İSTANBUL - İstismar davasında adalet arayan anne ve kızı ölü bulundu

Haber Merkezi - İstanbul’da yıllardır “kızının babası tarafından istismara uğradığı” iddiasıyla adalet mücadelesi veren Fatma Nur Ç. ile 8 yaşındaki kızı Hifa İkra Ş., Zeytinburnu Kazlıçeşme sahilinde ölü bulundu. Olayla ilgili başlatılan soruşturmada gizlilik ve yayın yasağı kararı alındı.

İstismar iddiası ve süren dava

Fatma Nur Ç., bir vakfın yöneticisi tarafından çocuk yaşta istismara uğradığını, daha sonra bu kişiyle evlendirildiğini kamuoyuna açıklamıştı. Kızı Hifa İkra Ş.’nin de 3 yaşından itibaren istismara maruz kaldığını öne süren anne, sorumlular hakkında dava açmıştı.

Anne ve kızının avukatlığını üstlenen Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği, söz konusu vakfın Kuran'a Hizmet Vakfı olduğunu duyurmuştu.

Dava süreci devam ederken Fatma Nur Ç., bir süredir İstanbul Kartal’daki Anadolu Adliyesi önünde adalet talebiyle nöbet tutuyordu.

Sahilde iki cansız beden

Olay, dün saat 22.00 sıralarında Zeytinburnu Kazlıçeşme sahilinde meydana geldi. Balık tutmak için sahile gelen yurttaşlar, denizde hareketsiz duran bir kişiyi fark ederek polis ve sağlık ekiplerine haber verdi.

Sudan çıkarılan kadının hayatını kaybettiği belirlendi. Çevredeki ifadeler üzerine denizde başka bir kişinin olabileceği ihtimali değerlendirildi. Sahil güvenlik ekiplerinin çalışması sonucu ikinci bir cansız bedene daha ulaşıldı.

Hayatını kaybedenlerin 30 yaşındaki Fatma Nur Ç. ile kızı Hifa İkra Ş. olduğu tespit edildi.

Soruşturma, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülüyor.

“Bu sıradan bir ölüm değil”

Anne ve kızının avukatlığını üstlenen Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada ölümleri doğrulayarak şu ifadeleri kullandı:

“Müvekkillerimiz gericilerin kuşatmasına ve kendilerine yaşatılan bu ağır acıya daha fazla dayanamadılar. Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği olarak söz veriyoruz, kaybettiğimiz her bir canın hesabını sonuna kadar soracağız.”

“Ölüm tehditleri alıyorum. Eğer ölürsem bu intihar değildir” 

Hukukçulardan oluşan Avukatın Sesi İnisiyatifi ise anne ve kızının “şüpheli ölüm haberini derin bir üzüntüyle öğrendiklerini” belirtti. İnisiyatif, kısa süre önce adliye önünde oturma eylemi başlatan annenin kendilerine, “Ölüm tehditleri alıyorum. Eğer ölürsem bu intihar değildir” dediğini aktardı.

Açıklamada ayrıca, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı yetkililerinin anneyi arayarak eyleme devam etmesi halinde çocuğunun elinden alınacağı yönünde tehditte bulunduğu iddia edildi ve “Bu olay sıradan bir ölüm değildir. Ortada ciddi iddialar, tehditler ve kamu görevlilerinin sorumluluğu bulunmaktadır” denildi.

Bakanlık iddiaları reddetti

Türkiye Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ise yaptığı yazılı açıklamada söz konusu tehdit iddialarını reddetti.

Bakanlık açıklamasında, çocuğun sağlık kontrollerinin düzenli yapılmadığının anlaşılması üzerine tedavi sürecini aksatmamak için çalışmalar yürütüldüğü ancak annenin yönlendirmelere olumlu yanıt vermediği savunuldu.

Açıklamada, çocuğun 13 Şubat 2026’da özel bir vakıf hastanesine yatırıldığı ve sağlık kurulu raporunda yatılı psikiyatrik tedavinin gerekli olabileceğinin belirtildiği ifade edildi. Buna rağmen annenin önerilen tedavi ve sevkleri kabul etmediğinin uzmanlarca bildirildiği aktarıldı.

“Çocuğun sağlık durumunun risk altında olduğu” gerekçesiyle 2 Mart’ta acil koruma kararı çıkarıldığı belirtilen açıklamada, aynı gün adrese gidilmesine rağmen kimseye ulaşılamadığı iddia edildi.

Bakanlık, olayın adli makamlarca soruşturulduğunu vurgulayarak, sürecin bazı medya organları ve sivil toplum kuruluşları tarafından çarpıtıldığını savundu.

TJA: İntihar olarak kabul etmiyoruz

Özgür Kadın Hareketi (TJA) da olayla ilgili yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, Fatma Nur Ç. ve Hifa İkra Ş.’nin ölümünün tesadüf ya da bireysel bir trajedi olmadığı savunularak, olayın “erkek-devlet-tarikat üçgeninde ilmik ilmik örülen sistemli bir kadın kırımının son halkası” olduğu ileri sürüldü.

TJA açıklamasında, Fatma Nur Ç.’nin yıllardır sürdürdüğü adalet mücadelesine ve “Başıma bir şey gelirse intihar süsü verilmesine izin vermeyin” sözlerine atıf yapıldı.

“İntihar olarak kabul etmiyoruz” denilen açıklamada, yargı süreci ve kamu görevlilerinin tutumu eleştirilerek, kadın cinayetlerine karşı örgütlü mücadele çağrısı yapıldı.

Açıklamada ayrıca, 8 Mart haftasında yaşanan bu olayın kadın mücadelesine yönelik açık bir tehdit olduğu öne sürülerek, “Sokakları da, meydanları da, yaşamı da terk etmiyoruz” denildi.

Olayla ilgili soruşturma sürerken, anne ve kızının ölümü kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Sivil toplum kuruluşları ve kadın örgütleri, sürecin şeffaf biçimde yürütülmesi ve tüm iddiaların aydınlatılması çağrısında bulundu.