Haber Merkezi – PKK’nin üst düzey yöneticilerinden Murat Karayılan, süreç kapsamında Türkiye’nin talebi üzerine bir çok bölgedeki güçlerini çektiklerini söyledi. Karayılan, artık Ankara’nın adım atması gerektiğini vurguladı. Sürecin ilerlemesi için Abdullah Öcalan’ın rolünün güvence altına alınmasını ve silahsızlanma sonrasını düzenleyecek yasal adımların atılmasını istedi.
Halk Savunma Merkezi (HSM) Komutanlık Üyesi Murat Karayılan, Stêrk TV’ye verdiği röportajda Türkiye’deki süreci, örgütün güçlerini çekme kararını, Abdullah Öcalan’ın süreçteki rolünü ve silahsızlanma sonrasında gerillanın ne yapacağına ilişkin beklentilerini anlattı.
Sürecin yaklaşık iki yıldır devam ettiğini belirten Karayılan, “Kürt tarafının bugüne kadar tek taraflı adımlar attığını” savundu.
Çatırşamaları durdurduklarını, ateşkes ilan ettiklerini, PKK’nin 12. Kongresi’ni gerçekleştirdiklerini, örgütün feshedilmesi ve silahlı mücadele stratejisinin sonlandırılması yönünde karar aldıklarını ifade eden Karayılan, son olarak Türkiye ve Metina’daki güçlerin çekilmesi yönünde adımlar attıklarını kaydetti.
Karayılan, “Baktık süreç tıkanmaya doğru da gidebilir. Biz de süreç tıkanmasın, önü açılsın ve devlet de adım atsın diye bu üç adımı gerçekleştirdik” dedi.
“Devletin elinde artık gerekçe kalmadı”
Karayılan, Türkiye devletinin kendilerinden bu güçlerini çekmelerini istediğini, bu taleplerin devlet heyetiyle yapılan görüşmelerde uzun süredir gündeme getirildiğini ve çekilmenin 26 Eylül’de tamamlandığını söyledi.
Karayılan, Zap’tan çekilme kararının da daha önce alındığını belirterek, Abdullah Öcalan’ın geçen yıl gönderdiği mektupta sürecin önünün açılması için Zap’tan çekilebileceklerini ifade ettiğini belirtti. Bu değerlendirme doğrultusunda Zap’taki güçlerini çektiklerini aktardı.
“Bize göre artık Türkiye’nin elinde herhangi bir gerekçe kalmadı. Artık Türkiye’nin de adım atması gerekiyor” diyen Karayılan, aksi durumda kendilerinin, halkın ve sürece destek verenlerin inancının zayıflayacağını savundu.
“Öcalan bu süreci bizzat yürütmeli”
Karayılan, PKK’nin 12. Kongresi’nde süreci Abdullah Öcalan’ın yürütmesi yönünde karar aldıklarını söyledi. Bunun için Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sağlanması ve silahsızlanma sürecinde doğrudan rol oynayabilmesi gerektiğini savundu.
Öcalan’ın hâlâ İmralı Cezaevi’nde bulunduğunu belirten Karayılan, aile ziyaretleri ve DEM Parti İmralı Heyeti’nin görüşmelerinin, tecridin tamamen kaldırıldığı anlamına gelmediğini ifade etti.
Karayılan, “Bizim ilk şartımız şudur: Önder Apo’nun kendisi bu süreci yürütebilmeli ve bu süreçte rol oynayabilmeli. Eğer devlet Önder Apo hakkında yeni bir karar almazsa bu süreç yürümez” dedi.
Meclis çatısı altında oluşturulan komisyonun çalışmalarını ve daha sonra çıkarılan yasayı Türkiye tarafının attığı adımlar arasında sayan Karayılan, buna rağmen sürecin siyasi çözüm boyutunun yeterince ele alınmadığını savundu.
Karayılan, Devlet Bahçeli’nin 2024’teki çağrısında yer alan silahlı çatışmanın sona erdirilmesi, Öcalan’ın Meclis’te konuşması ve umut hakkı konularını hatırlatarak, bunların hayata geçirilmediğini savundu. Avrupa Konseyi’nin Öcalan’a umut hakkı tanınması yönünde kararları bulunduğunu belirten Karayılan, Türkiye’nin bu konuda adım atmadığını söyledi.
