Rojava’da Kürtlerin ‘kimlik’ çıkmazı: Vatandaşlık verildi ancak eskiler hala ‘Arap’ kimliği taşıyor
Erbil (Rûdaw) - Uluslararası hukuk uzmanı Halid Cabir, Rojava ve Suriye’de Kürtlere yönelik kimlik ayrımcılığının devam ettiğini belirtti. Cebir, daha önce kimlik sahibi olan Kürtlerin nüfus kayıtlarında ve kimlik kartlarında “Suriyeli Kürt” yerine “Suriyeli Arap” olarak kaydedilmesinin Baas rejiminden miras kalan şovenist politikaların bir devamı olduğunu vurguladı.
Rûdaw TV’de Dilbixwin Dara’nın sunduğu bültenine konuk olan uluslararası hukuk araştırmacısı Halid Cabir, Rojava ve Suriye genelinde Kürtlerin kimlik ve vatandaşlık haklarına dair yaşadığı kronik sorunları değerlendirdi.
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, 16 Ocak 2026 tarihinde Kürt vatandaşların haklarına ilişkin 13 sayılı kararnameyi yayınladı. Kararnamede, daha önce kimlik verilmeyen Kürtlerin de kimlik sahibi olması öngörülüyor.
Cebir, Heseke ve Kamışlo gibi bölgelerde yapılan nüfus kayıtlarında vatandaşların “Suriyeli Kürt” olarak kaydedildiğini söyledi. Ancak Cabir, daha önce kimliğinde "Suriyeli Arap” diye yazılanların bunu değiştiremediğini ifade etti.
“Suriyeli Arap” dayatması
Suriye’nin devrik lideri Beşar Esad, 11 Nisan 2011 tarihinde yayınladığı 39 sayılı kararname ile Kürtlerin isyana katılmasını engellemek amacıyla kimlik sahibi olmayanların bir kısmına kimlik verilmesini kararlaştırmıştı.
Bu kararname ve uygulamalara dikkat çeken Halid Cabir, Kürt vatandaşlara verilen kimlik belgelerinde etnik kimliğin inkar edildiğini söyledi.
Cabir, “Hala birçok resmi belgede Kürtler için ‘Suriyeli Arap’ ifadesi kullanılıyor. Bu, 21. yüzyılda insan haklarının ve uluslararası hukukun açık bir ihlalidir. Bir insanın kendi kimliğiyle tanınmaması, o toplumun varlığına yönelik en büyük saldırıdır” dedi.
Baas rejiminin mirası: 1962 nüfus sayımı
Kürtlerin yaşadığı bu trajedinin kökeninin 1962 yılındaki tartışmalı nüfus sayımına dayandığını hatırlatan Cabir, şu detayları paylaştı:
“Baas rejimi, ‘Arap Kemeri’ projesi kapsamında yüz binlerce Kürdü vatandaşlıktan çıkararak ‘Ajanib’ (Yabancılar) ve ‘Maktum’ (Kaydı olmayanlar) statüsüne mahkum etti. 2011’den sonra bazı haklar iade edilmiş gibi yansıtılsa da zihniyet değişmedi. Bugün hala yüz binlerce Kürt, mülkiyet hakkından mahrum ve resmi belgelerde Arap olarak tanımlanmaya zorlanıyor.”
300 bin kişi belirsizlik içinde
Hukukçu Cabir, yaptıkları saha araştırmalarında sadece Heseke bölgesinde on binlerce kişinin hala tam vatandaşlık haklarına erişemediğini tespit ettiklerini belirtti.
Suriye genelinde ise kimliksiz veya ‘Arap’ olarak kaydedilen Kürtlerin sayısının 300 binden fazla olduğu tahmin ediliyor.
Cabir, “Kürtler artık bu ülkede sadece ‘vatandaş’ olarak değil, ‘Kürt’ olarak tanınmak istiyor. Kendi dillerinde eğitim görmek ve mülk sahibi olmak en doğal haklarıdır” ifadelerini kullandı.
“Anayasal güvence şart”
Uluslararası topluma ve Suriye’deki yeni siyasi oluşumlara çağrıda bulunan Halid Cabir, çözümün ancak yeni bir anayasa ile mümkün olacağını söyledi.
Cabir, “Kürt halkının varlığı, dili ve kültürü yeni Suriye anayasasında açıkça yer almalıdır. Geçmişin yaraları ancak bu şekilde sarılabilir. Kimliğin inkarı, bölgedeki istikrarın önündeki en büyük engeldir. Suriye rejiminin ve uluslararası güçlerin bu şovenist yaklaşımlardan vazgeçmesi gerekiyor” dedi.