Erbil (Rûdaw) - ABD ve İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaşın üzerinden bir hafta geçerken, Washington ve ötesindeki siyasi tartışmalara tek bir ana soru yön veriyor: Trump bu kararı nasıl aldı? İsrail'in, Donald Trump'ın savaşa girme kararındaki etkisi ne boyuttaydı? Savaşın patlak vermesine yol açan olaylar zinciri; Binyamin Netanyahu'nun bitmek bilmeyen baskıları, İran'ın nükleer programına dair sürekli değişen istihbarat raporları ve Beyaz Saray'daki bir dizi stratejik ve siyasi değerlendirme ile bir yıldan daha uzun bir süre öncesine dayanıyor. Ortaya çıkan sonuç ise, bölgesel istikrar ve ABD dış politikası açısından derin sonuçlar barındıran, ABD ve İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü ilk doğrudan ortak askeri harekât oldu.
Kronolojik olarak önemli gelişmeler
Ocak 2025:
Donald Trump'ın yeni başkanlık dönemi başladı. Binyamin Netanyahu, İran'a yönelik askeri harekat baskılarını tazeledi.
Nisan 2025:
Trump, İsrail'in İran'ın nükleer tesislerine yönelik ortak saldırı tekliflerini reddetti.
Haziran 2025:
İsrail, İran'daki hedeflere saldırdı. Sadece bir gün içinde ABD de operasyona dahil olarak İran'ın üç nükleer tesisini vurdu.
Yaz – Sonbahar 2025:
İstihbarat değerlendirmeleri, ABD'nin "tesisler yok edildi" iddialarına rağmen, İran'ın nükleer programının yalnızca birkaç ay, en fazla bir yıl geciktirildiğini gösterdi.
Ekim – Kasım 2025:
Netanyahu, İsrail ordusuna Nisan-Haziran 2026 tarihleri arasında gerçekleşmesi muhtemel yeni ve geniş çaplı bir saldırı için hazırlık yapma emri verdi.
Aralık 2025:
Netanyahu, Mar-a-Lago'da Trump ile bir araya gelerek İran'ın Çin ve Rusya'nın yardımıyla füze kapasitesini yeniden inşa ettiğini iletti.
Aralık 2025 Sonu:
Trump, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşinin tutuklandığı ABD askeri operasyonuna onay verdi.
Ocak 2026:
İran geneline yayılan kitlesel protestolar başladı. Trump, ABD'nin protestocuları desteklemek için askeri müdahalede bulunabileceğini açıkça ima etti.
14 Ocak 2026:
Netanyahu, İsrail'in henüz saldırıya hazır olmadığını belirterek Trump'tan askeri harekatı ertelemesini istedi.
Şubat 2026:
ABD ve İsrail'in ortak saldırıları başladı. Harekât tırmanarak daha geniş çaplı bir savaşa dönüştü ve İran'ın nükleer, füze ve askeri altyapısı hedef alındı.
Netanyahu'nun İran'a Saldırmak İçin Yürüttüğü Uzun Soluklu Kampanya
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, yıllardır ABD'ye İran'ın nükleer programını vurması için çağrıda bulunuyordu. Birbirini izleyen ABD başkanları, İsrail ile birlikte İran'a karşı ortak bir savaş başlatmak istemedikleri için bu talepleri her zaman reddetti.
Ancak Netanyahu'nun hedefi hiç değişmedi: İsrail istihbaratının yetenekleri ile ABD'nin askeri gücünün birleştiği ortak bir askeri harekat.
Trump'ın ilk reddi
Trump, Ocak 2025'te iktidara döndüğünde, İsrail'in İran'a yönelik beklenen saldırı için hazırladığı uzun vadeli planlar yeniden masaya getirildi.
Netanyahu'nun baskılarına rağmen, Trump başlangıçta buna katılmayı reddetti. Nisan 2025'te ortak askeri operasyon çabalarını durdurmayı başararak önceki yönetimlerle aynı tutumu sergiledi.
