Haber Merkezi - DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Abdullah Öcalan’ın İmralı Cezaevi’nden yeni bir konuta nakledilmesi hakkında, “Bu konut henüz bütün statü meselesi çözülmüştür anlamı taşımaz. Çünkü henüz bir konutla bir statünün fiziken böyle bir şeyle çözülemeyeceğini bilmeliyiz. Bunun bir siyasi adı, bir siyasi adı sanı olmalı” dedi.
Ankara’da düzenlenen “Kadınlar Yan Yana Geleceği Konuşuyor” konferansına katılan Tülay Hatimoğulları, Öcalan’ın taşındığı yeni konut ve sürecin “tıkandığı” iddiası hakkında Rûdaw Ankara Temsilcisi Şevket Herki’nin sorularını cevapladı.
Yeni konuta taşınmasının Öcalan’ın ziyaret edilmesini de sağlaması gerektiğini ifade eden Hatimoğulları’nın sorulara verdiği cevaplar şöyle:
Herkesin merak ettiği özellikle dünden itibaren Öcalan’ın konutunun değişmesi meselesi var gündemde. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Sürece bir ivme kazandırır mı bu gelişme?
Hatimoğulları: Konut değişimiyle ilgili dün zaten bize gelen haber paylaşıldı kamuoyuyla ve Sayın Öcalan artık şu anda yeni yerinde. Tabii bize gelen haber yeni yerine geçtiği yönünde. Ama biliyorsunuz bu yeni yere geçtiği söylendikten sonra heyetimiz gidip bizzat kendisi görmüş değil. Fakat şu andaki elimizdeki bilgilere göre yeni yerine geçtiği yönünde. Ve biz onu kamuoyuyla paylaşmış olduk.
Konut meselesi aslında Türkiye'de bir süredir çok yanlış tartışılıyor. Ben oradan başlamak isterim. Yani konut magazinel bir mesele değil. Böyle tartışılmamalı. Buradaki konutun işlevi ve siyaseten bu süreçte oynayacağı rol bizim açımızdan çok önemli. Sayın Ocalan da zaten burayı böyle görüyoruz. Yoksa Sayın Öcalan'ın eski bir hapishaneden yeni bir hapishaneye geçmek gibi ne bir isteği ne de bir merakı yok. Mesele bu değil. Buradaki mesele şöyle, bu konut kimilerince farklı yorumlanır. Bizim nasıl gördüğümüzü ben net ifade etmek istiyorum.
“Bütün statü meselesi çözülmüştür anlamı taşımaz”
Bu konut henüz bütün statü meselesi çözülmüştür anlamı taşımaz. Çünkü henüz bir konutla bir statünün fiziken böyle bir şeyle çözülemeyeceğini bilmeliyiz. Bunun bir siyasi adı, bir siyasi adı sanı olmalı. Bu konuyla ilgili de biliyorsunuz çerçeve yasağı kapsamında oluşturulacak alt komisyonlar vardı. Bu komisyonların birisi de barış ve siyasallaşma komisyonuydu. Bunun da koordinatörü Sayın Ocalan olacak. Aslında fiilen bu komisyonda yer alacak isimler önemli oranda belirlendi.
Şimdi olması gereken bu yeni konuta geçilmesiyle birlikte bu komisyonun gidip aktif bir biçimde Sayın Öcalan'ın koordinatörlüğünde çalışması. Bu mesela hani siyasal bir anlamı olan sürece ciddi anlamda katkı sağlayacak olan işlerden biri. İkincisi yine bu konukla birlikte Sayın Öcalan'ın üzerinde
“Yeni konutta bu görüşmelerin başlaması lazım”
Bugüne kadar uygulanan zaman zaman son derece ağır bir tecrit söz konusu. Şu ana kadar da hala Sayın Öcalan heyet dışında ve bir kereye mahsus olarak biliyorsunuz parlamentodan bir komisyon gitmişti. Ve DEM’in İmralı heyeti dışında bir gidip gelme hali olmadı. Mesela biz eş başkanların uzun zamandan beri bir talebi var. Sayın Ocalan da bizimle görüşmek istediğini söyledi. Bun rağmen hala biz götürülmüş değiliz talep etmemize rağmen. Bunun yanı sıra Sayın Öcalan bu süreci yürütürken Türkiye'de başta gazeteciler yani sizler olmak üzere aydın, yazar, akademisyen, hukukçu her kesimle görüşme talep ediyor. Bu yeni konutta bu görüşmelerin başlaması lazım.
Bütün bunların olması halinde hakikaten biz bir siyasal kazanım şeklinde o zaman söylemiş oluruz. Sayın Öcalan da bu konuta şimdi giderek aslında bunun kapısının açılmasını kolaylaştırmış oldu. Açılsın diye de zorlayıcı bir rolü olacağına inanıyorum bunun. Bu konutun değerlendirmesinin bu şekilde olması gerektiğini düşünüyorum.