“Halkımız şunu bilsin, biz mücadeleyi bırakmadık”
Karayılan, “Halkımız şunu bilsin, biz mücadeleyi bırakmadık. Biz demokratik siyaset ile amacımıza ulaşacağımıza inanıyoruz. Bundan dolayı yöntem değiştiriyoruz. Silahlı savaştan demokratik siyasete geçiyoruz” dedi.
Sürecin başarılı olacağına ilişkin kesinlik bulunmadığını, tıkanma ihtimalini de hesaba kattıklarını belirten Karayılan, buna rağmen umut ve inançlarının güçlü olduğunu söyledi.
“Bu mesele terör değil, Kürt meselesidir”
Karayılan, Türkiye’de yürütülen sürecin “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırılmasını eleştirdi. Meselenin yalnızca silahların bırakılması veya güvenlik sorunu olarak ele alınamayacağını vurgulayan Karayılan, bunun Kürt meselesi olduğunu söyledi.
Türkiye’de Kürt meselesinin yaklaşık 220 yıllık bir geçmişi bulunduğunu ifade eden Karayılan, Osmanlı döneminden Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan bu sorunun siyasi olarak çözülmesi gerektiğini belirtti.
Süreçte kullanılan dilin değiştirilmesi gerektiğini savunan Karayılan, bir yandan toplumsal barıştan ve Kürt, Türk ve Arap halklarının kardeşliğinden söz edilirken diğer yandan “terör” kavramının öne çıkarılmasının çelişki oluşturduğunu söyledi.
“Türkiye’ye karşıtlığı da durdurduk”
Karayılan, örgütün yalnızca silahlı mücadele stratejisini durdurmadığını, Türkiye’ye karşıtlık siyasetini de sonlandırmak istediklerini söyledi.
“Biz artık Türkiye Devleti karşıtlığı yapmak istemiyoruz. Artık Türkiye ile yeni bir sayfa açmak istiyoruz” diyen Karayılan, bunun için karşılıklı güvenin oluşması gerektiğini belirtti.
Ancak Türkiye ile aralarında ciddi bir güven sorunu bulunduğunu savunan Karayılan, devletin kendilerinden sürekli yeni adımlar istediğini, buna karşılık güven artırıcı uygulamaların hayata geçirilmediğini ileri sürdü.
Kayyum uygulamalarını, görevden alınan belediye başkanlarının durumunu ve tutuklu siyasetçileri bu güvensizliğin örnekleri arasında sayan Karayılan, Ahmet Türk, Abdullah Zeydan ve Ahmet Özer’in durumuna değindi. Karayılan, bu isimlerin mahkemeler tarafından suçlu görülmediğini ileri sürerek, seçilmiş yöneticilerin yerine atama yapılmasını antidemokratik olarak nitelendirdi.
Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın serbest bırakılması gerektiğini de savunan Karayılan, Kobani davasını siyasi bir dava olarak değerlendirdi.
Karayılan, sürecin ilerlemesi için yalnızca örgütün adımlar atmasının yeterli olmayacağını belirterek, Türkiye’nin de siyasi ve hukuki adımlar atması gerektiğini söyledi.
Mam Celal ile 2003’teki görüşmesini anlattı
Karayılan, röportajında 2003 yılında KYB eski Genel Sekreteri ve Irak eski Cumhurbaşkanı Celal Talabani (Mam Celal) ile yaptığı görüşmeyi de anlattı.
ABD’nin Irak’a müdahale planlarının gündemde olduğu dönemde Talabani’yi ziyaret ettiğini söyleyen Karayılan, olası bir müdahalede gerillanın hedef alınabileceği yönündeki kaygılarını kendisine aktardığını belirtti.
Karayılan’ın anlatımına göre Talabani, PKK’lilerin hedef alınmaması için çaba göstereceğini söyledi ve kendisinden bir ABD generaline hitaben mektup yazmasını istedi. Talabani’nin mektubu generale ileteceğini söylediğini aktaran Karayılan, görüşmede Talabani’nin şu ifadeleri kullandığını anlattı:
“Gerilla korunulmalıdır. Belki yarın biz ve Araplar birbirimizle savaşırız, gerilla bize yardıma gelir.”
