Eski CIA Direktörü: Suriye hükümeti Kürtlere yönelik saldırılardan sorumludur

ABD Ordusu Eski Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı ve eski CIA Direktörü General David Petraeus, Rûdaw'a verdiği özel röportajda, Suriye'deki yeni dönem, Kürtlerin geleceği ve ABD'nin bölgedeki stratejisine ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Petraeus, Demokratik Suriye Güçleri'nin (DSG) IŞİD'le mücadeledeki kritik rolüne vurgu yaparak, ABD'nin Kürtleri terk etmeyeceğine inandığını belirtti.

General Petraeus, Suriye'nin yeni lideri Ahmet Şara hükümetinin henüz tam anlamıyla kapsayıcı olmadığını ve sahada Kürtlere yönelik saldırıların endişe verici olduğunu ifade etti. Petraeus, ABD Kongresi'nin Sezar yaptırımlarını kaldırmasına rağmen, Kürtlere ve diğer azınlıklara yönelik hak ihlallerinin devam etmesi durumunda yaptırımların yeniden yürürlüğe girebileceği uyarısında bulundu.

Özellikle Erbil'in diplomatik rolüne dikkat çeken Petraeus, Başkan Neçirvan Barzani'nin arabuluculuğunda General Mazlum Abdi ile ABD'li yetkililer arasında gerçekleşecek görüşmelerin hayati önem taşıdığını vurguladı. Eski komutan, Başkan Mesud Barzani (Kak Mesut) ile olan yakın dostluğunu ve geçmişteki mesailerini hatırlatarak, Barzani'nin tecrübesinin Suriye'deki Kürt meselesinin çözümünde kilit bir rol oynayabileceğini söyledi.

Suriye'deki IŞİD tutuklularının durumu hakkında Senatör Lindsey Graham'in endişelerine katıldığını belirten Petraeus, bu hapishanelerin güvenliğinin DSG'den alınıp yeni Suriye ordusuna devredilmesinin büyük bir risk oluşturacağını savundu. "Bozuk olmayanı tamir etmeye çalışmayalım" diyen Petraeus, DSG'nin bu konudaki başarısının tartışılmaz olduğunu dile getirdi.

İran konusunda ise askeri harekat ihtimalinin şu an için azaldığını ancak masada kalmaya devam ettiğini belirten Petraeus, İran'daki Kürtlerin durumuna da değindi. Kürtlerin "dünyada devleti olmayan en büyük ulus" olduğu gerçeğinin altını çizen Petraeus, hem askerlik hem de istihbarat kariyeri boyunca Kürtlerle çalışmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

ABD Ordusu Eski Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı ve eski CIA Direktörü General David Petraeus Rûdaw’ın Washington Temsilcisi Diyar Kurda’nin sorularını yanıtladı:

Rûdaw: Sayın General, bugün bizimle olduğunuz için çok teşekkür ederim. Bugün, ABD'nin Suriye politikası, Halep'teki gerilimler, Kürt güçlerine yönelik saldırılar ve aynı zamanda azınlıklara yönelik geçmiş saldırılar hakkında konuşmak istiyorum. Washington'un Suriye'nin yeni hükümetine bakışının değişip değişmediğini veya Washington'ın bölgedeki son olayları nasıl değerlendirdiğini sormak istiyorum. İlk sorum şu, Başkan Trump herkes için müreffeh bir Suriye inşa etmesi adına Suriye'nin geçici başkanına bir şans tanıdı mı?

David Petraeus: Bu kararı kesinlikle destekliyorum. Aslında Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerini gezerken, Ahmet eş-Şara ile Riyad'da ilk kez bir araya gelmesinin çok olumlu olduğunu düşündüm. Suudi Veliaht Prensi'nin girişimiyle gerçekleşen bu görüşmeyi görmek olumluydu. Ayrıca Başkan Trump'ın Suriye'ye ve bizzat Şara'ya yönelik yaptırımları elinden geldiğince kaldırması iyi bir adımdı. Daha sonra onunla Amerika Birleşik Devletleri'ndeki görüşmesi, Kongre'nin Sezar yaptırımlarını ve diğer yaptırımları kaldırması son derece olumluydu. Çünkü bu yaptırımlar Suriye'nin 3 kritik sektörü olan finans, inşaat ve enerjiye yatırımı engelliyordu. Tüm bunları olumlu görüyorum. Ayrıca Kongre'nin yaptırımları kaldırmak için koyduğu şartlar da gayet yerinde. Tekrar ediyorum, amaç Ahmet eş-Şara'yı ve oluşum aşamasındaki bu hükümeti sadece çoğunluğun değil, azınlıkların da haklarını koruyacak şekilde tüm bileşenleri temsil etmeye teşvik etmektir.