Ancak İsrail'in planları durmadı. ABD'nin doğrudan katılımı olsun ya da olmasın, muhtemel bir saldırı için hazırlıklar devam etti.
Haziran 2025 saldırıları
İlk büyük tırmanış Haziran 2025'te, İsrail'in İran'ın nükleer tesislerine saldırmasıyla yaşandı. Trump başlangıçta hem askeri gelişmeleri hem de saldırılara yönelik siyasi tepkileri yakından izledi. Fox News ekranlarında İsrail'in kısa sürede elde ettiği büyük askeri başarıyı görünce fikrini değiştirdi.
Bir gün içinde ABD de harekata katıldı.
ABD güçleri, İsrail'in tek başına yok edemeyeceği yeraltı tesislerine ulaşabilen özel sığınak delici bombalar kullanarak İran'ın üç nükleer tesisini hedef aldı.
Saldırıların ardından Trump, tesislerin "tamamen ve kalıcı olarak silindiğini" iddia etti. Hem Trump hem de Netanyahu, saldırıların İran'ın nükleer programını "bir nesil" geriye götürdüğünü açıkça savundu.
Ancak daha sonraki iç askeri değerlendirmeler, bu iddiaların abartılı olduğunu gösterdi.
Savaş hasarı değerlendirmeleri, İran'ın nükleer programının yok edilmediği sonucuna vardı. En iyi ihtimalle, bazı bölümleri bir yıl kadar geciktirilmişti. Diğer alanlardaki gerileme ise sadece birkaç ay olarak tahmin ediliyordu.
Askeri operasyon taktiksel olarak başarılı kabul edildi. Saldırılar, planlayıcıların beklediği hasarı vermişti. Asıl fark, sınırlı taktiksel sonuçlar ile daha sonra yapılan büyük siyasi iddialar arasında ortaya çıktı.
Netanyahu ikinci bir savaş için baskı yapıyor
Haziran saldırılarından sonra Trump İran meselesinin büyük ölçüde çözüldüğüne inansa da, Netanyahu böyle düşünmüyordu.
İsrailli yetkililer, tehdidin devam ettiğini söylemeyi sürdürdü. İran hala füze kapasitesine ve nükleer altyapısının bir kısmına sahipti.
Sonbahar 2025'e gelindiğinde Netanyahu, İsrail ordusuna yeni ve büyük bir saldırı için hazırlık yapma emri verdi. Planlamalar, operasyon için Nisan ile Haziran 2026 arasındaki uygun bir zamana odaklandı.
İç siyasi baskılar da yüz yüzeydi. İsrail'de seçimler yaklaşıyordu ve Netanyahu anketlerde gerideydi. Haziran saldırısı, onun umduğu siyasi desteği yaratmamıştı.
Mar-a-Lago görüşmesi
Aralık 2025'te Netanyahu, Trump ile görüşmek üzere Mar-a-Lago'ya gitti.
Bu görüşmede Netanyahu, İran'ın askeri alandaki kapasitesini hızla yeniden inşa etmekle meşgul olduğunu anlattı. Trump'a sunulan dosyaya göre Çin, İran'a balistik füze üretimi için gerekli malzemeleri sağlıyor, Rusya ise İran'ın askeri gelişimine yardım ediyordu.
Bu anlatıya göre İran toparlanıyor ve giderek daha tehlikeli hale geliyordu.
Netanyahu, ABD olmadan bile İsrail'in harekete geçmeye hazır olduğunu açıkça belirterek yeni bir askeri saldırı önerdi. En iyi senaryoda, ortak bir operasyon daha istiyordu. En kötü senaryoda ise, İsrail'i İran'ın füze saldırılarına karşı savunmak için Trump'ın onayını ve ABD'nin desteğini arıyordu.