Karayılan, bu görüşmeden yıllar sonra, 2014’te IŞİD’in Irak’taki saldırıları sırasında PKK güçlerinin Kerkük, Erbil, Mahmur ve Şengal’de sahaya çıktığını; Kerkük’ten Efrin’e kadar uzanan bir hatta IŞİD’e karşı cephe oluşturduğunu söyledi.
2017 yılında, hasta olduğu dönemde Talabani’yi yeniden ziyaret ettiğini anlatan Karayılan, 2003’teki konuşmalarını kendisine hatırlattığını belirtti. Karayılan, Talabani’nin başını sallayarak hatırladığını ifade ettiğini ve gerillanın daha sonra yardımına geldiğini söylemesinden memnuniyet duyduğunu aktardı.
Karayılan, bu anıyı anlatarak Kürtlerin farklı siyasi ve örgütsel yapılara sahip olsalar da zor dönemlerde birbirlerine destek olabileceklerini belirtti.
Rojava için 29 Ocak Anlaşması ve anadilinde eğitim vurgusu
Karayılan, Demokratik Suriye Güçleri (DSG) ile Suriye hükümeti arasında 29 Ocak’ta imzalanan anlaşmanın Rojava’daki kazanımları belli ölçüde koruduğunu savundu. Ancak Suriye’deki bazı tarafların anlaşmayı kabul etmediğini ve anlaşmanın içini boşaltmaya çalıştığını ileri sürdü.
Özellikle Haseke ve Kobani’de yaşanan gelişmelere dikkat çeken Karayılan, Kürtçenin ilkokuldan üniversiteye kadar eğitim dili olarak kullanılmasının engellenmek istendiğini söyledi. Kürtçe eğitimin durdurulup Arapça eğitime geçilmesi yönündeki talepleri eleştiren Karayılan, bunun Rojava Devrimi’nin kazanımlarını reddetmek anlamına geleceğini söyledi.
Suriye’de Kürtler, Araplar, Hristiyanlar, Ermeniler, Asuri-Süryaniler, Dürziler ve Aleviler gibi farklı halk ve inanç topluluklarının bulunduğunu belirten Karayılan, bütün toplulukların kendi kimliklerini ve dillerini koruyabildiği demokratik bir sistem kurulması gerektiğini savundu.
Haseke’de son günlerde yaşanan olayların provokasyon olduğunu düşündüğünü belirten Karayılan, bunların aynı zamanda belirli bir siyasi projenin parçası olduğunu savundu.
Ahmed Şara’ya seslendi
Karayılan, Türkiye’ye de çağrıda bulunarak Ankara’nın Rojava’daki Kürtlere yönelik tutumunu değiştirmesi gerektiğini savundu.
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’ya da seslenen Karayılan, ülkenin birliğini korumak ve farklı projelerin Suriye üzerinde etkili olmasını önlemek için sorumluluk alınması gerektiğini belirtti.
“Top artık Türkiye devletinin tarafında”
Röportajının sonunda sürecin geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Karayılan, son çekilme adımlarıyla birlikte sorumluluğun Türkiye devletine geçtiğini savundu.
Devletin Abdullah Öcalan’ın rolünü güvence altına alacak hukuki düzenlemeleri yapması ve silahsızlanma sonrasında gerillanın siyasi yaşama katılabilmesinin önünü açması gerektiğini belirten Karayılan, sürecin ilerlemesinin karşılıklı güvene bağlı olduğunu söyledi.
Karayılan, “Bu attığımız son üç adımla top artık Türkiye devleti tarafında. Bakalım artık onlar topu nasıl kullanacak” dedi.
Türkiye ile yeni bir sayfa açmak istediklerini yineleyen Karayılan, yıllardır devam eden çatışmaların sona ermesi, inkâr ve asimilasyon politikalarının bırakılması ve siyasi çözüm yolunun güçlendirilmesi gerektiğini savundu.
Karayılan, Kürt tarafının attığı adımların karşılıksız kalması durumunda sürecin tıkanabileceği uyarısında bulunurken, demokratik siyaset ve diyalog yoluyla sonuca ulaşma umutlarının sürdüğünü ifade etti.



