Kürt milliyetçiliğinin tarihi, yerleşik anlatılarda çoğunlukla 1880 Şêx Ubeydullah ayaklanmasıyla ya da 1898'de Kahire'de yayımlanan ilk Kürtçe gazeteyle başlatılır. Bu tarihleme, modern siyasal programın doğuşunu doğru biçimde yakalamakla birlikte, o programın hangi birikimin üzerine kurulduğunu açıkta bırakmaktadır. Oysa Kürtlerin kendilerini ayrı bir millet olarak tanımlamalarının yazılı izleri 16. yüzyılın sonuna, kendi siyasal birliklerinin yokluğunu bir eksiklik olarak dile getirmeleri ise 17. yüzyılın sonuna kadar geri gitmektedir.
Bu bakımdan Kürt milliyetçiliğinin gecikmiş olan yanı ulusal bilinç değil, o bilincin devlete dönüşme imkânıdır. Bu imkânı geciktiren şey de Kürtlerin iç yapısından çok, Kürdistan'ı önce iki imparatorluk arasında, ardından dört devlet arasında paylaştıran sınır rejimleri olmuştur. Kürt milliyetçiliğinin kökenlerini anlamak, bu nedenle beş unsurun birlikte ele alınmasını gerektirmektedir: ulusal bilinç, dil, mirlik düzeni, siyasal örgütlenme ve paylaşım.
Milliyetçilik kuramları bu tartışmada iki ana eğilim etrafında toplanmaktadır. Modernist yaklaşım milletleri sanayileşmenin, matbaa kapitalizminin ve merkezi devletin ürünü sayar ve milliyetçiliği milletten önce gelen, onu yaratan bir ideoloji olarak tanımlar.
Etno-sembolist yaklaşım ise modern milletlerin, kuşaktan kuşağa aktarılan ortak ad, ortak soy anlatısı, ortak tarih belleği ve bir yurt tasavvuru gibi daha eski etnik çekirdekler üzerinde yükseldiğini savunur.
Kürtlerin Medleri ata saymaları, bu ikinci yaklaşımın "mit-simge kompleksi" olarak adlandırdığı türden bir soy anlatısıdır ve tarihsel doğruluğundan bağımsız olarak kolektif kimliğin sürekliliğini göstermesi bakımından önem taşımaktadır.
Kürt çalışmalarında da aynı ayrım görülmektedir: Bir kesim, Osmanlı Kürt eşrafının 1918'e kadar imparatorluğa sadık kaldığını ve milliyetçiliğin ancak Wilson ilkeleri ortamında tam bir siyasal harekete dönüştüğünü vurgularken, öteki kesim Kürt kimlik söyleminin 20. yüzyıldan çok önce Şerefname'de ve Ehmedê Xanî'de açıkça dile geldiğini göstermektedir.
Küçük Avrupa milletlerinin uyanışını karşılaştırmalı olarak inceleyen çalışmaların önerdiği üç evreli şema, bu iki yaklaşım arasında verimli bir köprü sunmaktadır. Bu şemaya göre ulusal hareketler önce bir aydın zümrenin dile, tarihe ve kültüre gösterdiği bilimsel ilgiyle başlar, ardından yurtsever bir azınlığın örgütlü ajitasyon evresine geçer ve nihayet kitlesel bir harekete dönüşür.
Kürt tarihi bu şemaya yerleştirildiğinde, ilk evrenin Avrupa'daki pek çok örneğinden daha erken başladığı, ikinci evreye 19. yüzyılın sonunda geçildiği, üçüncü evrenin ise tam da Kürdistan'ın parçalandığı yıllara denk geldiği görülmektedir.
Kürt milliyetçiliğinin kaderini belirleyen soru, bilincin ne zaman doğduğu değil, kitlesel evreye geçiş anının neden paylaşımla aynı döneme düştüğüdür.