Özel dosya
Görüşmeler sırasında gündeme geldiği söylenen bir diğer faktör ise İran'ın Trump'a yönelik bir suikast planı düzenlemeye çalıştığına işaret eden istihbarat bilgileriydi.
Raporlar, İsrail istihbaratının bu planı ortaya çıkardığını ve bilgileri ABD yetkilileriyle paylaştığını belirtiyor. Şüpheli plan boşa çıkarılmıştı.
Bunun yanı sıra, bu iddianın siyasi bir ağırlığı da vardı, zira İran tehdidini ABD Başkanı için kişisel bir boyuta taşıyordu.
İran zayıf mı, tehlikeli mi?
Askeri harekatı meşrulaştırmak için görünüşte birbiriyle çelişen iki gerekçe sunuldu.
Bir yandan İran, füze ve nükleer programları nedeniyle büyüyen bir tehdit olarak tasvir ediliyordu. Öte yandan İran, ABD ve İsrail merkezleri tarafından eşi görülmemiş derecede zayıf olarak tanımlanıyordu.
İran'ın bölgedeki vekil grupları zayıflatılmıştı. Hizbullah'ın füze altyapısı zarar görmüştü. Aynı zamanda, İran içindeki protestolar hükümetin iç baskıyla karşı karşıya kaldığına işaret ediyordu.
Birlikte ele alındığında bu faktörler ABD ve İsrail açısından aynı sonuca işaret ediyordu: Askeri harekat için zaman çok uygundu.
Venezuela Operasyonu Trump'ın güvenini pekiştiriyor
Mar-a-Lago görüşmesinden kısa bir süre sonra Trump, Venezuela'da dramatik bir askeri operasyona izin verdi.
ABD güçleri, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşini Caracas'ta tutuklayarak derhal ABD'ye transfer etti.
Bu operasyon, cesur askeri eylemlerin hızlı ve kesin sonuçlar doğurabileceği algısını güçlendirdi.
Görünen o ki bu başarı, Trump'ın gücün dramatik bir şekilde kullanılmasının jeopolitik olayları yeniden şekillendirebileceğine olan inancını pekiştirmişti.
İran'daki protestolar anlatıyı değiştiriyor
Ocak 2026'da İran genelini kitlesel protestolar sardı.
Trump, ABD'nin İran hükümetine karşı çıkan protestocuları desteklemek için askeri müdahalede bulunabileceğini açıkça ima etti.
Bu durum, beklenen askeri harekat için yeni bir gerekçe ortaya çıkardı: Rejimi zayıflatmak ya da tamamen devirmek.
Ancak 14 Ocak'ta Netanyahu, Trump'tan henüz saldırmamasını istedi. O dönemde İsrail hiçbir operasyon için hazır değildi.
Trump bu hamleyi erteledi, ki bu da Trump ile Netanyahu arasındaki yakın koordinasyonun bir göstergesidir.
Askeri planlama hızlanıyor
Ocak ayının ortalarından sonra, ortak askeri planlamalar yoğunlaştı.
Trump'ın danışmanları, askeri harekatın olası sonuçlarını incelemek için savaş senaryoları hazırladı. Değerlendirmeler; Amerikalıların can kaybı, ekonomik çöküş ve Ortadoğu genelinde daha geniş çaplı bir çatışma ihtimali gibi büyük riskler konusunda uyarılarda bulunuyordu.
Bu uyarılara rağmen, askeri harekata şiddetle karşı çıkan danışmanların sayısı çok azdı. Başkan Yardımcısı JD Vance başlangıçta tereddütlüydü ancak sonunda Trump'a, eğer yapılması gerekiyorsa bunun "büyük olması" gerektiğini söyledi.
Gerekçe arayışı
Savaş öncesindeki süreçte, askeri harekat için kamuoyuna birçok farklı gerekçe sunuldu.
Gerekçelerden biri, İran'ın ABD için doğrudan bir füze tehdidi oluşturduğuydu. Bu iddia, İran'ın ABD topraklarına saldırı kapasitesine hiçbir zaman sahip olmaması nedeniyle analistler tarafından reddedildi.
