Abbas Hameyar Rûdaw'a: Önceki müzakereler İran'ı vurmak için bir hileydi

3 saat önce
Rûdaw
Etiketler İran ABD Tahran
A+ A-

Dinler ve Mezhepler Üniversitesi Kültür İşlerinden Sorumlu Rektör Yardımcısı Abbas Hameyar, İran İslam Cumhuriyeti'nin ABD'nin yürüttüğü diplomatik çabalara olan güvenini tamamen yitirdiğini belirtti.

Rûdaw'ın haber bültenine konuk olan Hameyar, Washington ve Tel Aviv yönetimlerinin müzakere masasını yalnızca İran'a askeri bir darbe indirmek amacıyla bir oyalama ve hile taktiği olarak kullandığını ifade etti.

Başkent Tahran'ın yoğun bombardıman altındaki gecesinin ardından son durumunu da değerlendiren İranlı yetkili, Nevruz tatilinin bittiğini ve sokakların sanki hiçbir savaş yokmuşçasına insanlarla dolup taştığını, halkın vatan savunması konusunda yüksek bir morale sahip olduğunu dile getirdi.

Hameyar ayrıca, sivil altyapının, okulların ve hastanelerin hedef alınması nedeniyle geride bıraktıkları Nevruz'un oldukça acı verici geçtiğini sözlerine ekledi.

ABD ve İsrail'in tutumunu sert bir dille eleştiren Abbas Hameyar, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun açıklamalarına dikkat çekerek sürecin başından beri bir kandırmaca olduğunu savundu. Aylar önce Umman'ın başkenti Maskat'ta Amerikalı yetkililerle oturduklarını ve Cenevre'deki görüşmelerde esneklik gösterdiklerini hatırlatan Hameyar, bizzat Netanyahu'nun müzakereleri İran'ı vurmak için zaman kazanmak adına kullandıklarını itiraf ettiğini belirtti.

Hameyar, dost ülkeler ve uluslararası kurumlar tarafından saldırıların bir daha yaşanmayacağına dair çok net ve somut garantiler verilmediği sürece İran'ın hiçbir ateşkesi kabul etmeyeceğini ve savaşın üçüncü kez tekrarlanmasına müsaade etmeyeceğini vurguladı.

ABD yönetiminin öne sürdüğü şartları da değerlendiren yetkili, bu taleplerin yalnızca teslimiyeti dayattığını ancak İran halkının dış müdahaleler karşısında kenetlenerek asla boyun eğmeyeceğini ifade etti.

İran'daki Kürtlerin konumu hakkında da önemli değerlendirmelerde bulunan Hameyar, Kürtlerin ülke nüfusunun ve tarihinin ayrılmaz, köklü bir parçası olduğunun altını çizdi. Özellikle Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın göreve gelmesiyle birlikte Kürtlerin devletteki ve yerel yönetimlerdeki temsil oranının geçmiş dönemlere kıyasla belirgin şekilde arttığını vurguladı.

Kürt dili, kültürü ve Nevruz bayramının İran halklarını birbirine bağlayan tarihi ve sarsılmaz bağlar olduğunu belirten Hameyar, Kürtlerin mecliste ve üst düzey bürokraside yer almasının son derece doğal bir durum olduğunu, aksini iddia edenlerin ise ülkesine sadakatsiz ve vatanseverlikten uzak kimseler olarak değerlendirildiğini sözlerine ekledi.

Dinler ve Mezhepler Üniversitesi Kültür İşlerinden Sorumlu Rektör Yardımcısı Abbas Hameyar Rûdaw’ın sorularını yanıtladı:

Rûdaw: Dün gece Tahran yoğun bir bombardıman altındaydı, şu an durum nasıl?

Cevap: Evet, Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Size, tüm izleyicilere ve aziz, büyük Kürt halkına selamlar. Doğrusu sizinle olmaktan mutluyum. Bugün Nevruz tatilinden sonraki ilk gün ve Tahran sanki hiçbir savaş yokmuş gibi vatandaşlarla kaynıyor. Ancak bu bayram ve Nevruz bu şartlar altında acı vericiydi; özellikle de çocukların, anaokullarının, parkların, hastanelerin, okulların ve vatandaşları ilgilendiren ülke altyapısının hedef alınması... Fakat bu vatandaşların vatanı savunmak için her saat gösterdikleri direniş, mücadele ve hazırlık -ki bunu kutsal bir savunma olarak görüyorlar- silahlı kuvvetlerin moralini yükseltiyor.

Rûdaw: Sizce bu savaşın sonucu nedir?

Cevap: Şu an yaşananlar bu savaşın sonucudur. Karşı tarafa sormak gerekir; ulaşmak istediği asıl hedef neydi? İran rejimine son vermek, İran toplumunu karıştırmak istiyordu ve İranlı liderlere suikast düzenlemek gibi başka hedefleri de vardı ki hepsi başarısız oldu. Şimdi Hürmüz Boğazı'nın açılmasından bahsediliyor; Hürmüz Boğazı'nın açılması Amerika Birleşik Devletleri'nin bir hedefi değildi, çünkü bu geçiş savaştan önce de açıktı. Bu yüzden mesele karşı tarafın savaşı nasıl bitirmek istediğiyle ilgilidir. İranlılar, saldırılar devam ettiği sürece bu savunmanın da devam edeceğini vurguluyor. Saldırıları durdurmak için uluslararası bir garanti olmalı ki bu savaş İran'ın başına üçüncü kez gelmesin.