Bu tarihsel gecikmenin kökü, Kürdistan'ın ilk kez bölündüğü 16. yüzyıla uzanmaktadır. 1514 Çaldıran Savaşı'nın ardından Osmanlı Devleti, Safavi hâkimiyetinden hoşnutsuz Kürt mirlerini kendi tarafına çekmek için İdrîsê Bedlîsî'yi görevlendirmiş, yaklaşık yirmi mir 1514-1515 yıllarında Osmanlı safına geçmiştir. 1516 tarihli fermanla bu mirliklerin yurtluk ve ocaklık olarak babadan oğula geçmesi tanınmış, Kürdistan'ın büyük bölümü doğrudan yönetim yerine iç işlerinde özerk hükümetler düzeniyle imparatorluğa bağlanmıştır.
1555 Amasya ve 17 Mayıs 1639 Zuhab antlaşmaları ise Osmanlı ile Safavi devletleri arasındaki sınırı Kürdistan'ın ortasından geçirmiştir. Bu düzen iki sonuç doğurmuştur. Bir yandan Botan, Hekarî, Soran, Baban, Bedlîs ve Erdelan gibi mirlikler üç yüzyıl boyunca kendi saraylarını, medreselerini ve edebiyat çevrelerini koruyabilmiş, Kürt yüksek kültürü bu kurumların himayesinde gelişmiştir. Öte yandan bu mirliklerin her biri, sadakatini iki imparatorluktan birine bağlamak zorunda kalmış, Kürdistan çapında tek bir siyasal merkezin doğması yapısal olarak engellenmiştir. Dolayısıyla Kürt siyasal parçalanmışlığı, sonraki kuşakların sıkça ileri sürdüğü gibi Kürtlerin doğasından değil, iki imparatorluğun sınır rejiminden kaynaklanmaktadır.
Bu parçalı düzenin içinde, Kürtlerin kendilerini bir bütün olarak tarih sahnesine koyan ilk büyük eser 1597'de tamamlanmıştır. Bedlîs Mirliği'nin başındaki Şerefxanê Bedlîsî'nin Farsça yazdığı Şerefname, Kürtlerin tarihini ilk kez bir Kürt’ün kaleminden, Kürt hanedanlarını merkeze alarak anlatır.
Eser, hükümdarlık makamına ulaşmış beş Kürt hanedanını, adına sikke kestirip hutbe okutan hanedanları ve babadan oğula geçen yerel hükümetleri ayrı kategoriler hâlinde sıralar ve son bölümünü Bedlîs mirlerine ayırır. Bu sınıflandırmanın kendisi, yazarın zihnindeki çerçevenin bir hanedan ya da bir aşiret değil, Kürtlerin tamamı olduğunu göstermesi bakımından dikkat çekicidir.
Şerefname modern anlamda milliyetçi bir metin değildir; ancak Kürtleri Araplar, Farslar ve Türkler karşısında kendi tarihine sahip ayrı bir unsur olarak tanımlaması, sonraki bütün ulusal tarih yazımının dayandığı ilk kaynak hâline gelmesini sağlamıştır.
Bu tarihsel bilinç, bir asır sonra Ehmedê Xanî'nin 1692'de tamamladığı Mem û Zîn'de siyasal bir yakınmaya dönüşmüştür. Xanî, Kurmancî yazdığı bu mesnevinin girişinde Kürtlerin Rûm, Ereb ve Ecem arasında neden mahrum ve mahkûm kaldığını sorar ve cevabı birliğin yokluğunda bulur:
"Ger dê hebûya me îttîfaqek
Vêkra bikira me înqiyadek
Rûm û Ereb û Ecem temamî
Hemiyan ji me ra dikir xulamî."
Bir birliğimiz olsaydı ve hep birlikte birine boyun eğseydik, Rûm, Arap ve Acem hepsi bize kulluk ederdi, diyen şair, aynı bölümde tacı giymeye layık bir Kürt padişahının yokluğunu da dile getirir.
