Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eşbaşkanı Sezai Temelli, 24 Haziran’daki seçimlere ilişkin, “Biz birinci turda adayımızın en güçlü aday olduğunu düşünüyoruz ve ikinci tura kalması için yoğun bir kampanya yürüteceğiz. Sayın Demirtaş ikinci tura kalırsa kesinlikle seçilecektir” dedi.
Sezai Temelli, Selahattin Demirtaş’ın cumhurbaşkanı seçilmesi durumda yeniden parlamenter sisteme geçiş olacağını söyledi.
Temelli ayrıca, Kürdistani partilerin yan yana gelerek hem “cumhur ittifakına” hem de diğer ittifaka “en güçlü yanıtı verdiğini” belirtti.
HDP Eşbaşkanı, gündeme dair Rûdaw’ın sorularını yanıtladı...
24 Haziran seçimleri için tabloya baktığımızda partiler “cumhur ittifakı” ve “millet ittifakı” adıyla 2 ayrı ittifak kurdu. HDP ise bu ittifakların dışında kaldı. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Siz HDP olarak “millet ittifakı” içinde yer almak istiyor muydunuz?
Biz özellikle baraj meselesine karşı çıkıyorduk. Bu konuda mecliste sayısız kanunu teklifi verdik. Barajın kalkması için. Çünkü baraj aslında Türkiye’de demokrasiye konulmuş bir barajdır. Temsiliyeti ortadan kaldıran bir barajdır ve özellikle de Türkiye’de Kürt halkına yönelik o politikanın sonucudur. Başta Kürt halkı olmak üzere çeşitli kesimlerin temsiliyeetini sağlayacak şey barajın ortadan kaldırılmasıdır. Bugün görüyoruz ki 24 Haziran seçimlerine giderken yine baraj uygulanıyor Türkiye demokrasisine, Kürt halkına ve HDP’ye. Bu barajı ortadan kaldırmanın yolu bu anlamıyla “sıfır baraj” ittifakı olabilirdi. Bu geçmişte bizim zaten önerdiğimiz bir meseleydi. Ama gelin görün ki “millet ittifakı” adı altında yan yana gelenler HDP ile görüşmeyerek, HDP’siz bir ittifaka yöneldiler. Bunun sonucunda da baraj bugün bir tek HDP için vardır ama HDP yine barajı aşacak güce sahiptir.
HDP aslında barajın altına kalırsa o ittifak bir anlamda anlamsız hale gelir. Sayın Pervin Buldan’ın da ifade ettiği gibi AK Parti en az 60-70 milletvekilini fazladan kazanmış olacak. Size göre HDP’nin bir baraj sorunu var mı? Barajı aşmak için ne yapacaksınız?
Yüzde 13’lük bir oy esasına göre yaklaştığımızda 7 Haziran seçim sonuçlarını baz aldığımızda, eğer HDP barajı geçemezse ki 7 Haziran’da 80 milletvekili almıştık, bunun 76’sı doğrudan “cumhur ittifakına” gider. Yani AK Parti’ye gider. Sizin de belirttiğiniz gibi, “millet ittifakının” parlamentoda bir çoğunluk sağlaması ve “cumhur ittifakını” azınlığa düşürme şansı kendiğinden ortadan kalkar. Hatta daha da büyük bir risk vardır; 401 denilen eşiği geçme imkanı sağlamış olur. Bu anayasayı referanduma götürmeden, değiştirme olanağını beraberinde getirir. İşte bu risk çok büyük bir risktir. Bu risk partili cumhurbaşkanlığının nasıl bir diktatöryel rejime dönüşeceğini bize gösteririr. Bu diktatörlüğe engel olmanın yolu HDP’nin barajın üzerinde yüzde 13’e çıkmasıyla mümkündür. Bizim için baraj riski var mı? Aslında normal koşullarda bir seçime gitsek baraj riski yok. Fakat bildiğiniz gibi HDP’nin barajı sadece seçim barajıyla sınırlı değil. Güvenlik güçleriyle, politikasıyla, askeriyle, valisiyle, medyasıyla yürütülen ve baraja baraj ekleyen, HDP karşıtlığı bir karalama kampanyası söz konusudur. Güvenlik adı altına aslında HDP’nin sandıklarına bir şiddet söz konusu. Halkın sandığa gitmesini önleyecek, valiler başta olmak üzere çeşitli yol yöntemler söz konusu. Bütün bu riskleri çok iyi değerlendirmek gerekiyor. Eğer olağan koşullarda, normal koşullarda bir seçim yapılıyor olsaydı HDP’nin tabi ki de baraj riski yoktu. Ama biz şimdi bütün bu riskleri de değerlendirerek, barajı aşacak çalışmalar yapıyoruz.
