Erbil (Rûdaw) - Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Irak Temsilcisi Dr. Cemile Raabi, Rûdaw’a verdiği özel mülakatta ülkedeki sağlık krizinin boyutlarını açıkladı.
İklim krizinin doğrudan ölümleri tetiklediğini belirten Raabi, genç nüfustaki obezite, hareketsizlik ve tütün kullanımının geleceği tehdit ettiğini vurguladı.
Yıllarca süren savaşların ardından toparlanmaya çalışan Irak, bu kez "bulaşıcı olmayan kronik hastalıklar" ve "iklim krizi" kıskacında.
Rûdaw’a kapsamlı bir mülakat veren DSÖ Irak Temsilcisi Dr. Cemile Raabi, ülkedeki ölüm vakalarının yarısından fazlasının önlenebilir kronik rahatsızlıklardan kaynaklandığını açıkladı.
Ölümlerin yüzde 56’sı kalp, kanser ve diyabetten
Ulusal sağlık verilerinin alarm verdiğini belirten Dr. Raabi, Irak’taki toplam ölümlerin yüzde 56’sının kalp-damar hastalıkları, kanser, diyabet ve kronik solunum yolu rahatsızlıkları nedeniyle yaşandığını söyledi.
Yetişkin nüfusun tablosu ise vahim:
-Yetişkinlerin yüzde 30’u hipertansiyon hastası.
-Nüfusun yüzde 14’ü diyabetle mücadele ediyor
-Yetişkinlerin yüzde 30’undan fazlası obezite sınırında
Tehlike çocukluk çağına indi: Gençlerin Yüzde 88’i Hareketsiz!
Dr. Raabi, kronik hastalık risklerinin endişe verici biçimde 13-17 yaş grubuna kadar gerilediğini belirtti. Okullarda yapılan son araştırmaya göre, Iraklı ergenlerin yüzde 18’i tütün kullanıyor, yüzde 32,5’i aşırı kilolu ve şaşırtıcı bir biçimde yüzde 88,4’ü yetersiz fiziksel aktiviteye sahip.
İklim krizi artık bir "halk sağlığı" felaketi
Aşırı sıcaklar, kuraklık ve kum fırtınalarının sağlık sistemini kilitlediğini ifade eden DSÖ Temsilcisi, risk haritasını da paylaştı.
Zikar, Meysan, Basra, Kadisiye, Vasıt ve Müsennâ en tehlikeli sıcaklık bölgeleri olarak ilan edilirken; içme suyu yetersizliğinin kolera ve dizanteri riskini yeniden hortlattığı bildirildi.
Ruh sağlığı ve sahte ilaçla mücadele
On yılların getirdiği savaş travmalarına karşı ruh sağlığı hizmetlerini mahalle düzeyindeki sağlık ocaklarına entegre ettiklerini açıklayan Raabi, piyasadaki sahte ilaçlara karşı Irak ulusal laboratuvarlarının uluslararası akreditasyon sürecini hızlandırdıklarını ifade etti.
DSÖ, Kürdistan Bölgesi ile federal hükümet arasında sağlık alanında tam bir eş güdüm bulunduğunu vurguladı.
Rûdaw ile DSÖ Irak Temsilcisi arasındaki soru-cevap metni
Rûdaw: Dünya Sağlık Örgütü, Irak'ta tırmanan iklim değişikliğinin halk sağlığı üzerindeki etkisini nasıl değerlendiriyor? Kuraklık ve kum fırtınalarıyla ilişkili hastalıklara karşı Sağlık Bakanlığı ile ortak programlarınız nelerdir?
Cemile Raabi: Irak için iklim değişikliği sadece çevresel bir konu değil, doğrudan bir halk sağlığı meselesi haline gelmiştir. Aşırı sıcaklar, su kıtlığı, kuraklık, çölleşme ve toz fırtınaları mevcut kronik sağlık problemleriyle birleşerek nüfus ve sağlık sistemi üzerinde giderek artan bir baskı yaratıyor.
Sağlık üzerindeki etkiler çok yönlüdür; aşırı sıcaklar bitkinlik ve sıcak çarpması riskini tırmandırırken kalp-damar, böbrek ve solunum yolu hastalıklarını ağırlaştırabilir. Su kıtlığı ve su kalitesinin düşmesi; kolera ve ishal gibi su kaynaklı hastalık risklerini artırmakta, kişisel hijyen, gıda güvenliği ve beslenmeyi doğrudan olumsuz etkilemektedir. Ayrıca toz fırtınaları ve hava kalitesindeki bozulma solunum ve dolaşım sistemi rahatsızlıklarını tetiklemektedir.