Bu dizelerin ne ölçüde modern milliyetçiliğin öncüsü sayılabileceği tartışmalıdır. Eleştirel okumalar, Xanî'nin çağında "Kürt" adının daha çok aşiretleri ve seçkinleri kapsadığını, özlenen padişahın da bir ulus devletten çok çok unsurlu bir hükümdarlığı çağrıştırdığını hatırlatmaktadır.
Bununla birlikte Xanî'nin eserini Kurmancî yazmayı bilinçli bir tercih olarak sunması, dili bir milletin onur meselesi olarak ele alması ve siyasal parçalanmışlığı Kürtlerin talihsizliğinin nedeni olarak göstermesi, modern milliyetçiliğin temel önermelerinin iki asır önce Kürt edebiyatında hazır bulunduğunu ortaya koymaktadır.
Xanî'nin sorusu, Kürt ulusal bilincinin yokluğunun değil, o bilincin kendini ifade edecek siyasal bir çatıdan yoksun kaldığının kanıtıdır.
Mem û Zîn'in sonraki kaderi de bu bakımdan öğreticidir. Eserin parçaları 1898'den itibaren Kürdistan gazetesinde yayımlanmış, ilk tam baskısı ise 1919'da İstanbul'da, Kürdistan Teali Cemiyeti'nin kültür kolu tarafından Hemze Muksî'nin yayına hazırlamasıyla yapılmıştır. Bir 17. yüzyıl mesnevisinin tam da siyasal örgütlenmenin başladığı yıllarda ulusal destan mertebesine yükseltilmesi, ulusal hareketin ikinci evresinde aydınların birinci evrenin mirasını nasıl seferber ettiğinin tipik bir örneğini oluşturmaktadır.
Mirlik düzeninin çözülmesi, Kürt siyasal hayatının ağırlık merkezini 19. yüzyılda köklü biçimde değiştirmiştir. II. Mahmud döneminde başlayıp Tanzimat'la hızlanan merkezileşme politikası, üç asırlık özerk hükümetleri birer birer tasfiye etmiştir.
Soran Mirliği 1836-1838 yıllarında Mir Mihemedê Rewandizî'nin yenilgisiyle, Botan Mirliği 29 Haziran 1847'de Bedirxan Bey'in Eruh'taki Orak kalesinde teslim olmasıyla, Hekarî Mirliği 1849'da, Baban Mirliği 1850'de sona ermiş, İran tarafında Erdelan Mirliği 1867'de Nasıreddin Şah tarafından kaldırılmıştır.
Bedirxan Bey'in mücadelesi çoğu zaman bir bağımsızlık hareketi olarak anlatılsa da, eldeki belgeler onun her şeyden önce Botan'ın özerkliğini merkezileşmeye karşı savunduğunu göstermektedir; bu savunmanın ulusal bir anlam kazanması, sürgüne gönderilen ailesinin sonraki kuşaklarının Kürt aydınlanmasının öncüleri arasına girmesiyle gerçekleşmiştir.
Mirliklerin yıkılması Kürdistan'da bir iktidar boşluğu yaratmış ve bu boşluğu, aşiretler arası uyuşmazlıkları çözebilen ve geniş coğrafyalara yayılan tarikat ağlarına sahip olan şêxler doldurmuştur. Kürt milliyetçiliğinin ilk siyasal liderlerinin mirler değil şêxler olması bu yapısal dönüşümün doğrudan sonucudur.
Bu yeni önderlik tipinin en açık örneği, Nehrî'li Şêx Ubeydullah'tır. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nın ardından bölgede yaşanan kıtlık ve güvensizlik ortamında Şêx Ubeydullah, 1880 yazında Şemdînan'da toplanan iki yüzü aşkın aşiret reisiyle Kürt aşiretlerinin genel bir birliğini kararlaştırmış, aynı yılın sonbaharında İran'a yönelik büyük bir harekât başlatmıştır. Harekât askeri olarak başarısız olmuş, Şêx önce İstanbul'a, ardından Hicaz'a sürülmüştür.
