Gandi (1869-1948) ile ilk kez 1997 yılında, fakülte sıralarında bir amfide tanıştım. Ders hocamız onunla ilgili bir belgeseli izletmişti bize. Doğrusu pek bir şey anlamamıştım ama Gandi’de bir şeyler olduğunu sezinlemiştim. O, bir özgürlük savaşçısıydı. Bu yüzden sevmiştim onu ve hikâyesini. Özümsemiştim.
Kendince onurlu bir yaşamın mücadelesini vermişti, bütün Hinduları arkasına alarak. Yılmıyordu. Yorulmuyordu. Asil bir asiydi. Karizmasını sessiz direnişinden alıyordu. Güçlü, karizmatik bir liderdi. Ne istediğini biliyordu. İlk izlenimlerim bu yöndeydi. Sonra onun hakkında okuduklarım, duyduklarım, izlediklerim bu kanımı daha da güçlendirdi.
Yakın zamanda Richard Attenborough’un yönettiği ve yapımcılığını da üstlendiği, Motilal Kothari, Earl Mountbatten, K. G. Burma ve Pandit Jawaharlal Nehru’ya adanmış, prömiyeri 30 Kasım 1982'de Yeni Delhi’de yapılmış “Gandi” adlı biyografik filmi izledim; Kürt realitesine daha değişik açılardan, daha farklı yönlerden baktım.
Filmi izlerken aklıma gelen düşünceler:
*Gandi, gücünü resmî otoritelerden, devletten ya da kurumlardan alan bir lider değildir; tam tersine, gücünü halkının haklı davasından alan karizmatik bir kişiliktir. Bu yüzden bir devlet adamından, hükümet başkanından, askerî komutandan ya da para babalarından daha güçlüdür, sözü daha geçerlidir. Otorite kavramını en geniş anlamıyla kullanırsak, Gandi, Weber’in karizmatik lider sınıflandırmasına benzer ama ondan farklı yerlerde durur.
*Asıl üzerinde durulması gereken, Gandi’nin insanları hakikate nasıl çağırdığıdır. Baskı kurmadan ve zorlamadan. Burada gönüllülük esastır. O, insanlara sadece hakikati göstermiştir; doğru yöntemlerle, haklı gerekçelerle.
*İngilizler halklar ve inançlar arasında görünmez duvarlar örmüştür. Kimi zaman sinsice, kimi zaman kan dökerek, cinayet işleyerek, kaos yaratarak; çoğu zaman da halkların sosyokültürel değerlerini ve yüce varlıklarını kullanarak, sömürerek. Gandi, bu görünmez duvarlarla tek başına savaşmasını bilmiştir.
*Adalet uğruna savaşanlar er geç kazanacaktır. Tarihte de görülmüştür ki zulüm hiçbir zaman payidar olmamıştır. Haktan, adaletten ve hürriyetten yana olanlar elbette bir gün kazanacaklardır, bedeli çok ağır olsa da. Ben buna inanıyorum. Gandi ve Hindistan, bunun en büyük ve en meşhur örneğidir.
Gandi’nin filmdeki sözlerinden:
*Basının desteği olmadan bir toplum asla bütünleştirilemez.
*Azınlıkta olmak gerçekleri değiştirmez; gerçek, gerçektir.
*Umutsuzluğa kapıldığımda tarihi düşünürüm. Gerçeğin ve sevginin daima galip geldiğini hatırlarım. Her zaman zalimler ve caniler olmuştur. Bir süre yenilmez görünebilirler ama sonunda hep kaybederler.
*“Eğer özgürlüğümüzü kan ve cinayetle alacaksak, ben hiçbir şey istemiyorum.”
Gandi’nin General Sumetson’ın çıkardığı yeni kanundan sonra yaptığı konuşmadan: “Ama dostlarım, öldürmeye hazır olmak için hiçbir neden yok. Bize ne yaparsa yapsınlar, hiç kimseye saldırmayacağız, hiç kimseyi öldürmeyeceğiz. Fakat hiçbirimiz parmak izlerimizi vermeyeceğiz... Bizi hapse atacaklar, para cezası verecekler, mallarımıza el koyacaklar; ama biz izin vermedikçe kendimize duyduğumuz saygıyı yok edemeyecekler. Sizden savaşmanızı istiyorum. Onları kışkırtmayın, öfkelerine karşı savaşın. Onlara saldırmadan onları elde edeceğiz. Acımız, onların adil olmadıklarını görmelerini sağlayacak ve tüm dövüşlerde olduğu gibi bizi yaralayacak; ama kaybedemeyiz. Asla kaybedemeyiz! Vücuduma işkence edebilirler, kemiklerimi kırabilirler, hatta beni öldürebilirler ve cesedime sahip olabilirler; ama itaat ettiğimi göremeyecekler. Bunu kesinlikle yapmayacağım.”
(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir)