Burada kanıta dayalı veri üretiminin sağlık politikalarını ve yatırımlarını yönlendirmedeki rolü ortaya çıkıyor. DSÖ; Irak'ın iklim değişikliğine karşı sağlık kırılganlığı ve uyum değerlendirmesini yürütmesine ve Ulusal Sağlık Uyum Planı geliştirmesine destek sağladı. Son gerçekleştirdiğimiz ısı-sağlık risk değerlendirmesi, risklerin coğrafi olarak eşit olmadığını gösterdi; Zikar, Meysan, Basra, Kadisiye, Vasıt ve Müsennâ vilayetleri en yüksek risk grubuna yerleşirken, Ninova ve Selahaddin vilayetlerinde de yüksek risk saptandı. Bu durum, Kürdistan Bölgesi dahil her vilayet ve bölgenin risk maruziyetine göre yerel müdahale planları geliştirmesinin önemini ortaya koymaktadır.
Su bu denklemin omurgasıdır. Güvenli yönetilen içme suyu hizmetlerinden yararlanan nüfus oranı 2000 yılındaki yüzde 50 seviyesinden 2024'te yaklaşık yüzde 60'a yükselmiştir; ancak su kıtlığı, kuraklık, yüksek sıcaklıklar, nüfus artışı ve eskiyen altyapı ilave baskı oluşturuyor. Dolayısıyla su güvenliği, doğrudan sağlık güvenliğidir.
DSÖ; Federal Sağlık Bakanlığı, Kürdistan Bölgesi Sağlık Bakanlığı, her iki Çevre Bakanlığı ve paydaşlarla çok sektörlü koordinasyonu, kanıt üretimini, sağlık personelinin kapasitesini, su-kanalizasyon-hijyen (WASH) hizmetlerini ve sağlık tesislerinin dayanıklılığını güçlendirmek için çalışıyor. Önümüzdeki önceliğimiz; sağlık, iklim ve çevre verilerini birbirine entegre ederek erken uyarı sistemlerini kurmak, böylece riskleri krize dönüşmeden öngörüp tedbir almaktır. Amacımız, kriz oluştuktan sonra müdahale etmek yerine riskleri önceden tahmin edip hafifleten proaktif bir sisteme geçmektir.
Rûdaw: Örgütünüz ile Irak Hükümeti arasındaki sağlık sistemi reformu ve Sağlık Sigortası Kanunu'nun uygulanması konusundaki iş birliği ne aşamadadır? Tüm vatandaşlar için Genel Sağlık Kapsayıcılığı hedefine ulaşılmasına nasıl destek veriyorsunuz?
Cemile Raabi: Genel Sağlık Kapsayıcılığı (UHC), Irak sağlık otoriteleriyle yürüttüğümüz ortaklığın temel sütunlarından biridir. Bu, her bireyin ihtiyaç duyduğu kaliteli sağlık hizmetlerine maddi yıkım yaşamadan, doğru zamanda ve doğru yerde erişebilmesi anlamına gelir. Bu hedef, BM Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları'nın sağlıkla ilgili 3.8 alt hedefiyle doğrudan bağlantılıdır.
Sağlık sigortasını daha geniş kapsamlı bir sağlık reformunun parçası olarak görüyoruz. Çünkü genel sağlık güvencesi tek başına bir finansman mekanizmasıyla sağlanamaz; güçlü birinci basamak sağlık hizmetleri, kaliteli ve güvenli klinik süreçler, dengeli dağıtılmış nitelikli sağlık personeli, sürdürülebilir finansman, temel ilaç ve teknolojilere kesintisiz erişim ve güçlü bilgi sistemleri gerektirir.
DSÖ; ulusal öncelikler doğrultusunda Federal Bakanlığa ve Kürdistan Bölgesi sağlık otoritelerine birinci basamak sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi, basamaklar arası sevk zincirinin netleştirilmesi, bakım kalitesi, hasta güvenliği, ilaç düzenlemeleri ve veriye dayalı kaynak dağılımı konularında destek sunmaktadır.
Adalet bu sürecin ana unsurudur. Başarı sadece ulusal ortalamalarla ölçülemez; Kürdistan Bölgesi dahil tüm vilayetlerde, özellikle dezavantajlı ve coğrafi engellerle karşılaşan kesimlerin kaliteli sağlık hizmetine erişim düzeyiyle ölçülmelidir. DSÖ'nün rolü, Irak'ı uluslararası standartlar ve teknik kılavuzlarla destekleyerek insan odaklı sürdürülebilir bir sağlık sistemi inşa etmektir.