Rûdaw: Peki bunu sahada görüyor musunuz? Ahmet eş-Şara hükümetinin kapsayıcı olduğunu, Kürtlerin, Yahudilerin ve Alevilerin kendilerini bu hükümetin içinde bulabildiğini düşünüyor musunuz?

David Petraeus: Hayır, gelişen olaylarla ilgili bazı endişelerim var. Bu arada belirtmeliyim ki, hatırlayacağınız üzere, geçen Eylül ayında New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu haftasında, Concordia zirvesinde Ahmet eş-Şara ile bir röportaj yapmıştım. Bu benim için oldukça sürreel bir durumdu. Çünkü ben Irak'ta askeri yığınak döneminin 4 yıldızlı komutanı iken ve daha sonra Merkez Kuvvetler Komutanı olarak geniş Orta Doğu'dan sorumluyken kendisi Irak'ta bir tutukluydu. Onun başkanlığa giden yolu, tabiri caizse oldukça dolambaçlıydı. Irak'ta bir El-Kaide hücresi lideriyken, Suriye'de El-Kaide'nin kolu olan Nusra Cephesi'ni kurdu. Daha sonra hakkını vermek gerekir ki onlardan koptu ve İdlib'de sadece bir grup kabile milisi değil, gerçek bir askeri kapasiteye sahip bir yapı ve bir hükümet inşa etti. Orada eğitim ve diğer hükümet fonksiyonlarını da sağlıyor. Kendisiyle röportaj yaptığımda Suriye'nin ihtiyacı olan şeyin benim daha önce tarif ettiğim yapı olduğu konusunda hemfikirdi. Sadece çoğunluğun haklarını değil, azınlıkların haklarını da güvence altına alan, Orta Doğu'nun ve Suriye'nin içinden geçen tüm etnik, mezhepsel ve kabilevi fay hatlarını kapsayan, temsili ve kapsayıcı bir hükümet. Ancak bu hala yapım aşamasında olan bir süreç. Kısmen de henüz yeterince dahil edilmemiş veya bu yeni hükümette rol almak istediklerine ikna edilmemiş birçok farklı grup olduğu için böyle. Sahil şeridinde eski rejim unsurları olan Aleviler var. Kuzeyde genellikle Türkiye ile hareket eden Özgür Suriye Ordusu'ndan kalan bazı unsurlar var. Diğer tarafta Demokratik Suriye Güçleri ve Suriyeli Kürtler var. Ancak bunun içinde bazı sürtüşmelerin olduğu Arap aşiretleri de mevcut. Güneyde ise Dürziler ve Ürdün sınırına bitişik, henüz tam olarak temsil edilmeyen veya sürece dahil olmayan diğer unsurlar var. Bu yüzden Kongre'nin yaptırımları kaldırırken şartlar koyması gerektiği fikrine katılıyorum ve bunu savundum.

Rûdaw: Sanırım ABD uzun bir süre "Biz insanları, liderleri ve ülkeleri söylediklerine göre değil, yaptıklarına göre yargılarız" diyordu. Bir yanda yeni Suriye hükümetinin Kürtlere, Hristiyanlara ve Yahudilere haklarını vereceğine dair söylemlerini duyuyoruz. Ancak sahada Suriye savunma sistemine dahil gruplar tarafından Kürtlere yönelik katliamlar yapıldığını görüyoruz.

