Orhan Miroğlu: Rojava’daki entegrasyon süreci Kürtlerin Ortadoğu’daki varlığını belirleyecek

İstanbul (Rûdaw) - Eski AK Parti Mardin Milletvekili ve yazar Orhan Miroğlu, X hesabından yaptığı kapsamlı açıklamada Rojava’da başlayan entegrasyon sürecini değerlendirdi.

Sürecin yalnızca Suriye Kürtlerini değil, Ortadoğu’da Kürtlerin geleceğini doğrudan etkileyeceğini vurgulayan Miroğlu, yaşananların siyasi beklentilerden bağımsız, objektif biçimde ele alınması gerektiğini belirtti.

Miroğlu, silahların sustuğunu ve Rojava’da entegrasyon sürecinin başladığını ifade ederek, “Sadece Suriye Kürtleri için değil, Ortadoğu’da Kürtler nasıl var olacak sorusu büyük oranda bu sürecin sonucuna bağlı olacaktır” dedi.

“Siyah maskeli güçler”

Bu tarihsel sürecin karşısında ya da yanında olmanın kişisel olarak bir önem taşımadığını belirten Miroğlu, olup bitenleri objektif biçimde düşünmenin ve yorumlamanın her türlü siyasi beklentinin üzerinde olduğunu kaydetti.

Açıklamasında, devlet güçlerinin Kürt şehirlerine giriş anlarına ait video ve fotoğrafların milyonlarca kişiye ulaştığını hatırlatan Miroğlu, bu görüntülerde askeri donanımı kusursuz, bazılarının yüzünde yalnızca gözleri açıkta bırakan siyah maskeler bulunan güçlerin dikkat çektiğini ifade etti.

“Zafer sarhoşluğu, mutluluk ya da kibir yok”

Kürtlerin yönettiği şehirlere girerek idareyi devralacak olanların ihtiyatlı ve mahcup bir hal içinde olduklarını vurgulayan Miroğlu, bu güçlerin sakin olduklarını, hal ve tavırlarında bir zafer sarhoşluğu, mutluluğu ya da kibir bulunmadığını belirtti. Miroğlu’na göre bu kişiler, verilmiş bir görevi yerine getirme sorumluluğuyla hareket ediyor ve eğitimden geçmiş bir görüntü sergiliyor.

“Kadınların yüzüne derin bir hüzün ve kahır yansıdı”

Bu güçleri askeri üniformalar eşliğinde, silahsız olarak karşılayanlar arasında saçları örgülü genç Kürt kadınlarının sayısının dikkat çektiğini belirten Miroğlu, bu kadınların da “asayiş güçleri” olarak tanımlandığını aktardı.

Ne şehir halkının gelenleri alkışladığını ne de bugüne kadar şehri yönetenlerin yüzünde bir memnuniyet ifadesi olduğunu kaydeden Miroğlu, özellikle asayiş gücü olarak tarif edilen kadınların yüzüne yansıyan derin hüzün ve kahrın, adeta bir yüzyılın anlatısı gibi olduğunu dile getirdi.

Bu duyguyu sinema üzerinden örnekleyen Miroğlu, Şener Şen’in Gönül Yarası filmindeki bir sahneyi hatırlatarak, Kürtçe bilmeden de bu hüznün hissedilebileceğini vurguladı. Devir-teslim sırasında oluşan görüntüleri ve hissiyatı fark etmek için Kürt olmanın gerekmediğini ifade eden Miroğlu, fotoğraflardaki yüzlerin ne anlattığını anlamak için az da olsa John Berger ve Susan Sontag okumanın yeterli olacağını söyledi.

“Olan oldu”

Miroğlu, “Apocu, Barzanici şu bu değil, sadece Kürt olarak” devir teslim merasimleri sırasında çekilen fotoğraflara bakıldığında, Kürtlere bir kez daha millet olduklarının kuvvetli ve beynelmilel bir ittifakla hatırlatıldığını hissetmemenin mümkün olmadığını belirtti. Bu hissiyatı paylaştığını ve Kürtlerin ekseriyetinin de aynı duyguyu taşıdığını bildiğini ifade etti.

“Olan oldu” diyen Miroğlu, yaşananların en azından katlanılabilir bir süreç olarak geçirilmesinin yalnızca Kürtler için değil, Araplar ve Türkiye için de gerekli olduğunu vurguladı. Anlaşmayla hak haline gelmiş bir hakkın “helal kılınmasının” ayrı bir zihniyet ve benimseme gerektirdiğini dile getirdi.

“Mezopotamya’da Kürtlerin payına ne düşecek?”

Bu sürecin doğurduğu sonuçların, çözümün önündeki en büyük engel olan inkârı yeniden üreten söylemlerle karşılanmasının, Kürtlerle iç içe yaşayan halklara da zarar vereceğini belirten Miroğlu, Kobani örneğine dikkat çekti. Suriye devlet güçlerinin Kobani’ye girerken bu ismi saygılı bir üslupla kullandığını hatırlatan Miroğlu, Türkiye’de hâlâ “Ayn El Arap” denmesinde ısrar edilmesini, inkâra sınır ötesi bir alan açmak olarak değerlendirdi.

Entegrasyonun basit bir idareci değişimi olmadığını vurgulayan Miroğlu, insanların itaate davet edilir gibi gerçekleşen birleşmelerin huzur ve barış getirmeyeceğini, yapılanın doğruluğuna ruhen de inanılması gerektiğini ifade etti.

Miroğlu, Suriye’deki entegrasyon sürecinin bir-iki şehrin el değiştirmesinin çok ötesinde olduğunu belirterek, bunun yüzyıl içinde yaşanmış yenilgi psikolojilerini tetikleyen, Kürtlerin bu yüzyıldaki beklentilerinin yönünü ve Mezopotamya yeniden paylaşılırken paylarına ne düştüğünü göstermeye yarayacak çok yönlü bir tarihi süreç olarak görülmesi gerektiğini vurguladı.