Rûdaw: Kovid-19 pandemisi deneyiminden sonra Irak'ın mevcut salgın izleme ve yeni salgınlara karşı erken uyarı kapasitesini nasıl görüyorsunuz? Su kıtlığı nedeniyle bulaşıcı hastalıkların yeniden hortlama riski var mı?
Cemile Raabi: Irak; Kovid-19 ve önceki sağlık krizlerinden edindiği tecrübeler sayesinde sürveyans, erken teşhis ve acil müdahale kapasitesinde kayda değer bir ilerleme sağladı. En temel ders, hazırlıklı olma halinin kriz sonrası devreye giren geçici bir mekanizma değil, sistemin kalıcı bir parçası olması gerektiğidir.
DSÖ, federal ve bölgesel otoritelerle hastalık sürveyansı, erken uyarı, laboratuvar kapasitesi, hızlı müdahale ekipleri, enfeksiyon kontrolü, hastane hazırlığı ve kitle olaylarına müdahale konularında ortak çalışmalar yürütmektedir. Uluslararası Sağlık Tüzüğü (IHR) kapsamında simülasyon tatbikatları ve müdahale protokolleri geliştirdik.
Dijital dönüşüm bu süreçte omurga rolü oynadı. Bugün Bölgesel Sağlık Bilgi Sistemi'ne kayıtlı yaklaşık 12.700 kullanıcı bulunuyor ve 16 sağlık programı sisteme entegre edilmiş durumda. Rutin aşılama raporlaması yaklaşık 1.900 tesisi kapsıyor; vaka bazlı izleme ağı 900 merkeze ulaştı ve 3.000'den fazla bakanlık personeline dijital sistem eğitimi verildi.
Su kıtlığına gelince; şüphesiz çok kritik bir risk faktörüdür. Güvenli su kaynaklarının azalması ve aşırı sıcaklar kolera, dizanteri ve diğer su kaynaklı bulaşıcı hastalıkların yayılmasını doğrudan tetikler. Bu nedenle sonraki aşamamız; epidemiyolojik, iklimsel, çevresel ve hidrolojik verileri tek çatı altında bağlayarak ülke genelinde erken uyarı ve erken eylem mekanizmalarını kurmaktır. Hedefimiz, sadece hastalık ortaya çıktığında tepki vermek değil, riski oluşmadan tahmin eden ve temel sağlık hizmetlerinin sürekliliğini koruyan bir altyapı kurmaktır.
Rûdaw: Irak'ta kanser ve şeker gibi bulaşıcı olmayan hastalıkların tırmanışına dair büyük endişeler var; örgütünüzün uzmanlaşmış merkezler kurma ve yeni tedavi protokolleri sağlama konusundaki stratejisi nedir?
Cemile Raabi: Bulaşıcı olmayan hastalıklar (NCD), Irak'taki toplam ölümlerin yaklaşık %56'sını oluşturarak en büyük halk sağlığı tehdidi haline gelmiştir. Kalp-damar hastalıkları, diyabet, kanser ve kronik solunum rahatsızlıkları; erken ölüm ve iş gücü kaybının ana sebepleridir.
Ulusal veriler yetişkinlerin yaklaşık %30'unun hipertansiyonla mücadele ettiğini, %14'ünün diyabet hastası olduğunu ve %30'dan fazlasının obezite sınırında olduğunu teyit ediyor. Bu veriler, önleme ve erken teşhis yatırımlarının uzmanlaşmış klinik hizmetlerle eş zamanlı yürütülmesini zorunlu kılıyor.
Asıl endişe verici tablo, risk faktörlerinin çocukluk çağına kadar inmiş olmasıdır. Sağlık Bakanlığı ile ortak yürüttüğümüz Küresel Okul Sağlığı Araştırması; 13-17 yaş grubundaki gençlerin %18'inin tütün kullandığını, %32,5'inin aşırı kilolu (%12,5 obez) olduğunu ve %88,4'ünün tavsiye edilen günlük fiziksel aktivite seviyesine ulaşamadığını ortaya koydu.
Bu doğrultuda DSÖ iki tamamlayıcı eksende destek sunuyor:
Sağlık sistemi içi müdahale: Birinci basamak sağlık kuruluşlarında tarama, erken teşhis, tedavi ve uzun vadeli takip protokollerinin güçlendirilmesi; kanser tarama programlarının yaygınlaştırılması ve uzmanlaşmış merkezlere sevk zincirinin kurulması.
