Haber Merkezi - Türkiye Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi kapsamında düzenlenen "Müttefikler Ankara'da" programında konuştu.
Güler, Avrupa'nın savunma alanında daha fazla sorumluluk almasına sıcak baktıklarını ancak bu sürecin NATO'yu zayıflatacak bir rekabete dönüşmemesi gerektiğini vurguladı. Bakan, Türkiye'nin askeri kapasitesi ve jeostratejik konumuyla Avrupa güvenlik mimarisinden dışlanamayacağını söyledi.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, Münih Güvenlik Konferansı (MSC) ve SETA işbirliğiyle Ankara'da düzenlenen programda konuşan Güler, İttifakın kuruluşundan bu yana sadece bir askeri yapı olmadığını, kolektif savunma ile transatlantik bağın kurumsal karşılığı olduğunu ifade etti.
NATO 3.0 dönemi: Değişen tehdit, değişen ittifak
Güler, NATO'nun tarihini üç evrede ele aldı. Soğuk Savaş döneminde caydırıcı bir askeri yapı kurulduğunu belirten Bakan, Soğuk Savaş sonrasında ise terörizm ve Balkan savaşları nedeniyle odağın kriz yönetimine kaydığını söyledi. Güler'e göre 2014'ten itibaren konvansiyonel savaşın yeniden İttifak sınırlarına yaklaşması, büyük güç rekabeti ve eş zamanlı bölgesel krizler NATO'yu "NATO 3.0" olarak tanımladığı yeni bir döneme itti.
360 derece bakış açısı vurgusu
Bakan Güler, Ukrayna'daki savaşın Avro-Atlantik güvenliğini şekillendirmeye devam ettiğine, İran-İsrail-ABD hattındaki son çatışmanın da bölgesel krizlerin küresel sonuçlar doğurabileceğini gösterdiğine dikkat çekti. Füze ve insansız hava aracı saldırıları, deniz ulaşımındaki kesintiler ve enerji tedarikindeki sıkıntıların tehditlerin birbirine ne kadar bağlı olduğunu ortaya koyduğunu belirten Güler, NATO'nun doğu ve güney kanatlarını kapsayan geniş bir güvenlik perspektifini korumasının şart olduğunu söyledi.
Güler, Avrupalı müttefiklerin daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini ancak bunun sadece bütçe rakamlarıyla ölçülemeyeceğini vurgulayarak, savunma harcamalarının hazır birliklere, eğitimli personele, mühimmata ve muharebe edebilir kuvvetlere dönüşmesi gerektiğini söyledi.
"Avrupa küçülürken Türkiye büyüdü"
Bakan Güler, konuşmasının en dikkat çekici bölümlerinden birinde Türkiye'nin NATO içindeki konumuna değindi. Soğuk Savaş sonrasında Avrupa'nın büyük bölümü ordularını küçültürken Türkiye'nin aynı yolu izlemediğini belirten Güler, bunun bugün Türkiye ve İttifak için stratejik bir avantaja dönüştüğünü söyledi.
Güler'e göre bazı müttefikler birliklerini yeniden yapılandırmaya çalışırken Türkiye, mevcut kapasitesi ve operasyonel tecrübesiyle anında katkı sunabiliyor. Bakan, Türkiye'nin 1952'den bu yana sadece coğrafi bir ön hat ülkesi olmadığını, risk üstlenen ve krizlerde sahada yer alan bir müttefik olduğunu ifade etti.
İkinci büyük ordu, geniş operasyon ağı
Güler, Türkiye'nin yüksek eğitim standartları ve operasyonel tecrübesiyle NATO'nun ikinci büyük ordusuna sahip olduğunu hatırlattı. Yüksek hazırlık seviyesindeki komando birliklerinin önemli bir stratejik güç çarpanı olduğunu belirten Bakan, Türkiye'nin Kosova'dan Akdeniz'e, Baltık'tan Karadeniz'e kadar NATO görev ve tatbikatlarına katkı sağladığını söyledi. Güler ayrıca Türkiye'nin Afrika, Orta Doğu ve Asya'daki saha tecrübesinin, boş bırakılan alanların rakip aktörlerce doldurulduğu bir dönemde stratejik bir değer taşıdığını vurguladı.
Savunma sanayisinde atılım: 50 gemi inşa halinde
Bakan Güler, caydırıcılığın sadece harcama rakamlarıyla değil, üretilen kabiliyetle ölçüleceğini söyledi. Türkiye'nin önümüzdeki üç yıl içinde hava ve balistik füze savunması, uzun menzilli ateş sistemleri ve insansız sistemlerin tedarikine öncelik vereceğini açıkladı.
Güler, Türkiye'nin savunma sanayisinde insansız sistemler, hava savunma, elektronik harp, deniz platformları ve komuta-kontrol teknolojilerinde ileri seviyeye ulaştığını belirtti. Bakan, ihracat projeleri dahil olmak üzere şu anda Türkiye'de 50 askeri geminin inşasının sürdüğünü açıkladı ve Türkiye'nin savunma sanayisinde rekabet yerine tamamlayıcılığı, dışlama yerine ortak üretimi savunduğunu söyledi.
"Türkiye dışlanırsa Avrupa daha güvenli olmaz"
Konuşmanın en sert vurgusu Avrupa güvenlik mimarisine ilişkin oldu. Güler, Avrupa'nın savunmaya daha fazla katkı sağlamasından duydukları memnuniyeti dile getirirken bu katkının NATO'yla rekabet etmemesi, tam tersine İttifakı güçlendirmesi gerektiğini söyledi.
Bakan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Avrupa güvenlik girişimleri, ilgili kabiliyetlere sahip AB üyesi olmayan tüm NATO müttefiklerine açık olmalıdır. Askeri kapasitesi, gelişmiş savunma sanayi, operasyonel tecrübesi ve jeostratejik konumuyla uluslararası güvenlik mimarisinin başat üyelerinden biri olan Türkiye'nin dışlanması Avrupa'yı daha güvenli hale getirmeyecektir."
Güler, NATO-AB işbirliğinin kapsayıcı, bütünleştirici ve karşılıklı güçlendirici olması gerektiğini, daha dengeli bir NATO için tüm müttefiklerin eşit katılımının şart olduğunu vurguladı.
"5'inci maddeye bağlılığımız sarsılmaz"
Ankara Zirvesi'nin sıradan bir diplomatik toplantı olmadığını belirten Güler, zirvenin İttifakın birliğini, savunma yatırımlarını, sanayi üretimini, Ukrayna'ya desteği ve caydırıcılığın sürekliliğini ele alacak kritik bir eşik olduğunu söyledi.
Bakan, "Ankara'dan verilecek mesaj açık olmalıdır. 5'inci maddeye bağlılığımız sarsılmazdır ve siyasi taahhütler güvenilir askeri güçle desteklenecektir" dedi. Güler, müttefiklerin savunma yatırımlarını hazır kuvvetlere, dayanıklı altyapıya ve sürdürülebilir mühimmat stoklarına dönüştürmesi gerektiğini, yapay zeka ve bilişsel harp gibi yeni teknolojik alanların da NATO'nun güney kanadı, Karadeniz, Kafkasya, Körfez ve Hint-Pasifik'teki jeopolitik denklemle aynı stratejik gerçekliğin parçası olduğunu söyledi.
Konuşmasını, "Bundan sonra da NATO'nun savunma ve caydırıcılığına katkı sağlamaya, müttefiklerimizle yakın iş birliği içinde çalışmaya ve NATO'nun dönüşümünü aktif şekilde desteklemeye devam edeceğiz" sözleriyle tamamladı.