Bu ayaklanmayı önceki mirlik isyanlarından ayıran şey, hedefinin tek bir mirliğin özerkliği değil, Osmanlı ve İran sınırının iki yakasındaki Kürtlerin tek bir siyasal çatı altında toplanması olmasıdır. Şêx'in Tebriz'deki İngiliz konsolosuna Urmiye'deki Amerikalı misyoner aracılığıyla ilettiği mektup, bu hedefi açıkça dile getirir:
"Kürt milleti ayrı bir millettir; dini farklıdır, yasaları ve gelenekleri kendine özgüdür. Biz de ayrı bir milletiz ve işlerimizin kendi elimizde olmasını istiyoruz."
Bu cümleler, Kürt siyasal düşüncesinde millet kavramının ilk kez bir kendi kaderini tayin talebiyle birlikte ifade edildiği an olarak değerlendirilebilir.
Aynı dönemde Kürt edebiyatı da bu siyasal dönüşümü karşılamıştır. Hayatının son yıllarını İstanbul'da geçiren ve 1897'de orada ölen Hacî Qadirê Koyî, Xanî'nin çizgisini açıkça sürdürerek Kürt mirlerini ve din adamlarını milletin dilini, okulunu ve basınını ihmal etmekle eleştirmiş, Kürtçe yazmayı ve okumayı ulusal bir görev olarak tanımlamıştır.
Devlet ise bu uyanışa, Kürt aşiretlerini imparatorluğa bağlamaya yönelik bir düzenlemeyle karşılık vermiştir.
1891'de kurulan Hamidiye Alayları, seçilmiş aşiretleri silahlandırıp ayrıcalıklandırarak onları hem Ermeni hareketine hem de Kürtler arasındaki olası birlik arayışlarına karşı bir denge unsuru olarak kullanmıştır. Bu politika, aşiretler arasındaki rekabeti derinleştirmiş ve Kürt siyasal birliğinin önüne imparatorluğun eliyle yeni bir engel koymuştur.
Ulusal hareketin ikinci evresi, yani örgütlü ajitasyon dönemi, basınla başlamıştır. Mîqdad Midhet Bedirxan'ın 22 Nisan 1898'de Kahire'de yayımlamaya başladığı Kürdistan gazetesi, Kürt tarihinin ilk gazetesidir. Gazete, daha sonra kardeşi Evdirrehman Bedirxan'ın yönetiminde Cenevre, Londra ve Folkestone'da çıkmış, 14 Mart 1902'de Cenevre'de yayımlanan 31. sayıyla kapanmıştır.
II. Abdülhamid rejiminin baskısından kaçarak sürgünde yayın yapmak zorunda kalan bu gazete, Kürtlere kendi dillerinde okumayı ve yazmayı öğrenme çağrısı yapmış, Xanî'yi okurlarına ulusal şair olarak tanıtmıştır.
1908 Meşrutiyeti'nin açtığı sınırlı özgürlük ortamında ise Kürt örgütlenmesi İstanbul'da kurumsal bir biçim kazanmıştır: Eylül 1908'de Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti, 1912'de Kürt öğrencilerin Hêvî cemiyeti kurulmuş, 6 Haziran 1913'te Roja Kurd dergisi yayına başlamıştır.
Bu dönemin Kürt aydın hareketini yalnızca kültürel bir faaliyet olarak görmek yanıltıcı olacaktır; son araştırmalar, 1908-1914 yıllarındaki örgütlerin açıkça siyasal talepler taşıdığını ve içlerinde bağımsızlıktan yana eğilimlerin de bulunduğunu göstermektedir. Bununla birlikte İttihat ve Terakki'nin giderek Türkçü bir çizgiye kaymasıyla bu örgütlerin alanı hızla daralmış, Birinci Dünya Savaşı'na girilirken Kürt aydın hareketi yeniden sürgüne ve yeraltına çekilmiştir.