HDP ittifakların dışında kaldı ve siz de barajı aşmak için bazı çalışmalar yapıyoruz dediniz. Bu kapsamda Batı’da Türkiye demokrasi güçleriyle, Kürdistan’da da Kürdistani partilerle görüşmeleriniz var. HÜDA-PAR’a taban istemediği için kapıyı kapatmıştınız. Diğer Kürdistani partilerle görüşmeleriniz hangi aşamada?
Görüşmeler sürüyor. Çok olumlu yan yana gelmeler sağlandı. Bu anlamıyla işte esas HDP’nin ücü burada açığa çıktı. Tüm Kürdistani partiler gerçek anlamda, toplumsal anlamda, siyasi anlamda bir ittifak yarattı diyebilirim. Kürdistani partilerin yan yana gelmesi hem “cumhur ittifakına” hem de diğer ittifaka en güçlü yanıttı. Batı’da emek, demokrasi güçleri yan yana geldiler. HDP “yalnız değilsiniz” demişti Türkiye halklarına. Onlar da birlikte bu onurlu yalnızlığı dile getirerek, mücadeleyi büyüttüler. En anlamlı ittifak budur! Kürdistan’da Kürdistani partilerin yan yana gelmesi, Batı’da emek ve demokrasi güçlerinin yan yana gelmesi bu baraj zihniyetine verilmiş en güçlü yanıt oldu.
HDP’nin seçim bildirgesinde “Dağları da, cezaevlerini de boşaltacağız!” dediniz, bunu nasıl yapacaksınız?
İşte programımızın gücü burada. Türkiye’nin bütün tıkanmışlığını, Türkiye’yi demokrasiden uzaklaştıran tekçi anlayışa dur diyerek program HDP’de var. Çünkü HDP’nin programı, gücünü demokrasi anlayışından alıyor. Türkiye demokrasi sorununu çözdüğünde, Kürt sorununu da çözmüş olacaktır. Kürt sorunun çözümü aslında demokrasi sorununun çözümüne bağlıdır. Bu ikisini bir arada ele alıp değerlendirmek büyük önem taşıyor. Eğer biz onurlu bir barışın gelmesini istiyorsak, eğer biz bu ülkede demokrasinin yerleşmesini istiyorsak buna uygun bir programla çıkmalıydık halkın karşısına. Zindanların boşalması da, dağların boşalması da, bu çatışmanın, bu savaşın bitmesi de ancak ve ancak bu kadar güçlü bir demokrasi programıyla, Kürt sorununa çözüm üretmekle mümkündür. Çünkü iktidar bunu yapmaamıştır. Eline geçen fırsatları da elinin tersiyle itmiştir. Savaşçı zihniyetiyle, savaş politikalarıyla yol almıştır. Biz tüm halkların eşit haklara sahip ortak bir vatan, demokratik bir cumhuriyet inşa edebiliriz. HDP’nin iddiası budur.
HDP, Kürt sorununun çözümü için bugüne kadar “demokratik özerlik” önerisinde bulunuyordu. Bu öneri şu an ki seçim bildirgesinde yer almıyor, neden?
Demokratik özerklik meselesinin çok daha ötesinde bir kapsayıcılıkla programımızı düzenledik. Yerel demokrasiyle güçlendirilmiş diyoruz. Yerel demokrasi dediğimizde bu hem özerkliği hem de bunun ötesinde yerelliğin yeniden düzenlenmesini de barındırıyor. Geçmişten gelen vesayetçi anlayış, belediye sistemi, belediyecilik anlayışı aslında merkezin ve vesayeti altında biçimlendiriyorduk. Neredeyse merkezin taşra teşkilatı gibi çalışan belediyeler söz konusuydu. Bunları aşan, yerelin daha fazla inisiyatif aldığı, meclislerini var edebildiği, yerel siyasetin hakim olduğu bir yerek demokrasi anlayışını var etmeye çalışıyoruz. HDP özerklik anlayışını terk mi etti, hayır! Özerklik anlayışından çok daha öte, yerel demokrasi dediğimiz Türkiye’nin her yerine çözüm üreten bir meseledir. Çünkü sadece Kürdistan’da değil, Batı’da da insanlar Ankara’nın vesayetinden kurtulmak istiyor. Bu anlamda da en güçlü programın HDP’de olduğu tezini savunuyoruz.
Seçim bildirgenize yönelik yapılan eleştirilerden biri de sadece Türkiye’nin iç sorunlarına yönelik çözümler önerildiği ancak bir dış politika vizyonu olmadığı yönündeydi. Örneğin Sayın Demitaş cumhurbaşkanı olursa Türkiye’nin Kürdistan Bölgesi ile, Rusya ile, ABD ve NATO ile ilişkileri nasıl olacak? AB süreci nasıl ilerleyecek? Bu konudaki politikanız nedir?