Süreçte bir tıkanıklık, bir duraksamadan da bahsediliyor. Bu yeni gelişme sürece bir ivme kazandırır mı? Siz aynı fikirde misiniz? Süreçte bir duraksama söz konusu mu?”
Hatimoğulları: Tabii süreçte çok ciddi bir yavaşlama, kimine göre tıkanma, kimine göre dondurma hali, kimine göre başka bir şey var. Ama sonuçta bir şeyde netiz, hakikaten süreç ilerlemesi gerektiği gibi ilerlemiyor. Bu konuda herkes hemfikir. Hangi kelimeyle ifade ederseniz edin ana fikri bu.
Sonuç itibariyle bu çerçeve yasa biliyorsunuz Milli Güvenlik Kurulu kararına bağlı olarak hayata geçecek. Ve çerçeve yasanın çıkmasıyla birlikte toplumda büyük bir beklenti var. Bakın hapishanelerde insanlar çıkmayı bekliyor. Aileler hapishaneden çıkacak çocuklarını, silahlarını bırakıp Türkiye'ye dönecek olan evlatlarını bekliyor. Ve toplum büyük bir beklentiye sokuldu fakat bu beklenti yerine gelmiyor. Toplum şunu çok net bilmeli, bu beklentinin hayata geçmemesinin en önemli sorumluluğu iktidar ve devletin kendisindedir. Bu böyle net bilinmeli.
Teyit tespit raporuna gelecek olursak, neden bunu söylüyorum? Çünkü teyit tespit raporu Milli Güvenlik Kurulu'na sunulacak ve Milli Güvenlik Kurulu bunun akabinde bir karar alacaktı. Bu konuda sürekli silahlar bırakılsın, silahlar bırakılsın diye iktidardan doğru açıklamalar geliyor.
“Gerçekten çok soru işaretleri oluşuyor”
8 Ekim'de Kürt hareketinin yaptığı açıklamada sadece biz silahları bıraktık mahiyetinde bir açıklama değildi. Adres adres neyi nereden bıraktıklarını ortaya koyan rapor niteliğinde bir açıklamaydı. En nihayetinde bütün bunlar devletin de bilgisinde ve teyidinde olduğu halde hala bu Milli Güvenlik Kurulu'na resmen rapor halinde getirilmemişse burada gerçekten çok soru işaretleri oluşuyor doğallığında. Olması gerekeni de altını şöyle kalın kalın çizmek isterim. PKK'nin boşalttığı alanların raporları mutlaka Milli Güvenlik Kurulu'na resmen zaten devletin raporlarında var. Resmen tescillenerek Milli Güvenlik Kurulu'na getirilmeli. Milli Güvenlik Kurulu bu raporu baz alarak da çerçeve yasanın uygulanması önündeki bütün engelleri kaldırmalı. Bir dipnot olarak da şunu söylemek isterim. Milli Güvenlik Kurulu kararına bağlanmış olması bu yasanın aslında parlamentoyu zayıflatan bir şey ve bu yanlış bir şey. Fakat bunu biz tersine çeviremedik ne yazık ki ve karar böyle çıktı.
“Milli Güvenlik Kurulu'nun insafına kalamaz”
Fakat bir süreç aksın ve ilerlesin diye de bu yasaya zaten Türkiye'de en büyük destek gelmişti parlamentodan hatırlayacaksınız. Şimdi neredeyse milletvekillerinin yüksek bir çoğunluğuyla çıkmış olan bir yasayı uygulamamak da Milli Güvenlik Kurulu'nun insafına kalamaz. Orada siyasi partilerin temsiliyeti toplumun kendisi demektir. Ve toplum bu yasa bir an önce uygulansın istiyor. Yine olması gereken bir noktaya değinerek sözümü tamamlayayım.
Sayın Numan Kurtulmuş'un öncülüğünde ayrıca çerçeve yasa kapsamında kurulması gereken siyasi parti temsiliyetleriyle bir izleme kurulu oluşmalıydı. Bu izleme kurulunun oluşacağı Meclis açılmadan günler öncesinde Sayın Kurtulmuş tarafından duyurulduğu halde daha sonra defalarca açıklama yapıldığı halde hala o da oluşmuş değil. Bu da bu sürümceme halinin en ayan beyan göstergelerinden birisidir. Bunun için ne bir MGK'a sunulacak bir rapora ne de MGK kararına ihtiyaç yok. Parlamento zaten bu kararı aldı. Yürütmeye düşen görev de Meclisin aldığı kararları hayata geçirmektir. O yüzden izleme kurulundaki bu yavaşlığa da son verilmeli.”