Bir diğer iddia ise İran'ın bir hafta içinde nükleer silah üretebileceğine işaret ediyordu. Bu söylem de büyük şüpheler barındırıyordu.
Nihayetinde yönetim, savaşı daha geniş bir tarihi çerçeveye oturttu. İran hükümeti, 1979 rehine krizinden Ortadoğu'daki ABD güçlerine yönelik saldırılara kadar, onlarca yıllık terör ve ABD düşmanlığından sorumlu bir rejim olarak tasvir edildi.
Savaş, çoktan vakti gelmiş bir hesaplaşma olarak sunuldu.
ABD ve İsrail'in askeri iş birliği
Savaşın başlamasıyla birlikte ABD ve İsrail arasındaki askeri iş birliği benzeri görülmemiş bir seviyeye ulaştı.
ABD uçakları, İsrail savaş uçaklarının İran'ın derinliklerindeki hedefleri vurmasını sağlayan havada yakıt ikmali görevleri de dahil olmak üzere İsrail operasyonlarına destek verdi.
İki ordu arasındaki operasyonel koordinasyon sürekli ve iç içe geçmiş durumdaydı.
Ancak stratejideki farklılıklar da yavaş yavaş gün yüzüne çıkmaya başladı.
Trump'ın kısa süreli bir çatışma ve savaştan yana olduğu açıkken, İsrailli liderler İran'ın askeri altyapısına kalıcı zarar vermek için birkaç haftalık daha operasyona ihtiyaç duyulduğunu söylüyor.
Belirsiz son
Çatışmanın en dikkat çekici özelliği, Trump'ın nihai hedefi konusundaki belirsizliktir.
Farklı açıklamalar öne sürüldü: İran'ın nükleer programını yok etmek, füze kapasitesini ortadan kaldırmak, rejimi zayıflatmak, iç protestoları desteklemek veya İranlı yetkilileri iktidardan uzaklaştırmak.
Bu hedeflerin birbiriyle örtüşmesi şart değil.
Bazı açıklamalar, hedefin İran'ın üst düzey liderlerini görevden almak ve ardından zafer ilan etmek olabileceğine işaret ediyor. Bazıları ise İran İslam Cumhuriyeti'ni devirmeye yönelik daha geniş bir amaca işaret ediyor.
Savaş devam ederken bile stratejik son belirsizliğini koruyor.
Olaylar, stratejik, siyasi ve kişisel motivasyonların iç içe geçmesinin bir yansıması.
İsrail için İran, ulusal güvenliğe yönelik en tehlikeli ve uzun vadeli tehdit olmaya devam ediyor. İsrailli liderler uzun zamandır, yalnızca kesin bir askeri harekatın, özellikle de ABD'nin katılımıyla, bu tehdidi önemli ölçüde zayıflatabileceğine inanıyor.
Trump için ise bu çatışma, önceki ABD başkanlarının kaçındığı bir şeyi başarma fırsatı sunuyor. Bu aynı zamanda, gücün küresel sahnede daha sert bir şekilde kullanılmasına yönelik artan bir istekliliği de yansıtıyor.
Ancak savaş beraberinde büyük riskler de getiriyor.
Savaşın üzerinden birkaç gün geçerken, ABD ve İsrail askeri olarak birbirine çok yakın durmaya devam ediyor. Buna rağmen büyük sorular hala cevapsız kalıyor.
Çatışma İran'ın kapasitesini gerçekten zayıflattı mı? Rejimi zayıflatacak mı, yoksa daha da güçlendirecek mi? Savaş Ortadoğu'yu istikrara mı kavuşturacak, yoksa daha mı istikrarsızlaştıracak?
Yorumlar
Misafir olarak yorum yazın ya da daha etkili bir deneyim için oturum açın
Yorum yazın