Aslında birdirgemizde var. Çünkü yaklaşımımız şudur; Türkiye’nin sorunlarını sadece Türkiye içinde çözemezsiniz. Türkiye’nin sorunlarını çözmek aslında Ortadoğu’nun, Avrupa’nın sorunlarını çözmektir. Türkiye’nin demokrasi sorununu çözmek aslında Ortadoğu’ya yaklaşımla da çok alakalı. Bakın bugün savaş politikalarını sürdüren AKP iktidarı Kürt düşmanlığı yaparak sadece Cizre’ye, Sur’a, Silopi’ye yıkım getirmiyor. Afrin’e yıkım getiriyor, Rojava’ya saldırı planları düşünüyor, Irak Kürdistan’ındaki referanduma karşı çıkıyor. Bu savaşçı zihniyet bu anlamda Ortadoğu’yu bir yangın yerine çeviriyor. Neden? Çünkü bir Kürt düşmanlığının burada hakim olduğunu görüyoruz. Peki neden bu kadar Kürt düşmanı? Çünkü kendi iktidarını burada sürdürebilmek için milliyetçi hezeyanlardan beslenmek istiyor. Bu milliyetçi hezeyanlara son vermeninin yolu topyekün bir barış politikasıdır. Ortadoğu’nun sorunlarına çözüm üretmek istiyorsanız Kürt halkını, dört parçada varolan Kürtleri dikkate almak zorundasınız.
Cumhurbaşkanı adayınız Sayın Selahattin Demirtaş şu an tutuklu bulunuyor. Siz nasıl bir kampanya yürüteceksiniz ve Demirtaş’ın mesajlarını kamuoyuna nasıl ileteceksiniz?
Her şeyden önce Sayın Selahattin Demirtaş serbest bırakılmalı. Tutukluluğunu haklı gösterecek hiçbir gerekçe yok. Bildiğiniz gibi FETÖ’cü savcıların hazırladığı fezlekelerden dolayı tutuklu. Seçim olmasa bile serbest bırakılmalı. Kaldı ki bu kampanya döneminde eşit koşullarda yarışabilmesi için derhal serbest bırakılmalı. Serbest bırakılmama durumunda da cezaevinden ne kadar ulaşabilirse o kadar iletişime geçecek ama buna karşı kendisi de mektubunda belirtmiştir, biz de buna yönelik çalışımalar yürüyoruz. Demirtaş’ın her sözünü kampanya boyunca milyonlara ileteceğiz. Biliyorsunuz ki Türkiye’deki televizyonlar kampanyamıza, seçim çalışmalarımıza yer vermiyor, gazeteler görmüyor. AKP iktidarı bu alanı kuşatmış durumda. Bu kuşatmayı kırmak için herkesin kendisini sorumlu hissetmesini, bu kampanyanın bir parça olarak görmesini istiyoruz.
Diğer cumhurbaşkanları adayları da Demirtaş’ın serbest bırakılması için çağrıda bulundu. Ayrıca Kürtlere yönelik anadilde eğitim hakkı gibi mesajları da oldu. Siz bu çağrıları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Olumlu değerlendiriyorum. Umarım bu sadece bir seçim kampanyasına ilişkin sözler değildir. Umuyorum samimidir. Umuyorum ki bu sözlerinin takipçisi olacaklardır. Çünkü dediğimiz gibi, bu ülkede Kürt sorununu çözmeden demokrasi sorununu çözemezsiniz. Kürt sorununu çözmek istiyorsanız dört parçadaki Kürt halkının sorunlarını çözmek için ortaklaşmanız gerekiyor. Birlikte siyaset üretmeniz gerekiyor. Örneğin anadilde eğitim çok önemli bir adımdır. Yerel demokrasi, bakın bugün Türkiye kayyumlarla yönetiliyor. Halkın iradesine ipotek konulmuş durumda. Şimdi bunları aşmak için iyi bir fırsat yakaladı Türkiye. Diğer muhalefet liderleri bu konuda samimi ise programlarında buna yer vermeliler.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde nasıl bir sonuç bekliyorsunuz? Sayın Demirtaş eğer seçilirse yapacağı ilk icraatlar neler olacak?