David Petraeus: Bu konuda hiç şüphe yok. Ahmet eş-Şara, Dürzilerin başına gelenleri kabul etti. Alevilere yapılanları da kabul etti. Sanıyorum şu an Halep civarında rejimle ya da isterseniz yeni rejim ordusu diyelim, Demokratik Suriye Güçleri arasında yaşananları da kabul ediyordur. Fakat sadece kabul etmek yetmez. Düzeltici adımlar atılmalı ve biz de onu bundan sorumlu tutmalıyız. Şundan eminim ki, Türkiye Büyükelçimiz, ki kendisi aynı zamanda Lübnan ve Suriye'den de sorumlu bölge temsilcimizdir aslında, gelen raporlar onun hükümete ve belli bir oranda da DSG'ye baskı yaptığı yönünde. Çünkü eğer Suriye ordusuna bir şekilde bir statü ile entegre olacaklarsa, şimdiye kadar göze aldıklarından çok daha fazla risk almaya istekli olmaları gerekiyor. Halep'in iki mahallesinde Kürt güçlerine yönelik son saldırılarla birlikte Kongre'nin endişelerinin arttığını gördük. Senatör Lindsey Graham ve bizzat görüştüğüm diğer Kongre üyeleri bu saldırıları kınıyor ve endişelerinin arttığını söylüyor. Bu durum ABD'nin Suriye politikasını etkiler mi? Bir noktada etkileyebilir. Elbette. Kongre harekete geçebilir. Yaptırımları yeniden yürürlüğe koyabilirler. Yine tabiri caizse ortada belli kriterler var. Özellikle Sezar yaptırımlarını kaldıran mevzuatta tanımlanmış hususlar mevcut. Ve eğer umduğumuz tabloyu görmezsek, Ahmet eş-Şara üzerinde baskı kurmak amacıyla Suriye'ye yeniden bazı yaptırımlar getirilmesi ihtimali var. Tekrar ediyorum, bu bir değerlendirme süreci, bir yargı süreci olacak. Yapması gereken her şeyi yapıyor mu? Elinden geleni yapıyor mu? Bu arada ona nasıl yardım edebiliriz? Çünkü o sadece bir hükümet kurmaya ve güvenliği sağlamaya çalışmıyor. Aynı zamanda ekonominin tek üretken ve büyük ihracat kaleminin daha önce yasa dışı uyuşturucu olduğu bir ekonomiyi yeniden hayata döndürmeye çalışıyor.

Rûdaw: Sayın General, geçen hafta Başkan Trump'a Halep'teki gerilim ve Kürtlerle Suriye Arap Ordusu arasındaki çatışmalar hakkında doğrudan bir soru sorma fırsatım oldu. O barış istediğini ve bu savaşın durmasını istediğini söyledi. Ancak Başkan Trump'ın her iki tarafa verdiği bu net mesaja rağmen savaş hala devam ediyor. Suriyeli ve bölgesel liderler, ABD Başkanı'nın ''Barış istiyorum'' mesajını nasıl okumalı?

David Petraeus: Bakın çabalarını iki katına çıkarmak zorundalar. Birincisi aralarındaki anlaşmazlıkları çözmek. İkincisi ise ülkenin o bölgesini ve aynı şekilde diğer bölgelerini de kapsayıcılıkla sürece dahil etmek için şimdiye kadar yaptıklarından çok daha fazlasını yapmaları gerekiyor. Böylece insanlar temsil edildiklerini, merkezi hükümetin onların sorunlarıyla ilgilendiğini hissetsinler. Özellikle de bir tür yarı özerklik, bağımsızlık ya da adı her ne olursa olsun bir şekilde bu minvalde bir statü tanınmalı. Belki Kürt Bölgesel Yönetim modelini bile bir örnek almayabilirler. Ama bu da bir ihtimal. Yine de incelenebilecek başka modeller de var. Ancak bunun mutlaka gerçekleşmesi gerekiyor. Bunu söylemek benim için zor. Bence bu konuda yani böylesine karmaşık bir durumda belirli pozisyonları tüm incelikleriyle anlama noktasında hepimiz sınırlarımızın farkında olmalıyız. Bu arada şunu da unutmayın. Daha önce de belirttiğim gibi DSG kontrolündeki bölgede sadece Suriyeli Kürtler yok. Arap aşiretleri de var. Ve onların da kendilerine has endişeleri mevcut. Ve yine az önce ülkeyi baştan başa dolaşıp ana sorunları sıraladım ama başka meseleler de var. Irak sınırının hemen dibinde, Ürdün sınırına da neredeyse bitişik olan ve sanırım 80 bin kişinin yaşadığı o mülteci kampından bahsetmedim bile. Orayı korumak için konuşlanmış ABD güçlerinin olduğu bir başka mesele bu. Peki bunu yeni hükümete nasıl entegre edeceğiz? İşte tüm bu farklı sorunlar yani durum şu... Bakın sadece Irak'ta 4 yıl sahada kalmış, bölgede çok daha uzun yıllar geçirmiş biri olarak bu ülkelerin çoğunda karşınıza çıkan etnik, mezhepsel ve kabilevi meselelerin ne kadar zorlu olduğunu gayet iyi biliyorum. Özgürleştirmenin ilk yılında Kuzey Irak'taki Çok Uluslu Güçlerin komutanı iken Musul'da bunu bizzat yaşadık. Tüm bu farklı unsurları memnun etmeye çalışmak, hepsini yeni vilayet meclisine sokmak ve birlikte çalışmalarını sağlamak devasa bir görevdi. Üstelik bu sadece tek bir vilayetti. Kocaman bir ülkeden ve çok ciddi bir nüfustan bahsetmiyorum bile. Ve şunu da ekleyeyim. Benim elimde 101. Hava İndirme Tümeni vardı. Yani Ninova vilayetindeki en güçlü kabilenin şeyhi bendim. Şu anki liderin elinde o düzeyde bir kapasite de yok.

