İstanbul (Rûdaw) – Stratejist Tarık Çelenk, Abdullah Öcalan’ın taleplerinin "makul ve rasyonel" olduğunu belirterek, sürecin başarısı için toplumsal mutabakatın ve hukuki güvencelerin önemine dikkat çekti.
Rûdaw TV İstanbul stüdyosunda Rawin Sterk’in sunduğu bültene konuk olan araştırmacı-yazar Tarık Çelenk, Kürt meselesindeki yeni süreci değerlendirdi.
Türkiye’de iktidarın "Terörsüz Türkiye" diye adlandırdığı barış sürecinin gidişatını değerlendiren Tarık Çelenk, meselenin sadece silahsızlanma değil, geniş bir jeopolitik ve toplumsal dönüşüm projesi olduğunu vurguladı.
“İmralı ve Kandil trafiği masada”
PKK’nin üst düzey yöneticilerinin statüsü ve Öcalan’ın durumuna ilişkin tartışmaları değerlendiren Çelenk, şu ifadeleri kullandı:
"Bu uzun ve zorlu bir süreç. Örgütün üst düzey yöneticilerinin statüsü ve Öcalan’ın durumu kesinlikle her görüşmede mevcuttur. Şunu bilmeliyiz: Bu sürecin görünen kısımlarından çok, görünmeyen arka planı asıl belirleyici olan kısımdır. 'Çerçeve Yasa' dediğimiz yasa, üst düzey yöneticiler ve Öcalan için birtakım inisiyatifler getiriyor. Bu tamamen siyasi bir yorumdur ve Türkiye’deki karar vericilerin zamanlamasına bağlı bir karardır."
“Alevi hassasiyeti ve Yavuz-İdris referansı”
Öcalan’ın "bin yıllık kardeşlik" vurgusu üzerinden Yavuz Sultan Selim ve İdris-i Bitlisî ittifakına yaptığı göndermenin yarattığı tepkilere değinen Çelenk, bunun stratejik bir hata olduğunu savundu.
Çelenk, şu değerlendirmeyi yaptı:
"Bu tarihsel referans, ucu ve hesabı tam yapılmamış bir konuşmaydı. 16. yüzyılın bu ittifakı Alevi hafızasında katliam ve kanla eşdeğerdir. Türkiye’deki hem Türk hem Kürt Aleviler bu konunun ana aktörüdür ve duyarlılıkları dikkate alınmalıdır. Barışın dili kurulurken o kanlı hafızadan uzak durulmalıydı. Örgüt tarafı bu dengeyi kurmaya çalışsa da, bu 'popülist' bir hata olarak kaldı. Ancak sürecin başarısıyla bu kırgınlıklar aşılabilir."
“PKK’nin tasfiyesi mi, Kürt sorununun çözümü mü?”
Çelenk, sürecin niteliğine dair iki farklı yaklaşımın olduğunu belirtti:
"Süreç bir İRA süreci gibi demokratik mi çözülecek, yoksa Orta Doğu mantığıyla otoriter bir yöntemle mi? Kullanılan dile bakınca devletin önceliği PKK’nin silahsızlandırılması ve tasfiyesidir. Devlet bunu bir güvenlik meselesi olarak görüyor. Ancak öte yandan, en sert ulusalcıların bile artık 'Kürtlerin temsilcisi PKK olamaz' diyerek Kürt realitesini kabul ettikleri bir zemine geldik. Bu, sorunun daha rahat konuşulmasını sağlıyor."
“Muhalefetin ‘Şehit-Gazi’ stratejisi etik değil”
Siyasi muhalefetin sürece karşı milliyetçi duyguları kullanmasını eleştiren Tarık Çelenk, şunları söyledi:
"Muhalefetin şehitler ve gaziler üzerinden sürece karşı çıkması etik değil. Şehit ailelerinin talebi intikam değil, kendilerinin değerli hissettirilmesidir. Muhalefet, toplumdaki yüzde 15-20’lik milliyetçi oy potansiyelinin 'ekmeğini yemek' için bu endişeleri körüklüyor. Bu bir adrenalin hormonu gibidir; ne kadar endişelendirirseniz o kadar çarpıntı yapar. Oysa Türkiye’nin normalleşmesi ve hukuka dönmesi için bu sorunun çözülmesi şarttır."
“Küçük adımlar büyük normalleşme getirir”
Toplumsal kabul için sembolik adımların önemine dikkat çeken Çelenk, uçaklardaki anons örneğini verdi.
Çelenk, "Diyarbakır’a inen bir uçakta İngilizce ve Türkçenin yanında Kurmancî, Süleymaniye’ye gidende ise Soranî anons yapılması kadar doğal bir şey olamaz. İki dakikalık bir anons ülkeyi bölmez. Toplumda bu rızanın üretilmesi, barışın kalıcı olmasını sağlar. Türkiye bu sorunu çözmek zorunda; aksi takdirde bölgedeki kaos dalgası herkesi etkileyecektir” dedi.
.jpg&w=3840&q=75)

.jpg&w=3840&q=75)