“Silahsız diplomasi, enstrümansız müzik gibidir" der ünlü Alman siyasetçisi Otto von Bismarck. Kürler'e uyan bir tesbit. Kobani direnişi ve Şengal'in IŞİD'den kurtarılmasında Kürt gerillalarının gösterdikleri başarı dünyada büyük ilgi ve sempati uyandırdı. Fakat bu durumdan yıllardır aranan meşrutiyet için yeterince yararlanıldığı söylenemez.
Günümüzde, Avrupa, Amerika ve Avusturalya, Orta ve Uzak ve Asya'da yaşayan, örgütlü, ulusal hakları için ortak heyecanı hisseden dinamik bir Kürt potansiyeli yaşıyor. Giderek artan nüfuslarından dolayı yaşadıkları ülkelerde dikkatleri üzerine toplayan bu nüfusun siyasi gücünden yeterince yararlanılmış değil.
Kürdistan'daki direnişle sıkı bağlar taşıyan diasporanin yaşadığı ülkelerin özgün şartlarına göre örgütlenmemesi ve işlevinin ekonomik desteğe indirgenmesinden dolayı, halk diplomasisindeki rolünü de oynayamıyor.
Bu anlamda Kürt hareketinin temsiliyet-meşrutiyet ve muhatap arayışında karşılastığı zorlukları sadece "Kürtler'in devletsiz ulus", "emperyalizm vs." gibi alışılageldik kavramlarla açıklamak bir kısırdöngü olur.
Üç dönemi anlamak
Bu durumu anlamak için sadece son 35 yıllık yakın tarihe üç aşamada göz atmakta yarar var.1990'lı yıllarda Kürtdistan'da faili meçhul ciyanetler, toplu katliamlar, köy boşaltmalar yaşandı, yüzbinlerce sığınmaci Avrupa üleklerine geldi. Kürtler'e bakış, “Mazlum, devletsiz ulus”. Buna rağmen Almanya-Fransa liderliğindeki AB, PKK'yi "terörist örgüt" ilan etti.
İkinci dönem, 1999-2000: Dünyanın dört bir yanında Kürtler sokaklarda, kitlesel yürüyüşler yapılıyor, Türkiye, Yunanistan konsoloslukları işgal ediliyor, öfkeli, çaresiz, insanlar kendilerini yakıyor. Dünya kamuoyonun bakış açısı aynı, “liderleri tutuklanmış mağdur halk” Kürtler.
Aradan on yıl geçiyor. “Arap Baharı” Suriye'ye ulaşınca, özellikle bu ülkede unutulan Kürtler, Rojava'da kurdukları kantonal sistemle sahneye çıkıyor. Dünya kamuoyu Şengal'de, Kobani'de, 21. Yüzyıl’ın Timur, Atilla barbar orduları benzeri, mevzide IŞİD'e karşı savaşırken, elinde kalaşnikofla gülümseyen Kürt kadınlarıyla tanışıyor.
Bu son aşama Kürtler'in aslinda “makus talihinin' de değiştiği dönemdir. Mağdura, mazluma duyulan acıma duygusunun yerini sempati, ilgi ve merak alıyor. Eşit ilişkiler, ittifaklar kurulabilecek bir güç artık Kürtler.
Dünyanın dört bir yanından feminist hareketler, aydınlar, sokaktaki insan, Paris'te, Brüksel'de, Londra'da, New York'ta, Ankara'da, Bağdat'ta katliamlar yapan, kadınları Ortaçağ yaşamına zorlayan, kölecilik, cariyecilik, talan uygulamalarına karşı mücadele eden Kürtler'e sempatiyle bakmaya başlıyor.
Yaklaşık 2 milyon Kürdistanlı'nın yaşadığı diasporada ve özellikle Batı'da, özgürlük mücadelesine ortak değerler (laiklik, kadınlarin siyasetteki rolü, eşitlik, özgürlük...) ve çıkarlar çerçevesinde sempati duyuluyorsa, bunun diplomatik çalışmalarla kazanıma dönüştürülmesi gerekiyor.