Rûdaw: Sayın General, Suriyeli Kürtler, Demokratik Suriye Güçleri ve Şam arasındaki mevcut durumdan ve ABD'nin entegrasyon ya da ülkeleri için çizecekleri gelecek her neyse buna yönelik angajmanından bahsetmişken; Bloomberg'in haberine göre Halep saldırısından günler önce General Mazlum Abdi, 10 Mart anlaşmasını ve bunun nasıl uygulanacağını müzakere etmek üzere Şam'a giderek yeni Suriye liderliğiyle masaya oturdu. Ancak yine habere göre Suriye Dışişleri Bakanı odaya girer girmez görüşmeler çöktü. Onlara eşyalarını toplayıp gitmelerini söylediler ve bakan müzakereyi oracıkta bitirdi. Amerika bir tarafın diğer tarafla uzlaşmaya yanaşmadığı bu duruma nasıl bakıyor?

David Petraeus: Açıkçası masanın her iki tarafında da çok ciddi çıkarların bulunduğu böylesine karmaşık bir meselede karşı tarafı uzlaşmaya ikna etmeye çalışıyorsanız bu başvurulacak pek de yapıcı bir taktik değil. "Ya benim dediğim olur ya da kapı orada" yaklaşımını benimseyemezsiniz. Oturup dinlemeniz gerekir. Her iki tarafın da bazı tavizler vermesi gerekecek. Hemen nihai sonuca ulaşmaya çalışmak yerine atılabilecek bazı ara adımlar olabilir. Olması gereken budur. Ve açıkçası, tekrar ediyorum, çok daha küçük ölçekte de olsa benzer bir durumda bulunmuş biri olarak bu tür işlerin zorluklarını gayet iyi anlıyorum. Şu an basına da yansıdığı üzere bölge temsilcimizin şüphesiz taraflar üzerinde baskı kurduğu bir dönemdeyiz. Her iki taraf da gücünü ABD'den alıyor. Hem Suriye hem de DSG ABD'nin ortağı.

Rûdaw: Aralarında barışı sağlamak için bu gruplar üzerinde ne gibi bir baskı gücünüz var?

