Haber Merkezi - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “2 yıldır başta İstanbul olmak üzere belediyelerle uğraşıyorlar. Allah vekil bu konuda mahirler” dedi.
Bakırhan, partisinin Meclis grup toplantısında konuştu. Bakırhan konuşmasında İstanbul’da 7 kişinin ölümüne yol açan sel felaketine değindi.
"Umarım her şeye çok hızlı koşan iktidarımız burada zarar ziyan tazmini yaparak bu sel felaketinde kayıpları olan yurttaşlarımızın da zararlarını giderir” ifadelerini kullanan Bakırhan, hükümete afetlere karşı koruyucu tedbirler alması çağrısında bulundu.
“İstanbul'da, Kocaeli'nde, Sakarya'da yıllardır dere yatakları daraltıldı. Su havzaları yapılaşmaya açıldı” diyerek yapılaşma sorunlarına dikkat çeken Bakırhan özetle şöyle konuştu:
“Yeşilin yerine her yeri betona dönüştürdüler. 'E ne yapalım çok yağmur yağdı' diyorlar. Güzel kardeşim, sen dere yatağına imar izni verirsen, orayı betonla doldurursan su nereden geçecek. Suyun da bir hafızası var. Yolunu kapatırsan üzerinden geçer ve insanlar yaşamını yitirir. Bu durumu yağmurun çok yağmasına bağlayan akıl bence doğru yapmıyor, yanlış yapıyor. Bu sel ve yağmur sizi uyardı, inşallah aklınızı başınıza alırsınız.
“Yine Kanal İstanbul projesini tartışmaya açtılar”
Bu yetmiyor yine Kanal İstanbul projesini tartışmaya açtılar. İstanbul'un mega projelere ihtiyacı yok. İstanbul'un mega risklerden korunmaya ve kurtulmaya ihtiyacı var.
2 yıldır başta İstanbul olmak üzere belediyelerle uğraşıyorlar. Allah vekil bu konuda mahirler, üzerlerine yok. Fakat 14 Ekim'de İstanbul aslında iktidara dedi ki 'belediyelerle uğraşacağına benim sorunlarımla uğraş' dedi. Bakalım buradan bir ders çıkacak. Onu da beraber göreceğiz.
Belediyeleri her gün nasıl transfer edeceğinizi konuşacağınıza su basınca suyu nereye transfer eceğinizi de biraz konuşsanız sayın hükümet, sayın bakan. İstanbul'da değiştirilmesi gereken belediye başkanları değil, dereyi arsaya, yeşili betona, kenti ranta çeviren anlayışı değiştirmek gerekiyor.
Biz yağmaya karşı doğayı savunmaya devam edeceğiz. Ranta karşı insanı, bu kayyumcu düzene karşı da yerel demokrasiyi ve halkların iradesini sonuna kadar savunmaya devam edeceğiz."
“Kürtler arasındaki diyaloğun gelişmesine verdikleri önemi forumda gördük”
Kürdistan Bölgesi’nde düzenlenen MERİ Forum’a değinen Bakırhan, “MERI Forumu'nda Ortadoğu'nun geleceğini, Kürtlerin bölgedeki durumunu, Türkiye'de yürüyen süreci ve Suriye'de yaşanan gelişmeleri uzun uzun tartıştık, konuştuk. Forum vesilesiyle Sayın Neçirvan Barzani, Sayın Bafıl Talabani, Sayın Kubat Talabani, Sayın Mazlum Ebdî ve Sayın İlham Ahmed ile görüştük. Bölgedeki birçok ülkeden oraya gelip katılan, çok değerli, çok kıymetli aktörlerle görüştük. Türkiye'de yürüyen sürece ve Kürtler arasındaki diyaloğun gelişmesine verdikleri önemi bir kez daha o forumda gördük" diye konuştu.
“Barış ‘bölge barışının dinamosu’ olabilir”
Bakırhan, şöyle devam etti: "Barış ‘bölge barışının dinamosu’ olabilir dediler. Biz de bu tespite yürekten katılıyoruz. Çünkü Türkiye’de Kürt meselesi demokratik yollarla çözüldüğünde bunun olumlu etkisi Türkiye ile sınırlı kalmaz. Suriye’de, Irak’ta, İran’da da hissedilir. Bu süreç yalnızca Türkiye’nin değil, bütün bölgenin umududur. Orada siz de takip ettiniz. Bütün Kürt aktörleriyle bir fotoğraf verdik. Kıymetli ve değerliydi. Tabi ki yan yana gelmek önemlidir, bir fotoğraf karesinde ortak resim vermek önemlidir. Bugüne kadar oluşan mesafeyi bu buluşma ve resimler azaltır ama bir fotoğraf yetmez; bu yakınlaşmanın siyasi, toplumsal ve diplomatik ayakları da kurulmalıdır."