Biz birinci turda adayımızın en güçlü aday olduğunu düşünüyoruz ve ikinci tura kalması için yoğun bir kampanya yürüteceğiz. Bu program aslında diğer yarışa giren adaylar için de yol göstericidir. O yüzden Demirtaş’ın adaylığının ikinci tura kalması büyük önem taşıyor. Sayın Demirtaş ikinci tura kalır ve ikinci turda da kalırsa kesinlikle seçilecektir. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın. Çünkü Demirtaş bütün Türkiye’de herkesi kapsayan bir programla geliyor. Cumhurbaşkanlığı yetkisini kullanıp, tek adam iktidarını sürdürmeye değil, bu yetkileri parlamentoya devretmeye geliyor. Aslında bir geçiş programını hayata geçirmeye geliyor. Burada tabi en önemli şey yeni bir toplum sözleşmesidir, yeni bir anayasadır.
Sayın Demirtaş eğer cumhurbaşkanı olursa yeniden parlamenter sisteme geçiş mi sağlayacaksınız?
Evet ancak eski parlamenter sistemi tekrar eden değil, eski parlamenter sistemin o ötekileştiren vesayetçi anlayışını yıkarak aslında eşit yurttaşlık temelinde, yerel demokrasi anlayışıyla bunu sağlayacağız.
İkinci turda Erdoğan’ın karşısına Demirtaş değil de, İnce veya Akşener kalırsa HDP’nin tutumu ne olur?
Biraz önce söylediğim aslında tutumumuzu gösteriyor. Bizim programımız yol göstericidir. Bir büyük buluşma programıdır. Bu programa sahip çıkan adaylar, aslında halkların buluşması, bu tekçi anlayışa karşı yan yana gelmesini sağlayabilir. Eğer Demirtaş kalmazsa ve bir başka aday kalırsa, bu bizim programımızı nasıl gördüğü, kendi programını nasıl anlattığıyla alakalı olarak halkların teveccühünü kazanabilir. Eğer görmezse, insanları zorla sandığa götürüp, kimseye oy verdiremezsiniz. Çünkü insanların hafızası güçlüdür. Eğer geçmişle yüzleşip bu hatalardan ders çıkarma zamanı gelmişse, herkes üzerine düşen sorumlulukla hakeret eder. Yok eğer geçmişin hatalarından ders çıkarılmamışsa ve Kürt halkının sorununa çözüm üretemeyenler elbette başarılı olamayacaklardır.
Cumhurbaşkanlığı için muhalefet partileri arasında ortak aday da gündeme gelmişti ki Abdullah Gül bu isimlerden biriydi. HDP, Abdullah Gül’e sıcak bakıyor mu?
Bu konuda aslında hiçbir temas, hiçbir görüşme olmadı. Medyada yer aldığı gibi bir gelişme sözkonusu olmadı. Sayın Gül’e veya başka bir adaya sıcak bakılıp bakılmadığı meselesi o adayların programlarıyla çok alakalıdır. Bizim Sayın Gül’e sıcak bakmamız için ne dediğini görmemiz gerekiyordu ki Gül hiçbir şey söylemedi. Ya da bugünkü adaylar içinde aynı şey geçerli. Sayın İnce Edirne Cezaevini ziyaret etti, Hakkari’ye mitinge gitti, bunlar çok olumlu adımlar ama bunlar yetmez. Bir program ortaya koymak gerekir. Bu sorunu çözmek için ne yapacaksınız? Dolayısıyla bu iradenin ortaya çıktığı andan itibaren ortaklaşmalar için konuşabiliriz. Şu an sadece mitingleri görüyoruz, ziyareti görüyoruz ama henüz programları görmüyoruz.
Son sorum Rojava’ya yönelik olacak. Bildiğiniz gibi Afrin düştü, benzer durumların bir daha yaşanmaması için Kürtler ne yapmalı sizce?
Afrin’deki bu meseleye bir an önce son vermemiz gerekiyor. Çünkü Afrin Afrinlilerindir. Yerini yurdu terk etmek zorunda kalan Kürt halkı Afrin’e geri dönmelidir. Bu IŞİD artığı çeteler, ortadan bir an önce çıkartılmalıdır. Bunun içinde 24 Haziran büyük önem taşıyor. Afrin’de yaşanan şeylerin Rojava’da, Irak Kürdistanı’nda yaşanmaması için Kürt halkı birlikte hareket etmelidir. Bu bir duyusallık gereği olduğu kadar, siyaseten de bir gerekliliktir. Dört parçadaki Kürt halkı artık bir araya gelmeli ve bu işgalci zihniyete karşı birleşmeli. İlk adım bu olmalıdır. Artık bunun zamanı gelmiştir. Ulusal birlik çalışmaları bu anlamda büyük önem taşımaktadır. Kürt halkının birlikte, ortak mücedelesi hayata geçmediği sürece bu tür riskler her zaman olacaktır.


.jpg&w=3840&q=75)