David Petraeus: Çok önemli kozlarımız var. Tekrar ediyorum, General Mazlum'un müthiş liderliği altındaki o takdire şayan Demokratik Suriye Güçleri'ni mümkün kılan şey bizim askeri desteğimizdir. Kendisine büyük saygı duyduğumu belirtmeliyim. Bu destek onlara imkan sağladı. Ancak Kuzeydoğu Suriye'deki İslam Devleti halifeliğini yenmek için sahada savaşan ve ölenler onlardı. Ki bu halifeliğin karargahı elbette o bölgedeydi. Tıpkı Musul'daki karargah gibi. Yani sanırım modern tarihteki ilk İslamcı, aşırılıkçı halifelik olan İslam Devleti tarafından kurulan yapının iki başkenti olarak Kuzeydoğu Suriye'de Rakka ve Kuzey Irak'ta Musul vardı. Onları desteklemek için çok şey yaptık. Ayakta kalmalarını sağlamak için muazzam çaba sarf ettik. İslam Devleti üzerinde baskı kurmaları ve El Hol gözaltı merkezinde tutulanların ki burada çok ciddi sayıda insan var ve orada hala çocuklar dünyaya geldiği için bu sayı giderek artıyor, kontrolünü sağlamaları gibi çok önemli görevleri yerine getirmelerine hala olanak sağlıyoruz. Yani bakın desteği sürdürmek ya da çekmek suretiyle orada gerçek bir kozumuz var. Ve açıkçası Suriye hükümeti üzerinde de çeşitli şekillerde ister sağladığımız yardım olsun ister kaldırdığımız yaptırımlar veya diğer araçlar olsun kozlarımız var. Ancak asıl zorluk, onların ne yapması gerektiğine inandığımıza dair aklımızda gerçek bir yapının olması gerekliliğidir. Bence asıl zorluk bu. Tekrar ediyorum, Irak'taki sorun da sık sık buydu. Bu işin nereye gitmesini istiyoruz? Nasıl görünmesini istiyoruz? Ve sadece, daha önce söylediğim gibi tüm halkı temsil eden, çoğunluk kuralının yanı sıra azınlık haklarını da güvence altına alan bir hükümet gibi genel ifadelerle değil, bunu operasyonel hale getirmeniz lazım. Bu somut olarak neye benzeyecek? Demokratik Suriye Güçleri'ne ve özellikle Kürtlere nasıl güvence verebilirsiniz? Ve aynı zamanda Suriye hükümetinin ülkede güç kullanım tekelinin ordusunda olması gerektiği yönündeki meşru arzusunu nasıl tatmin edebilirsiniz?

Rûdaw: Yarın, General Mazlum Abdi'nin Erbil'i ziyaret etmesi ve Amerika Birleşik Devletleri'nin Suriye Özel Temsilcisi, Büyükelçi Tom Barrack'la bir araya gelmesi bekleniyor. Şam ve Rojava arasında devam eden görüşmeleri konuşacaklar. Ve bu toplantı Başkan Neçirvan Barzani'nin aracılığıyla gerçekleşiyor. Siz Büyükelçi Tom Barrack ile General Mazlum Abdi arasında Irak-Kürdistan Bölgesi'nde gerçekleşen bu görüşmelere nasıl bakıyorsunuz?

David Petraeus: Bence bunlar potansiyel olarak çok çok önemli. Bu arada daha birkaç ay önce Kürt bölgesindeydim. Aslında Başkan Barzani ile tanışma fırsatım oldu. Yani Mesud Barzani şu aşamada bir nevi onursal başkan konumunda. Ama ben oradayken başkan oydu. Mevcut Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani, Başbakan Barzani ve diğerleri... Tabii Başbakan Yardımcısı ile de. Hem Erbil'deki hem de Süleymaniye'deki liderlerle görüştüm. Uzun süredir desteklediğim ve ilk Fahri Doktora unvanımı aldığım Irak Süleymaniye Amerikan Üniversitesi'nin mezuniyet konuşmasını yapmak için oradaydım. Tebrikler. Çok teşekkür ederim. Bakın bence bu bölge temsilcimiz Büyükelçi Barrack'ın Mesud Barzani ile yani Kak Mesut ile oturup konuşması için harika bir fırsat. Kendisi açıkçası bu tür konularda son derece bilgedir ve belki de General Mazlum'a hem Demokratik Suriye Güçleri içindeki Kürtlerin isteklerini güvence altına alacak, hem de Suriye Devlet Başkanı'nın şu an Demokratik Suriye Güçleri tarafından kontrol edilen Kuzeydoğu Suriye bölgesini entegre etmesini sağlayacak makul bir yol haritası geliştirmesinde yardımcı olabilir. Şunu belirtmeliyim, Kuzey Irak'ta o harika 101. Hava İndirme Tümeni'nin Tüm Generali olarak görev yaparken her ay en az bir kez Kak Mesut ile görüşme ayrıcalığına sahiptim. Aslında ofisindeki ilk birkaç toplantıdan sonra sadece bir konum belirlerdi. Helikopterlerimize atlayıp o konuma inerdik. Oturup onun bir Peşmerge ve Peşmerge lideri olarak savaştığı vadilere bakardık. Ve temelde birbirimize savaş anıları anlatırdık. Ben ona oradaki buradaki tecrübelerini, bilirsiniz, o zamanki Irak rejim güçleriyle yaşadıklarını sorardım. Tabi harika Kürt yemekleri eşliğinde. Her ay iple çektiğim bir şeydi bu. Bazen ayda birden daha sık olurdu. Umarım Kürdistan'a tekrar gidersiniz. Ve evet, sadece birkaç ay önce oradayken onunla yine çok güzel bir görüşme yaptım. Önümüzdeki yıllarda çok daha fazlasını yapmayı umuyorum.