Sektörler arası politika müdahalesi: Tütün kullanımı, sağlıksız beslenme, hareketsizlik ve obeziteyle mücadele; sağlık sektörünü aşan bir koordinasyon gerektirir. Eğitim, yerel yönetimler, gıda endüstrisi, yasama organları ve ailelerin sürece dahil edilmesi şarttır.
Mesajımız çok net: Irak, bu ağır hastalık yükünü sadece hastanelerde tedavi ederek çözemez. Kalıcı başarı; erken teşhis ve koruyucu hekimlik yatırımlarıyla mümkündür.
Rûdaw: Irak, toplumun ruh sağlığında derin yaralar bırakan uzun savaş ve çatışmaların faturasını ödüyor; örgütünüz ruh sağlığı hizmetlerini birinci basamak sağlık merkezlerine entegre etmek ve uzman kadro yetiştirmek için nasıl çalışıyor?
Cemile Raabi: Ruh sağlığı ve madde bağımlılığı, Irak'ta temel halk sağlığı öncelikleri arasına girmiştir. On yıllar süren çatışmalar, yerinden edilmeler ve sosyo-ekonomik travmalar; Kürdistan Bölgesi dahil ülke genelinde psikososyal destek ve ruh sağlığı hizmetlerine duyulan ihtiyacı katbekat artırmıştır.
DSÖ, ruh sağlığı hizmetlerini birinci basamak sağlık kuruluşlarına entegre ederek vatandaşların uzman hastanelere gitmeden, kendi mahallelerindeki sağlık ocaklarında bu desteğe ulaşabilmelerini hedefliyor. Sağlık çalışanlarına erken teşhis, psikolojik ilk yardım, sevk ve rehabilitasyon eğitimleri veriyoruz.
Madde bağımlılığıyla mücadelede önemli bir başarıya imza atarak Irak Ulusal Madde Kullanım Bozuklukları Yönetimi Protokolü'nün hazırlanmasını tamamladık. Bu protokol, tedavi ve rehabilitasyon süreçlerine kanıta dayalı ulusal bir standart kazandırdı. Amacımız; damgalamayı (stigmatizasyon) kırarak gençlerin yardım aramasını kolaylaştırmak ve toplum temelli rehabilitasyonu güçlendirmektir. Temel ilkemiz: Ruh sağlığı olmadan sağlık olmaz.
Rûdaw: İlaç ve tıbbi malzeme dosyasına ilişkin olarak; DSÖ ithal ilaçların kalite kontrolünü sağlamada ve Irak merkezi laboratuvarlarının uluslararası akreditasyon almasında nasıl bir rol oynuyor?
Cemile Raabi: Güvenli, etkili ve kalite onaylı ilaç ile aşılara erişim, güçlü bir sağlık sisteminin vazgeçilmez temelidir. İthal edilen ürünlerin kaydı, denetimi ve piyasa gözetimi bütünüyle ulusal otoritelerin yasal sorumluluğundadır. DSÖ'nün görevi ise ulusal denetim kurumlarının kurumsal ve teknik kapasitesini uluslararası standartlara taşımaktır.
Bu kapsamda ruhsatlandırma, piyasa denetimi, farmakovijilans (ilaç güvenliği izleme) ve laboratuvar kalite kontrol süreçlerine teknik rehberlik sağlıyoruz. Laboratuvarlar düzeyinde hedefimiz, test güvenilirliğini ve kalite yönetimini geliştirerek Irak laboratuvarlarının uluslararası akreditasyon almasına zemin hazırlamaktır.
Burada nihai amaç yalnızca bir sertifika almak değil; sahte ve kalitesiz ilaçları anında tespit edebilen, halka güvenli ilaç arzını garanti altına alan sürdürülebilir bir ulusal denetim mekanizması inşa etmektir.
Tüm bu başlıklarda yöntemimiz tektir: Veriyle başlar, sorunları tespit eder, bunları uluslararası standartlarda ulusal politikalara dönüştürür ve uygulanabilir sistemler kurarız. Sağlık sorunları idari sınırlarda durmaz; bu nedenle federal hükümet ve Kürdistan Bölgesi makamlarıyla tam bir ortaklık içinde çalışmaya devam ediyoruz. Nihai başarımız gerçekleştirdiğimiz faaliyetlerin sayısıyla değil, geride bıraktığımız kurumların ve sistemlerin kalıcılığıyla ölçülecektir.


.jpg&w=3840&q=75)