Kurumlarda reform
Kürt kurumlarının (medya, dernekler, irtibat büroları) yakalanan bu halkayı, yıllardir muahatap alınmak, meşrulasmak için verilen mücadeleyi kalıcı ittifaklara ve stratejik projelere dönüştürebilmesinin koşulları oluştu. Diasporada, potansiyeli kullanmak yerine, yetersizlikleri örtmek için, alışılagelmiş, “Batı'nın emperyalist, ekonomik çıkarlara dayalı ilişkileri...” veya “biz devlet değiliz ki...” gerekçelerinin arkasına sığınmak yıllardır süregelen yanlışları tekrarlamak olur.
Kürt özgürlük mücadelesinin diasporadaki temsilcisi ve aynası mahiyetindeki kurumların somut koşullara uygun, eğitimli, yaşadığı ülkenin diline, kültürüne, siyasetine hakim, toplumlar arasında arasında köprü görevi olabilecek bireylerce temsil edilmesi gerekir.
Bu kurumların sadece Kürdistan siyasetinde değil, yaşanan ülkenin sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik sorunlarına da duyarlı davranmaları ve bu konuda ortak beklentiler temelinde, kamu politiklarına somut projelerle katılmaları gerekir.
Derneklerinin temsiliyet düzeyi, onu yöneten insanların yaşadıkları toplumun siyasetini, ekonomisini, kültürünü, medyasını tanımasıyla orantılıdır. Yaşadığı ülkeyi tanımayan, onunla barışık olmayan, üretimden, toplumdan kopuk insanların siyasal kurumları temsil etmeleri, günü kurtarma konusunda bir işlev görebilir ancak stratejik anlamda bugüne kadar olduğu gibi havanda su dövmekten öteye gidemez.
Uluslararası ilişkilerin siyasal ve iktisadi çıkarlara endeksli gerçeğinden hareketle, yarım asırlık Kürt diasporasının halk diplomasisinde rolünü oynayabilmesi ciddi yapısal değişklikler gerektirir.
1980'li yılların siyasal, sosyolojik ve "soğuk savaş" dönemi konjonktüründe kurulmuş ve isimleri birkaç kez değişmiş olsa da işyleyiş biçimi ve kültürü itibariyle halen o yıllarda kalan kurumların ne diasporanın sosyal, kültürel ihtiyaçlarına yanıt verebilir, ne de Kürdistan özgürlük mücadelesine faydası olur.
Bu kurumlar, bulundukları ülkelerin kamu politikalarina adapte olmadıkları, bu alanda toplumsal sorunlara çözümler sunmadıkları sürece ne Kürt siyasetinde, ne de bulunulan ülkenin siyasetinde söz sahibi olabilirler.
Modern insan kaynakları
Öz itibariyle, diplomasi, Amerikalı komedyen Will Rogers'ın deyimiyle, "Bir taş bulana kadar azgın köpeğe, oy sen ne şirin bir köpeksin!" diyebilme sanatıdır. Yani bizdeki deyimle “köprüyü geçene kadar ayıya dayı” diyebilme becerisidir.
Bunu salt bir oportünizm olarak değerlendirmek yerine, kendi ülkesinin, halkının çıkarlarını, barış, özgürlük ve demokrasi gibi evrensel hak ve değerler için iletişim ve müzakere edebilme kabiliyeti olarak algılamak daha yararlı olur.
Bu potansiyel, tıpkı Kürdistan'ın yeraltı ve yerüstü zenginlikleri gibidir. Ya işlenmemiş ya da hoyrat sömürgeci anlayışla tarumar edilmiş. Oysa bir asırdır süren direnişle kuşaktan kuşağa haramanlanmış mücadele kültürüyle büyüyen nesiller, ülkede ve diasporada mevcut.
Asıl mesele, bu cevherleri bulup çıkarmak, işlemek ve insan kaynaklarına dönüştürmektir.
İhsan Kurt, gazeteci ve 20 yıldır İsviçre'de yaşıyor. İsmet Şerif Vanlı Kürt Mirasını Koruma Derneği (AFKICV) Başkanı. Aynı zamanda İsviçre Sosyal Demokrat Parti Merkez yöneticisi. Prilly Kent Parlamentosu üyesi. Lozan ve Neuchâtel üniversitelerinde sosyoloji, iletişim ve gazetecilik üzerine lisans ve master yaptı. Lozan üniversitesi Kamu Yönetimi Enstitüsü'nde de, "Çokkültürlü Toplumlarda Kamu İdaresi" konusunda master yaptı.
(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.)



