Şii Bedir Örgütü, Asayiş Gücü’nün Halep’ten çıkarılmasını eleştirdi

Haber Merkezi - Irak’ın en nüfuzlu Şii partilerinden biri olan Bedir Örgütü, Halep’in Kürt çoğunluklu mahallelerini, IŞİD’i bölgeden temizleyen Demokratik Suriye Güçleri (DSG) ile bağlantılı İç Güvenlik Gücü’nün (Asayiş) kontrolünden çıkarılmasını kınadı.

Örgüt, onlarca sivilin ölümüne ve yaklaşık 150 bin kişinin yerinden edilmesine yol açan çatışmalar nedeniyle Şam’daki yeni yönetime bağlı grupları sert bir dille eleştirdi.

Rûdaw’a konuşan Bedir Örgütü üyesi Ebu Misak el-Mesari, "IŞİD’i kovmak için savaşan ve kanını dökenler şu an yerinden edilmiş durumda. Şimdi ise hükümet üniforması giymiş kişiler bu bölgeleri ele geçiriyor ve Kürt sakinlerin evleri IŞİD zihniyetli grupların eline geçiyor" dedi.

Geçtiğimiz salı günü Halep’in Kürt mahallelerinde, bir tarafta Suriye hükümet güçleri ve müttefik cihatçı gruplar, diğer tarafta ise Kürt İç Güvenlik Gücü (Asayiş) arasında şiddetli çatışmalar patlak vermişti.

“Halep’in bu noktaya gelmesi son derece üzüntü vericidir”

Asayiş güçleri, 2014 yılında IŞİD’in yükselişinden bu yana Kürtlerin yönetimindeki bölgelerin temel güvenlik gücü olarak görev yapıyor. Asayiş ile bağlantılı olan Kürtlerin liderliğindeki Demokratik Suriye Güçleri ise Rojava'da fiili askeri güç olarak hareket ediyor. DSG, IŞİD'in 2019'da bölgesel olarak yenilgiye uğratılmasında ABD öncülüğündeki IŞİD’e Karşı Uluslararası  Koalisyon’un ana ortağı olarak merkezi bir rol oynamıştı.   

Mesari, "Halep’in Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerindeki Kürtler, her zaman Suriye’nin IŞİD’e karşı kalkanı olmuş ve kahramanca savaşmışlardır. Halep’in bu noktaya gelmesi son derece üzüntü vericidir" diyerek tepkisini dile getirdi.

Irak'taki iktidar bloku Şii Koordinasyon Çerçevesi’nin önemli bileşenlerinden Hikmet Hareketi üyesi Rahim el-Abudi ise, Halep’teki çatışmaların öngörülebilir olduğunu söyledi. Abudi, "Yeni Suriye yönetimi; azınlıkları, farklı dini ve ideolojik grupları kapsayacak bir güvenlik ortamı tesis etmekte başarısız oldu" değerlendirmesinde bulundu.

8 Aralık’ta gerçekleşen hızlı saldırının ardından, eskiden Ebu Muhammed el-Colani olarak bilinen Ahmed el-Şara liderliğindeki muhalif güçler Beşar Esad rejimini devirmiş; Şara, Ocak 2025 sonunda Suriye’nin geçici cumhurbaşkanı olarak atanmıştı. Ancak Şara hükümeti, yönetime geldiğinden bu yana kapsayıcılık ve insan hakları konularında yoğun eleştirilerle karşı karşıya kaldı.

“Suriye'deki toplumsal çoğulculuk tehlikede”

Özellikle mart ayında imzalanan anayasal deklarasyonda İslam fıkhına vurgu yapılması, ülkenin adının "Suriye Arap Cumhuriyeti" ve ordunun adının "Suriye Arap Ordusu" olarak korunması; Hristiyan, Dürzi, Kürt ve Alevi toplumları tarafından "dışlayıcı" bulunarak tepkiyle karşılanmıştı.

Abudi, Suriye'deki toplumsal çoğulculuğun "tekfirci çeteler ve terör örgütlerinin varlığı" nedeniyle ciddi tehdit altında olduğu konusunda uyararak, bu grupların Suriye ordusuna entegre edilmesinin gerçekçi bir çözüm olmadığını belirtti.

Sünni Azm İttifakı'nın kıdemli isimlerinden Muhammed Daham da Rûdaw'a yaptığı açıklamada, yerinden etme veya etnik temizlik dahil her türlü insan hakları ihlalinin uluslararası hukukun ihlali olduğunu vurguladı. Daham, "Güvenlik gerekçesiyle sivilleri hedef alan askeri operasyonları kınıyoruz. Bu ihlaller Irak'ın güvenlik ve istikrarını da olumsuz etkileyecektir" dedi.

Nahro Muhammed bu habere katkıda bulundu.