“İran yönetimi diyalog isteyen Kürt aktörlerle doğrudan konuşabilmelidir”
Forumda konuşulan önemli başlıklardan biri de İran oldu. Sayın Bafıl Talabani forumda yaptığı konuşmada İran'daki Kürtlerle ilgili yeni bir diyalog sürecinin başlangıç aşamasında olduğunu belirtti ve İran devletinin de buna olumlu baktığı bilgisini verdi. Biz de bu açıklamayı önemsiyoruz. İran'da henüz oturmuş bir düzen yok, bunu biliyoruz. Haklı olarak diyeceksiniz ki; 'İran'da her gün Kürtler, muhalifler tutuklanıyor, idam ediliyor.' Fakat çok açık bir gerçek var. İran'da Kürt siyasi dinamikleri meselelerini savaşla değil, diyalog ve müzakere ile çözmek istiyorlar. Tahran'da bunu bir imkan olarak görmeli. İran yönetimi diyalog isteyen Kürt aktörlerle doğrudan konuşabilmelidir. Aracıya gerek kalmamalıdır. Silahın konuştuğu yerde herkes kaybeder. Masanın olduğu yerde kimse kaybetmez.
“Kürtler kendi aralarında daha fazla konuşmalı”
Kürtler bugün bölgede barışın en istekli ve en kararlı taraflarından birisidir. Kürtlerin ortak stratejik çıkarları etrafında birleşmesi, bulundukları ülkelerin başkentlerinde daha güçlü olması, bölge barışındaki kurucu rolünü daha da büyütecektir. Çünkü Hewler’de gördüğümüz ve tekrar teyit ettiğimiz en önemli şey şu oldu. Ortadoğu bugün bekleyenin değil, konuşanın ve siyaset üretenin yol aldığı bir zemindir. Bundan ötürü Kürtler kendi aralarında daha fazla konuşmalı, daha fazla diyalog kurmalı, varsa kendi aralarındaki sorunları gidermeli, sorunlarını konuşarak çözmeli ve bölgenin geleceğinde güçlü bir biçimde yer almalıdır diyoruz.
“Kamplardan çekiliyorlarsa o zaman neyi bekliyoruz?”
Bugün itibariyle iki yılı aşkın süredir önemli bir süreçten geçiyoruz. Önemli adımlar atıldı ve en son 8 Ekim'de Türkiye'den tamamen çekilme kararı paylaşıldı. Yani Hareket Yönetimi, Türkiye'de tek bir fert kalmadığını buradaki bütün güçlerini Türkiye sınırları dışına çektiğini söyledi. Bu atılmış önemli bir adımdır. Hareket Yönetimi yine 8 Ekim'de bazı kampları boşalttıklarını belirtti. Bu önemli adım sonrası herkesin aklında şöyle bir şey var; barışın önünü açacak adımlar daha ne kadar bekleyecek? Madem Türkiye'deki hareket militanlarını çektiyse madem yavaş yavaş bulundukları üsleri boşaltıyorlarsa, kamplardan çekiliyorlarsa o zaman neyi bekliyoruz? 'Daha ne kadar bekleyeceğiz' sorusunu soruyor insanlar. Hareket Yönetimi de yaptığı açıklamada, 'bizden beklenen daha ne kaldı' diyor. Bu soru artık tüm toplumun sorusudur. Cezaevi kapısında evladını bekleyen annenin de yıllardır sürgünde yaşayan yurttaşlarımızın da 40 yılı aşkın acının artık bitmesini isteyen bu ülkenin bütün insanların ortak sorusu artık budur. Fesih yapıldı, silahlar yakıldı, bunlara şahitlik ettik, çekilme kararı açıklandı. Kamplar boşaltılıyor, toplum bu sürece umutla bağlandı ve büyük bir anlam da yüklüyor. Bu kadar açık bir tablo karşısında artık beklemenin bir gerekçesi kalmadı.
“Meclis daha fazla sorumluluk alsın”
Barış bekleme salonunda tutulacak bir şey değil değerli arkadaşlar. Her hafta yeni bir şart, her ay yeni bir gerekçe üreterek bu tarihi imkan tüketilemez. Açıkça diyoruz, Meclis daha fazla sorumluluk alsın, gerekli yasaları çıkarsın, kayyım sistemini bitirsin, ifade ve örgütlenme özgürlüğü önündeki engelleri kaldırsın, hukuku sopa olarak değil herkesin güvencesi haline getirsin. Bir somut adımın da altını özellikle çizmek istiyorum. Sayın Öcalan'ın koordinatörlüğünde Barış ve Siyasallaşma Kurulu artık gecikmeden kurulmalı ve çalışmalarına başlamalıdır. Silahsızlanma bir irade beyanı ile tamamlanamaz. Onu sonuca götürecek bir mekanizma gerekir. O mekanizma bu kuruldur. Bu kurulda çalışacak isimler Sayın Öcalan'ın gerekirse 7-24 saat barış mesaisinde olmalıdır. Bu kurul beklemeye alınamaz. Hemen kurulmalı, hemen çalışmaya başlamalıdır diyoruz.”