Rûdaw: Eğer uluslararası güç garanti verirse, İran savaşı durdurmaya hazır mı?

Cevap: Kesinlikle, eğer uluslararası bir garanti olursa savaş tekrarlanmaz. İran daha önce müzakereleri kabul etti ve 9 ay önce Umman'ın başkenti Maskat'ta Amerikalılarla beş tur görüşme yaptı. Ancak o müzakere masası ve barışçıl süreç, sadece İran'a saldırmak için bir hileydi. Ondan sonra İran Cenevre'de oturdu ve tüm taraflar İranlıların müzakerelerde bir nevi esneklik gösterdiğini vurguladı, fakat bu müzakereler hile olarak kullanıldı. Bu da Netanyahu'nun açıkça söylediği şeydir: Biz müzakereleri bir hile olarak kullandık ve İran'ı vurmak için Başkan Trump ile anlaştık. Şimdi soru şu; eğer ateşkes olursa ve İran bu sükuneti kabul ederse, saldırılar üçüncü kez tekrarlanacak mı? İran'ın büyük şüpheleri var. Dost ülkelerden, uluslararası örgütlerden ve savaşı durdurmaya çalışan kurumlardan uluslararası bir garanti olmadığı takdirde savaş kesinlikle devam edecektir.

Rûdaw: Amerika'nın 15 şartı var, İran bunları kabul eder mi?

Cevap: Amerika'nın koyduğu o şartların çoğu normal şartlar değil, engelleyici şartlardır. O şartların bir kısmı önceki müzakerelerde zaten üzerinde anlaşılmıştı. Bunlar sadece bahanedir. İran'ın da kendi şartları var. Müzakere yapıldığında, bu kazan-kazan denklemi olmalı ve hiçbir baskı olmaksızın dürüst bir müzakere olmalıdır, o zaman müzakere masasında bir çözüme ulaşırız. Ancak öne sürülen bu Amerikan şartları, İran'ın teslim olmasını istiyor ve bu asla gerçekleşmeyecek. İran tarihini okuyan herkes, İranlıların teslim olmayacağını bilir. Dışarıdan bir saldırı olduğunda İranlılar birleşir ve tek yürek olur, bugün başkentin tüm meydanlarında, alanlarında, sokaklarında ve İran'ın tüm şehirlerinde gördüğümüz şey de budur.

Rûdaw: Bu savaştan sonra nasıl bir değişim yaşanacak?

Cevap: Hangi değişimi kastettiğinizi bilmiyorum; iç düzeyde mi yoksa başka bir düzeyde mi? Ancak kesinlikle bu savaş İran'ın konumunu daha da güçlendirecektir. Eğer zafer bu şekilde olursa, İran büyük bir bölgesel güç olarak ortaya çıkacaktır. Bu savaş komşu ülkelere, kolektif güvenliğin İran'ın her zaman ve başından beri dile getirdiği talebi olduğunu bir kez daha gösteriyor. Basra Körfezi'ndeki bölgenin güvenliği kolektif bir güvenliktir ve bölge ülkelerinin katılımı olmadan, yabancı askeri üslerden uzak tutulmadan sağlanamaz. Bu dış düzeydeki bir noktadır ve iç düzeyde de halkın birliğini inşa etmeye ve İran ekonomisini yeniden kurmaya ihtiyacımız var. İnanıyorum ki Hürmüz Boğazı, İran'ın belirleyeceği kurallar ve kontrol edeceği mekanizma ile şüphesiz 47 yıldır devam eden ekonomik yaptırımların kaldırılmasının temel bir nedeni olacaktır. Bu açıdan bakıldığında İran ekonomisi eskisinden çok daha gelişmiş olacak ve saldırganların yıktığı şeyler, özellikle de altyapı açısından yeniden inşa edilecektir.

Rûdaw: Bir uzman olarak, İran'ın Kürtlere ve diğer bileşenlere yönelik muamelesinin değişeceğini öngörüyor musunuz?

Cevap: Kürtler bu halkın ayrılmaz bir parçasıdır, özel bir konuma sahip temel bir bileşendirler. Bu sadece bir övgü değildir. Hükümetteki makamlar ve mevkiler ile diğer alanlarda, belki de bu aşamada ve özellikle Doktor Pezeşkiyan'ın cumhurbaşkanlığı döneminde, bu büyük ve köklü bileşenden faydalanma oranı, yerel hükümet düzeyinde ve Kürt vilayetlerinde geçmişteki her dönemden daha fazladır. Bu toplumsal, kültürel ve tarihi doku, dilde, geleneklerde ve kültürde tarihi kökleri olan bir İran ve Kürt dokusudur. Birçok şey onları birbirine bağlar, özellikle de en yüce örnek olarak kabul edilen Nevruz. Kürtlerin İran Parlamentosu'nda, İslami Şura Meclisi'nde, hükümette cumhurbaşkanı yardımcısı düzeyinde ve diğer birçok makamdaki varlığı doğal bir durumdur. Bunu inkar eden veya başka bir şey isteyen herkesi, biz gayri milli ve ülkesine sadakatsiz biri olarak tanımlıyoruz.

 

Yorumlar

Misafir olarak yorum yazın ya da daha etkili bir deneyim için oturum açın

Yorum yazın

Gerekli
Gerekli