacağı belli değildi. En çok acıyı çekenler de ne yazık ki Ezidi kızları ve kadınlarıydı. Bu yüzden önceliği onlara ve çocuklarına vermeye karar verdik. Hatta birçok erkek ve eş, kendi elleriyle o kızları ve kadınları bize getirip "Onları götürün, çünkü biz burada onlara yardım edemiyoruz" dedi. Toplamda bin 100 kişiyi getirdik, bir kısmı da çocuklarıydı. Ve onlar on iki yıldır Almanya'da yaşıyor ve büyük bir yardım alıyorlar.
Hevidar Zana: Rûdaw’daki makalenizde de belirttiğiniz gibi, "Travma, bir savaşın son mermisiyle bitmez" diyorsunuz. Bu travma, Ezidi Kürt toplumunun dokusunu nasıl etkiledi? Her ferman bir milat mı oluyor? Yani artık ‘fermandan önce’ ve ‘fermandan sonra’ diye mi konuşmak gerekiyor?
Prof. Dr. Jan İlhan Kızılhan: Bu Kürdistan tarihinin tamamı için geçerli bir durum. O felaket başladığında insanlar öldürüldü, kaçırıldı... Ölenler bir nevi şehitliğe ulaştı ve sonsuzluğa erdi, ama hayatta kalanlar sağlıklı değil. Yaşadıkları şeyler sürekli tekrarlanıyor ve unutmuyorlar. O dönemdeki travmaya "kızıl travma" diyoruz, çünkü ölüm ve kayıp bedenler vardı. Sonra "sarı travma" dediğimiz ikinci aşamaya geçildi. Sarı travma nedir? Şu an hayattalar, kamplarda ya da Avrupa ve Amerika'da bir bölgedeler, ama ne güvenlik ne de gelecek için bir fikirleri ya da planları var. Bu yüzden o travmayı hâlâ yaşıyorlar, travma bitmedi. Eğer psikolojik ve sağlık yardımı almazlarsa, "beyaz travma"ya geçeriz. Beyaz travma nedir? Bu toplumun, başına gelen onca travmadan dolayı üç dört nesil sonra türm dünyaya dağılıp yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmasıdır. Yani soykırım ve travma üç aşamada devam ediyor ve bu yüzden hâlâ bitmedi diyoruz.
Hevidar Zana: Ezidi toplumu ne kadar değişti? Çünkü göç yaşandı, insanlar yerlerini terk edince birçok gelenek de değişir. Bu durum Ezidiler için bir tehdit oluşturuyor mu?
Prof. Dr. Jan İlhan Kızılhan: Yaptığımız bir araştırmada, IŞİD'in eline düşmüş kişilerden kan örnekleri aldık ve travmanın epigenetik olarak bir sonraki nesle de geçtiği görülüyor. Yani şimdi doğan çocukları bile stres altında ve hormonal stresleri daha yüksek. Bu, travmanın biyolojik ve psikolojik bir etkisidir. Şu anda yaklaşık 150 ila 200 bin Ezidi, IŞİD'den sonra Almanya'ya göç etti. 10-12 bin kadarı ise ABD, Avustralya, İsveç, Fransa gibi ülkelerde yaşıyor. Ezidilerin tarihini biliriz, yüzlerce yıl Kürdistan dağlarında izole yaşadılar, globalizme alışkın değillerdi. Şimdi globalizmle yüzleşiyorlar. Ezidilerin örf ve adetlerinde dışarıdaki yaşam biçimi ile uyuşma konusunda bir takım sıkıntıları beraberinde getiriyor. Bazıları kimliklerini sorguluyor: "Biz Ezidi miyiz, Kürt müyüz, neyiz?" Avrupa'da büyüyen gençlerin din ve gelenekle bağlarının zayıfladığını görüyoruz. Ermenistan'dan, Gürcistan'dan, Rusya'dan, Türkiye'den ve Suriye'den gelen Ezidilerle yeni bir toplum oluşuyor ama bu toplumun gelecekte nereye gideceği belli değil.
Hevidar Zana: Doktor, tedavi için Almanya'ya götürdüğünüz kişilerin genel durumu nasıl? Aralarında hâlâ entegre olamayan, yeni bir hayata başlayamayanlar var mı?
Prof. Dr. Jan İlhan Kızılhan: Öyle bir şey kalmadı. Sadece o zaman getirdiğimiz 50 yaş üstü yaşlılar dil öğrenmede zorluk çekiyor. Ama getirdiğimiz 6-10 yaş arası çocuklar bugün büyüdü, üniversiteye gidiyor, eğitimlerine başladılar. Getirdiklerimizin çoğu 18-25 yaş arası genç kadınlardı; hepsi dil öğrendi, entegre oldu, meslek sahibi oldu. Yaptığımız araştırmalara göre bu proje sadece Ezidiler için değil, tüm dünya için en başarılı olan ve ödül alan projelerden biri oldu. Çünkü onlar artık travmalarıyla daha iyi başa çıkabiliyorlar. Tek bir engel var: O da Şengal'in ve Ezidilerin geleceği. Bu onları düşüncelere, rüyalara, korkulara ve depresyona sokuyor. Çünkü aileleri, anneleri, babaları hâlâ orada, kamplarda. Bir gün geri dönüp Şengal'de özgür ve huzurlu bir hayat yaşamak istiyorlar. Bu durum, Almanya'daki kişilerin sağlığına da büyük fayda sağlayacaktır.

.webp&w=3840&q=75)