Genlerin yaşam süresi üzerindeki etkisi yüzde 50 olabilir

1 saat önce
Etiketler Genler Yaşlanma Sağlık
A+ A-

Haber Merkezi - Yeni bir çalışmaya göre ne kadar yaşadığımız, şimdiye kadar sanılandan çok daha fazla ölçüde genlerimize bağlı olabilir. Bu, kulağa moral bozucu geliyor ama bizi yine de çaresiz bırakmıyor.

Yaşlanmak istemeyenlerin haftada beş kez spor yapması, her gün gökkuşağının tüm renklerinde sebze yemesi ve çok sayıda arkadaşa sahip olması gerektiği düşünülürdü. Şimdi ise uzman dergisi Science'ta yayımlanan bir çalışma bu reçeteyi sorguluyor. Çalışmaya göre yaşam beklentimiz dış etkenlere daha az, genlerimize ise çok daha fazla bağlı olabilir; hem de yüzde 50'den fazla.

Danimarkalı yaşlanma araştırmacısı Morten Scheibye-Knudsen, bu çalışmanın yaşlanmaya! dair anlayışımız üzerindeki etkisini bir "Gerçek dünyaya hoş geldiniz" etkisi olarak tanımlıyor ve ekliyor: "Ne kadar yaşadığımız, ebeveynlerimizin ne kadar yaşadığına bağlı."

Çalışmada bizzat yer almayan Scheibye-Knudsen'e göre, son dönemde yaşam beklentimizin kendi elimizde olduğuna fazlasıyla inandık; yaptıklarımız ya da yapmadıklarımız sayesinde: Sebze yemek, yoga yapmak, geniş bir arkadaş çevresi kurmak (iyi). Çok oturmak, göbek yağı biriktirmek (sorunlu). Bir fabrikanın yanında yaşamak ya da uyuşturucuya yakın olmak (kötü). Uzun bir yaşamın en çok çevre koşulları ve yaşam tarzımızla belirlendiği düşünülürdü.

Genlerin yaşam beklentisi üzerindeki etkisi, çalışmalarda yaklaşık yüzde 10 ile 25 arasında tahmin ediliyordu; bu oldukça düşük.

Hatta Scheibye-Knudsen'e göre o kadar düşük ki, bazı araştırmacılar genlerin, ne kadar yaşayacağımız üzerinde etkisi olup olmadığını bile sorguluyordu: "Genlerimizin ne kadar önemli olduğu gerçeğine biraz kapalıydık. Bu çalışma, belki bu düşünceye ani bir fren değil ama güçlü bir rota düzeltmesi."

Dışsal ölüm nedenleri bugüne kadar hafife alındı

Yaşam beklentisini araştırırken bilim insanları, genetik açıdan benzer koşullarda hayata başlayan kardeşleri incelemeyi sever. Ancak araştırmacıların bugüne kadar ihmal ettiği bir nokta vardı: Kardeşlerden biri, genleriyle ilgisi olmayan bir olay nedeniyle hayatını kaybetmiş olabilir; örneğin bir kaza geçirmiş ya da bulaşıcı bir hastalığa yenik düşmüş olabilir.

Ölüm nedenini dışarıdan gelen bir etken olarak görmezden gelirseniz, genetik açıdan benzer iki kardeşiniz olur ama yaşam süreleri tamamen farklıdır. Bu da genlerin yaşam beklentisi üzerindeki etkisinin yanlış biçimde düşük hesaplanmasına yol açar.

Üstelik kardeş çalışmalarında ölüm nedeni çoğu zaman bilinmez. Veri setlerinin bir kısmı, bir önceki yüzyıldan da eski dönemlere dayanır. Araştırmacıların varsayımına göre o dönemde, dışsal etkenlere bağlı ölüm riski, yüz yıl sonra doğan insanlara kıyasla yaklaşık on kat daha yüksekti.

Şimdi yayımlanan çalışmada bilim insanları, Danimarka, İsveç ve ABD'den kardeş kohortları ile bir miktar matematik yardımıyla bu hatayı düzeltti. Hesap sonunda, yaşam beklentisi üzerinde yüzde 50'den fazla genetik etki kaldı.