Osmanlı İmparatorluğu'nun yenilgisi, Kürt milliyetçiliğini kitlesel evreye geçmenin eşiğine getirmiştir. 17 Aralık 1918'de Seyyid Abdulkadir'in başkanlığında kurulan Kürdistan Teali Cemiyeti, Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkını savaş sonrası düzenin gündemine taşımaya çalışmış,
Şerîf Paşa Paris Barış Konferansı'na Kürt taleplerini içeren bir Memorandum sunmuş ve 20 Kasım 1919'da Ermeni temsilcisi Boğos Nubar Paşa ile ortak bir anlaşma imzalamıştır.
10 Ağustos 1920'de imzalanan Sevr Antlaşması'nın 62, 63 ve 64. maddeleri, bu çabaların uluslararası hukuktaki karşılığı olmuştur. Buna göre İstanbul'da toplanacak İngiliz, Fransız ve İtalyan üyelerden oluşan bir komisyon altı ay içinde Fırat'ın doğusundaki Kürt bölgeleri için yerel bir özerklik planı hazırlayacak, Kürtler bir yıl içinde Milletler Cemiyeti Konseyi'ne bağımsızlık için başvurabilecek, Konsey bunu uygun görürse Türkiye bu bölgeler üzerindeki haklarından vazgeçecek ve Musul vilayetindeki Kürtler de bu devlete gönüllü olarak katılabilecekti.
Sevr uygulanmamıştır, ancak Kürt bağımsızlığını uluslararası bir antlaşma metnine yazdıran ilk belge olarak Kürt siyasal belleğindeki yerini korumaktadır.
Sevr'in yerini alan düzen, Kürdistan'ın ikinci ve daha kalıcı paylaşımıdır. Fransa ile Ankara hükümeti arasında 20 Ekim 1921'de imzalanan antlaşma Suriye sınırını, 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Antlaşması yeni Türkiye'nin sınırlarını belirlemiş, Kürtlerden hiç söz etmemiştir.
Musul meselesi ise Milletler Cemiyeti Konseyi'nin 16 Aralık 1925 kararı ve 5 Haziran 1926 tarihli Ankara Antlaşması ile Irak lehine kapanmıştır. Böylece Çaldıran'dan beri iki imparatorluk arasında bölünmüş olan Kürdistan, beş yıl içinde Türkiye, İran, Irak ve Suriye arasında dört parçaya ayrılmıştır. Bu paylaşımın zamanlaması belirleyicidir: ulusal hareketin aydın ve örgüt evresinden kitlesel evreye geçmeye hazırlandığı anda, kitlenin kendisi dört ayrı devletin, dört ayrı resmi dilin ve dört ayrı baskı rejiminin içine dağıtılmıştır.
Kürdistan'ın paylaşımı, Kürt milliyetçiliğinin yenilgisi değil, kitlesel evreye geçişinin zorla kesintiye uğratılmasıdır.
Paylaşıma karşı ilk örgütlü cevap, 1920'de Erzirom'da Xalid Begê Cibrî ve Yusuf Ziya Bey'in önderliğinde kurulan Azadî örgütünden gelmiştir. Kürt subaylarını, aydınlarını ve şêxlerini bir araya getiren Azadî, Kürt bağımsızlığını açık hedef olarak benimseyen ilk modern siyasal örgütlerden biridir.
Eylül 1924'teki Beytüşşebap ayaklanmasının ardından Xalid Bey tutuklanmış ve 14 Nisan 1925'te Bedlîs'te idam edilmiştir. Örgütün hazırladığı genel ayaklanma, planlanandan erken, 13 Şubat 1925'te Pîran'da ve Şêx Seîd'in önderliğinde başlamıştır. Resmi tarih yazımı bu ayaklanmayı "Şeyh Said isyanı" adıyla dinsel bir gericilik hareketi olarak sunmuştur.