Rûdaw: Suriye'de güven konusuna gelmişken Senatör Lindsey Graham, Türk ve Suriye Arap Ordusu'nun IŞİD militanlarının tutulduğu gözaltı merkezlerini koruma konusunda Kürtlerin yerini alabilecek kadar güvenilir olmadığını söylüyor. Geçen yıl içeriden bir güvenlik görevlisinin Amerikan güçlerine ateş açıp iki askeri ve bir sözleşmeli personeli öldürdüğü olayı da hatırlarsak, siz, mevcut Suriyeli grupların ve Suriye Arap Ordusu'yla hareket eden grupların bu merkezleri koruma konusunda güvenilir olduğunu düşünüyor musunuz?

David Petraeus: Trajik bir şekilde muhtemelen bariz aşırılıkçı görüşlere sahip biriydi. Ve bu tür saldırılar özellikle tehlikelidir. Çünkü askerlerimizle ev sahibi ülke güçleri arasındaki o çok önemli güveni zedeler. Senatör Lindsey Graham'a büyük saygım var. Biliyorsunuz ben Irak'ta ve Afganistan'da Merkez Kuvvetler Komutanlığı yaparken o Amerika Birleşik Devletleri Hava Kuvvetleri Rezervi'nde albaydı. Bölgede 4 yıldızlı general olarak görev yaptığım o 4,5 yıl boyunca genellikle 1 hafta ila 10 günlüğüne yaklaşık 15 kez aktif göreve geldi ve tek kelime ile muhteşemdi. Bizim gözden kaçırdığımız meseleleri görürdü. Ve bazen bize, ''Bunu biz niye akıl edemedik?'' dedirterek elimizi alnımıza vurduracak çözümler önerirdi.

Rûdaw: Yani bu mevcut durumla ilgili onun dediklerine katıldığınız anlamına mı geliyor?

David Petraeus: Büyük ölçüde evet. Endişelerini paylaşıyorum. Özellikle de gözaltındaki bu şahısların ki sadece El Hol'de on binlercesinden bahsediyoruz, dışarı çıkamamasını sağlayacak çok güvenilir bir gücün devam etmesi konusundaki endişelere kesinlikle katılıyorum. Doğrusunu söylemek gerekirse bu mesele... Suriye hükümetinin neden buna bu kadar takıldığını anlamıyorum. Gerçek, eski İslamcı aşırılıkçılarla genellikle onlara sempati duymuş ya da onlarla çalışmış kadın ve çocukların başında kimin nöbet tutacağından çok daha büyük meseleler var. O iş yolunda gidiyor. Bozuk değil. Bence bozuk olmayanı tamir etmeye çalışmayalım. Bunun yerine, tekrar ediyorum, çok daha önemli olan şeye, mevcut Suriye ordusuyla mevcut Demokratik Suriye Güçleri arasındaki ilişkiye odaklanalım. Ve General Mazlum tarafından dile getirilen o insanların meşru isteklerini karşılayacak bir mekanizma bulalım. Yine söylüyorum, kendisi gerçekten takdire şayan birisi. Biliyorsunuz, yıllarca o tür birini aradık. En tepede olup da onun yaptıklarını yapabilen stratejik liderler çok çok nadirdir ve hayati öneme sahiptir. O yüzden tekrar ediyorum, gelin Demokratik Suriye Güçleri'nin mutlak temellerini, o asıl meselelerini ve endişelerini, diğer yanda ise Suriye hükümeti ve ordusunun meşru endişelerini tespit edelim ve aradaki uçurumu nasıl kapatacağımızı bulalım. Ve yine eğer biri bir çözüm üretebilecekse bu Mesud Barzani ile birlikte bizim elçimiz olacaktır.