Ben Shenhar ve meslektaşları için bu araştırmanın acı bir arka planı da vardı: Haziran 2025'te, İsrail'in Rehovot kentindeki laboratuvarları bir İran füzesiyle yıkıldı. Bilim insanları, aylar boyunca çalışma alanlarını kullanamadı. Shenhar'a göre bu olay, "dışsal ölümcüllük" kavramının önemini bir kez daha gösterdi.

Çalışmaya dair bir sınırlama da var: Durum her zaman bir trafik kazasında olduğu kadar net değil. Bazı ölüm nedenleri ilk bakışta dışsal görünse de içsel faktörlerden etkilenir.

Örneğin bulaşıcı hastalıklar ilk etapta genlerimizle ilgili değildir. Ancak vücudumuzun onlarla nasıl mücadele ettiği genlerle bağlantılıdır. Scheibye-Knudsen, "İşte burada işler bulanıklaşıyor," diyor. Ancak ona göre bu, çalışmanın temel sonucunu değiştirmiyor: Genlerimiz, şimdiye kadar düşünüldüğünden daha büyük bir rol oynuyor.

Yaşam tarzı hâlâ belirleyici

Peki bu, müsliye uzun yaşam takviyeleri karıştıranlar, kendi çocuklarının kanını naklettirenler ya da yaşamı uzatmak için organ naklini düşünenler için ne anlama geliyor? Bunların hepsi gerçek girişimler. Ama şimdilik anlamı aynı: Çoğu zaman hiçbir şey.

Scheibye-Knudsen'e göre, muhtemelen hepimiz belirli bir yaşam beklentisiyle yola çıkıyoruz: "Atalarımız daha çok 70 mi yoksa 90 mı yaşadıysa, bizim de benzer bir ligde olma ihtimalimiz artıyor. Ama yaşam tarzı yine de rol oynuyor. Genlerimiz nasıl olursa olsun, yaşam süresini yaklaşık 20 yıl etkileyebilir."

Sigara içmek hâlâ yaşamımızdan yedi yıl götürüyor. Sağlıksız beslenme on yıla kadar, spor yapmamak da yedi yıl daha kaybettirebiliyor. Yani çalışma patates kızartması ve bira için bir serbest geçiş belgesi değil. Çalışmanın ilk yazarı Ben Shenhar, "Sonuçta hâlâ neredeyse yüzde 50 oranında her şey bizim elimizde," diyor.

Gen araştırmaları için itici güç

Ben Shenhar, bu çalışmanın yaşlanma araştırmaları açısından bir dönüm noktası olabileceği görüşünde: "Yüz yaşını geçenlerin yarısının ağır bir hastalığı yok. Bu çılgınca! Bu insanları koruyan genler olmalı ve artık bunları daha hedefli araştırabiliriz. Özellikle de dışsal etkenlerin yaşam beklentisi üzerindeki etkisinin giderek azaldığı bir dönemde araştırmalar sürdürülürse."

Ayrıca, daha önce dışsal etkenlerin ihmal edildiği başka alanlar da yeniden ele alınabilir. Scheibye-Knudsen, "Belki de birçok genetik hastalığa şimdiye kadar yanlış bir gözlükle baktık," diyor ve ekliyor: "Kazalar, bulaşıcı hastalıklar ya da şiddet sonucu ölüm gibi dışsal parazitleri ayıklamak, başka gen analizlerinde de daha net bir sinyal elde etmeye yarayabilir. Sonra belirli hastalıklar için genleri tanımlarsak, onları manipüle edebiliriz."

Araştırma sonucundan payımıza düşen hisseye gelince: Uzun yaşamak isteyenler düzenli spor yapmalı, sağlıklı beslenmeli ve sosyal ilişkilerini sıkı tutmalı. Tabii, gerçekten de uzun yaşamak hedefleniyorsa.

Kaynak: DW

 

 

Yorumlar

Misafir olarak yorum yazın ya da daha etkili bir deneyim için oturum açın

Yorum yazın

Gerekli
Gerekli