Oysa ayaklanmanın arkasındaki örgütsel yapı, hedefleri ve kadroları, onun her şeyden önce ulusal bir ayaklanma olduğunu göstermektedir; Şêx Ubeydullah'tan Şêx Seîd'e uzanan çizgide şêxlerin Kürt milliyetçiliğinin asıl siyasal önderleri olması da mirliklerin tasfiyesiyle başlayan yapısal dönüşümün doğal bir sonucudur.
4 Mart 1925'te çıkarılan Takrir-i Sükun Kanunu ile olağanüstü yönetim ilan edilmiş, Şêx Seîd ve 46 arkadaşı 29 Haziran 1925'te Amed'de idam edilmiş, 24 Eylül 1925'te hazırlanan Şark Islahat Planı ise Kürdistan'da kalıcı bir sürgün, iskân ve asimilasyon rejiminin çerçevesini çizmiştir.
Bu yenilgi, Kürt milliyetçiliğini sona erdirmemiş, örgütlenmesini sınırların dışına taşımıştır. 5 Ekim 1927'de Lübnan'ın Bhamdoun kasabasında kurulan Xoybûn örgütü, Bedirxan ailesinin yeni kuşağını, İstanbul'un Kürt aydınlarını ve sürgündeki subayları bir araya getirmiş, İhsan Nûrî Paşa komutasındaki 1927-1930 Agirî ayaklanmasının siyasal çatısını oluşturmuştur.
Agirî'nin bastırılmasından sonra Dersim, 25 Aralık 1935'te çıkarılan 2884 sayılı Tunceli Kanunu ile özel bir yönetim rejimine bağlanmış ve 1937-1938 harekâtlarıyla ağır bir kıyıma uğramıştır. Bu dizi, Kürt milliyetçiliğinin Türkiye'deki parçada kitlesel evreye her yaklaşışında devletin askeri güçle karşılık verdiğini ve hareketin ağırlık merkezinin zorunlu olarak öteki parçalara ve sürgüne kaydığını göstermektedir.
Bu uzun sürecin kısa ama sembolik doruğu, İran'daki parçada yaşanmıştır. 16 Ağustos 1942'de Mahabad'da kurulan Komeley JK, 1945'te Kürdistan Demokrat Partisi'ne dönüşmüş ve 22 Ocak 1946'da Qazî Mihemed'in önderliğinde Kürdistan Cumhuriyeti ilan edilmiştir.
Güney Kürdistan'dan yaklaşık üç bin savaşçıyla gelen Mele Mistefa Barzanî, cumhuriyetin ordusunun komutasını üstlenmiştir. Cumhuriyet, Sovyet birliklerinin İran'dan çekilmesinin ardından bir yıl bile dolmadan yıkılmış, Qazî Mihemed 31 Mart 1947'de Mahabad'da idam edilmiş, Barzanî ise savaşçılarıyla birlikte Sovyetler Birliği'ne geçmiştir. Ömrü kısa olsa da Mahabad, Şerefname'nin kaydettiği tarih bilincinin, Xanî'nin özlediği siyasal çatının ve Kürdistan gazetesinden Xoybûn'a uzanan örgütlü ajitasyonun ilk kez bir devlet biçiminde bir araya geldiği an olmuştur; bayrağı, milli marşı, Kürtçe eğitimi ve ordusuyla sonraki bütün Kürt siyasal hareketlerinin ortak referans noktası hâline gelmesi de bundandır.