Rûdaw: Hem orduda hem de CIA'de verdiğiniz uzun yıllara dayanan hizmetlerimiz için teşekkür ederiz. Kürtler özellikle de Rojava halkı ABD'nin kendilerini bir kez daha yalnız bırakmasından derin endişe duyuyor. IŞİD'e karşı savaşta en güçlü müttefik olarak 12 bin şehit vermiş olmalarına rağmen sizce ABD'nin Kürtlere yeniden sırt çevirme ihtimali var mı?

David Petraeus: Öyle olacağını sanmıyorum. Bence Demokratik Suriye Güçleri mensuplarının o muazzam fedakarlığına ve üstün hizmetine dair çok net bir farkındalık var. Tekrar ediyorum, cephe hattında savaşanlar onlardı. Biz, istihbarat, gözetleme ve keşiften, hava saldırılarına, dolaylı ateş desteğine, lojistik, eğitim, donatım ve idameye kadar her alanda pek çok farklı yolla onlara imkan sağladık. Ama yine söylüyorum, ortak hedefimize ulaşmamızı sağlamak için savaşan ve çok büyük sayılarda can verenler onlardı. Ki bu hedef Kuzeydoğu Suriye'deki İslamcı aşırılıkçı halifeliği ortadan kaldırmaktı.

Rûdaw: Suriye hakkında bir soru daha sormak istiyorum ve daha sonra İran hakkında sorularım olacak. Süveyda'da Dürzilere, Lazkiye'de Alevilere ve şimdi Kuzey'de Kürtlere yönelik saldırılar gibi geçmiş olaylar göz önüne alındığında, Amerika veya Başkan Trump, Suriye Arap Ordusu veya müttefik grupların azınlıklara yönelik bu ihlallerini ne ölçüde tolere eder?

David Petraeus: ABD çok ciddi protestolarda bulundu ve bu durum kontrol altına alınmazsa olabilecekler konusunda hükümeti bir nevi tehdit etti. O korkunç olaylardan beri benzer şeyler görülmedi. Büyük bir soruşturma devam ediyor. Ne kadar dürüst ve şeffaf olacağını göreceğiz. Tabi Dürzileri uzun süredir destekleyen İsrailliler de benzer endişeleri dile getirdi. Hatta Şam'daki güvenlik güçleri karargahlarını ve diğer Suriye askeri unsurlarını bombaladılar. Yani anlayacağınız Suriye hükümeti uyarıldı. Bunu tekrar yapamayacaklarını biliyorlar. Bu eylemleri gerçekleştirirken kendilerini yeni Suriye hükümetinin pelerini altına gizleyen o katil unsurları kontrol altına almak zorundalar. Sanırım yapıyorlar da. Bunu yapmanın bir mecburiyet olduğunun kesinlikle farkındalar. Bunu kontrol altında tutup tutamayacaklarını, yeniden o yönetim ve güvenliği sağlayıp sağlayamayacaklarını, ekonominin canlanmasına destek verip veremeyeceklerini ve bir hükümetin yapması gereken diğer tüm görevleri yerine getirip getiremeyeceklerini, tabii eğer buna güçleri yeterse, hep birlikte göreceğiz. Size şunu söyleyebilirim ki Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Suriye Diasporası, babası Hafız Esad'ın kanlı rejimini devralan o katil Beşar Esad rejiminin son bulmasından büyük sevinç duyuyor. Yeni Suriye hükümetini desteklemeye ve yeni Suriye'ye yatırım yapmaya çok istekliler. Ancak yine söylüyorum, eğer bu desteğin sürmesini istiyorlarsa, Suriye hükümetinin bu güveni hak ettiğini kanıtlaması gerekecek. Bu konuda çok net olmalılar. Ve sanırım öylelerdi.

Rûdaw: İran'a geçelim. Mevcut durumda ABD'nin nihai hedefi İran'da rejim değişikliği mi? Ve Başkan Trump'ı İran'a karşı kararlı bir askeri hareket yapmaktan alıkoyan nedir?