Kürt milliyetçiliğinin kökenleri, bu bakımdan, tek bir tarihe ya da tek bir olaya indirgenemeyecek kadar derindir. 1597'den 1946'ya uzanan çizgi, ulusal bilincin Şerefname'de tarih yazımına, Xanî'de siyasal yakınmaya dönüştüğünü, dilin Mem û Zîn'den Kürdistan gazetesine kadar bu bilincin taşıyıcısı olduğunu, mirlik düzeninin yıkılmasıyla önderliğin şêxlere geçtiğini, siyasal örgütlenmenin 1898'den sonra sürgünde, İstanbul'da ve Kürdistan'ın içinde kesintisiz sürdüğünü ve bu birikimin kitlesel evreye geçeceği anda Kürdistan'ın paylaşımıyla dört devletin sınırları içine dağıtıldığını göstermektedir. Kürt milliyetçiliğine gecikmiş bir milliyetçilik olarak bakan yaklaşımlar, bu gecikmenin öznesini yanlış yere koymaktadır.
Kürtler geç kalmış bir millet değildir; onlar, kendi devletlerini kurma sırası geldiğinde yolu kesilmiş bir millettir.
Kaynakça
Anderson, B. (1983). Hayali Cemaatler: Milliyetçiliğin Kökenleri ve Yayılması Üzerine Düşünceler.
Ateş, S. (2013). Osmanlı-İran Sınır Bölgeleri: Bir Sınırın İnşası, 1843-1914.
Bajalan, D. R. (2010). Jön Kürtler: Birinci Dünya Savaşı'ndan Önce Kürt Hareketi (1898-1914).
Bajalan, D. R. (2016). Prensler, Paşalar ve Yurtseverler: Kürt Aydınları, Osmanlı İmparatorluğu ve Ulusal Mesele (1908-1914).
Bruinessen, M. van (1992). Ağa, Şeyh ve Devlet: Kürdistan'ın Toplumsal ve Siyasal Yapıları.
Bruinessen, M. van (2003). Ehmedê Xanî'nin Mem û Zîn'i ve Kürt Ulusal Bilincinin Doğuşundaki Rolü.
Gellner, E. (1983). Uluslar ve Ulusçuluk.
Hassanpour, A. (1992). Kürdistan'da Milliyetçilik ve Dil, 1918-1985.
Hassanpour, A. (2003). Kürt Kimliğinin İnşası: 20. Yüzyıl Öncesi Tarihsel ve Edebi Söylemler.
Hroch, M. (1985). Avrupa'da Ulusal Uyanışın Toplumsal Önkoşulları.
Jwaideh, W. (2006). Kürt Ulusal Hareketi: Kökenleri ve Gelişimi.
Klein, J. (2011). İmparatorluğun Kıyısında: Osmanlı Aşiret Bölgesinde Kürt Milisleri.
Leezenberg, M. (2019). Millet, Hükümdarlık ve Dil: Ehmedê Xanî'nin Mem û Zîn'inin Belirsiz Siyaseti.
McDowall, D. (2004). Modern Kürt Tarihi.
Olson, R. (1989). Kürt Milliyetçiliğinin Doğuşu ve Şêx Seîd Ayaklanması, 1880-1925.
Özoğlu, H. (2004). Kürt Eşrafı ve Osmanlı Devleti: Değişen Kimlikler, Rekabet Eden Sadakatler ve Kayan Sınırlar.
Sevr Barış Antlaşması. (1920).
Smith, A. D. (1986). Ulusların Etnik Kökenleri.
Soleimani, K. (2016). Ortadoğu'da İslam ve Rakip Milliyetçilikler, 1876-1926.
Strohmeier, M. (2003). Kürt Ulusal Kimliğinin Sunumunda Temel İmgeler: Kahramanlar ve Yurtseverler, Hainler ve Düşmanlar.
Şerefxanê Bedlîsî. (1597). Şerefname.
Vali, A. (Ed.). (2003). Kürd Milliyetçiliğinin Kökenleri Üzerine Denemeler.
Xanî, E. (1692). Mem û Zîn.
(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.)