David Petraeus: ABD hükümeti adına hedefin rejim değişikliği olup olmadığı veya belirlenen özel hedefin ne olduğu konusunda konuşamam. Bence şu an saldırı ihtimalinin daha düşük olmasının nedeni, ki bu raporlara da yansıdı, kamuoyunca bilindiği üzere Körfez ülkeleri ve İsrail'den gelen bu işe aceleyle girişilmemesi ve eğer böyle bir şey olursa neler yaşanabileceği yönündeki uyarılardır. Ayrıca ABD ordusundan da "evet şu an şunları yapabiliriz ama hem İran'a karşı ofansif anlamda hem de İran'ın füzelerle, uzun menzilli roketlerle veya sahip oldukları diğer yeteneklerle örneğin Körfezi mayınlayarak, seyrüsefer özgürlüğüne müdahale ederek ya da ellerinde kalan vekil güçleri harekete geçirerek karşılık vermesi durumunda savunma anlamında çok daha fazlasını yapabilme kabiliyetimiz olsaydı gerçekten iyi olurdu" şeklinde uyarılar geldi. Tabi vekil güçlerinin çoğu ciddi şekilde zayıflamış durumda ve muhtemelen sonuç olarak hiçbir şey yapamayacaklardır. ABD güvenlik servislerinin karargahlarını vursa, bazı güvenlik liderlerini etkisiz hale getirse ya da kalan füze programını, fırlatıcıları ve diğer misilleme kapasitelerini yok etse bile, Hizbullah'ın İsrail'e karşı harekete geçeceğini sanmıyorum. Bence bu mantıklı bir çıkarım. Elbette Başkan, kendisine İran'dan dolaylı yoldan bir mesaj iletildiğini, bu mesajda başkanın endişe duyduğu o infazın gerçekleşmeyeceğinin ve ayrıca tırnak içinde söylüyorum, ölümlerin durmakta olduğunun belirtildiğini de söyledi. Bu henüz gerçekleşmedi. Dolayısıyla ABD'nin askeri harekat olasılığının ve belki de askeri harekat dışındaki diğer adımların diplomatik, ekonomik, enformasyonel, siber ve cephaneliğimizdeki diğer tüm araçların kullanım ihtimalinin azaldığı geçici bir dönemde olduğumuzu düşünüyorum. Bu ihtimal bir süreliğine azaldı. Ancak Abraham Lincoln uçak gemisi ve görev gücündeki gemiler Körfeze vardığında, eğer göstericilerin öldürülmesi devam ederse, işte o zaman bir tür eylem olasılığının daha yüksek olacağını düşünüyorum.

Rûdaw: Bu son sorum olacak. İran hakkında konuşurken bu ülkede yaşayan yaklaşık 8 ila 10 milyon Kürt var. ABD İran'daki Kürtlerin haklarını da tanıyor mu?

David Petraeus: Tekrar ediyorum, ABD hükümeti adına cevap veremem. Yani bölgede Kürtlerin, Azerilerin, Türkmenlerin, Arapların ve diğer azınlıkların varlığına dair çok net bir farkındalık olduğunu düşünüyorum. Hakları derken neyi kastettiğinizi tam bilmiyorum. Eğer kendi kendini yönetme hakkından, bağımsızlık hakkından ya da buna benzer bir şeyden bahsediyorsanız, sanırım bu hak olarak görülen çerçevenin ötesine geçecektir. Kabul edelim ki... Yani tekrar söylüyorum, bugünün gerçeği Kürtlerin dünyada devleti olmayan en büyük nüfus olduğudur. Evet bu şüphesiz üzücü bir gerçeklik. Yapılabilecek en doğru tanım budur. Ve şunu da unutmayın. Gerek üniformalı görevim sırasında gerekse CIA direktörü olarak Kürtlerle benim kadar çok mesai harcamış ve şimdi de dünyanın en büyük yatırım şirketlerinden birinin ortağı olarak onlarla iş yapmayı bu kadar çok isteyecek başka pek fazla insan olduğunu sanmıyorum.

Rûdaw: Kürtlerin Irak ve Kürdistan Bölgesi'ndeki hizmetinizi takdir ettiğini düşünüyorum.

David Petraeus: Çok naziksiniz. Teşekkür ederim. Bu en büyük ayrıcalıktı.

Rûdaw: Çok teşekkürler.

David Petraeus: Ben de teşekkür ederim.