Tuncer Bakırhan: Sayın Bahçeli’nin ortaya koyduğu çerçevenin altına imza atıyoruz
Haber Merkezi - DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin Abdullah Öcalan'ın statüsü ve yasal adımlar atılması konusunda ortaya koyduğu çerçevenin altına imza attıklarını söyledi.
Tuncer Bakırhan, Meclis’te “Barış İzleme ve Takip Kurulu” kurulmasını önerdi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bugün partisinin Meclis grup toplantısında Abdullah Öcalan’ın statüsü ile ilgili, “Abdullah Öcalan için statü açığı varsa bu açık Türkiye Cumhuriyeti lehine hedef alınmalıdır. Bunun adının 'Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü' olmasını öneriyorum. Temennimiz PKK'nın kurucu önderliğinin bir tanım altında görev yapmasıdır” demişti.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan da partisinin Meclis grup toplantısında Bahçeli’nin sözlerini değerlendirdi.
Bakırhan, grup konuşmasına Süper Ligi'e yükselen Amedspor ve Erzurumspor'u tebrik ederek başladı. Dersim Katliamı’nı da yıldönümü dolayısıyla anan Bakırhan, devletin katiamdan dolayı özür dilemesi, Seyid Riza ve arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanması gerektiğini söyledi.
Hürmüz Boğazı etrafındaki gelişmelere değinen Bakırhan, "Hürmüz Boğazı artık bir hegemonya mücadele alanına döndü. Irak'ta kalıcı bir yönetim mimarisinin kurulmaması Lübnan'da bitmeyen savaş halklar arasında ciddi tehditler ve tehlikeler yaratıyor. Böylesi bir tabloda Türkiye açısından en rasyonel yol dostlarını çoğaltmak ve düşmanlarını azaltmaktır. Türk'ün tarihsel dostu Kürt, Kürt'ün tarihsel dostu da Türk'tür. Kürt jeopolitiği bir risk değil, bir fırsat olarak görülmelidir. Korkuları değil, ortaklıkları çoğaltarak birlikte kazanabiliriz, birlikte büyüyebiliriz" diye konuştu.
Teyit ve tespit meselesi…
Çözüm sürecinde hukuki adımların atılması aşamasına gelindiğini ve bunun önünde bir engel olmadığını ifade eden Bakırhan şöyle devam etti:
“Bir diğer önemli konu sıkça ifade edilen teyit ve tespit meselesidir. Aylardır tartışılıyor. Tespit ve teyit, hukukun önüne konulan bir duvar değil. Hukuka açılan bir kapı olmalıdır. Çünkü insanlar belirsizliğe dönmez, güvenceye döner. Silahlı bir örgüte 'ülkeye gel, demokratik siyasete dön' dedikten sonra hangi hukukla karşılanacağını da söylemeniz gerekmiyor mu? Gerekiyor değil mi? Nereye gelecek? Gel ama hukuk yok, gel ama yasa yok diyorlar. Devlet, 'Silah bıraksınlar, biz adım atarız' diyor aylardır. PKK, 'yasal zemin olsun, biz bırakırız' diyor. Her ikisinin de kaygısını anlıyoruz.
“Özel yasayı hemen Meclis’e sunalım”
Biz DEM Parti olarak şunu teklif ediyoruz; Sayın Kurtulmuş, komisyondaki partilerin koordinatörlerini önce bir çağırın. Elimizde müşterek bir belge var, komisyonun hazırlamış olduğu rapor var. Özel yasayı hemen Meclis’e sunalım, bu teklif bir haftada yasallaşsın. Siyaset yol açsın, ülke rahatlasın, yasal adımlar atılsın. Sayın Öcalan’ın sürece katkı sunabileceği, özgür çalışma ve özgür iletişim koşulları oluşturulsun. PKK gereğini yapmazsa o zaman toplum çıksın desin ki; Evet, Kürt tarafı görevini yapmadı.
“Biz de kamuoyunun önünde söz veriyoruz”
Bakın Kürt hareketi, 5 Mayıs’ın yıldönümü vesilesiyle bugün bir açıklama yaptı. Açıklamada aynen şöyle diyor; 'Özgürce demokratik siyasetin yapılacağı, ifade ve örgütlenme özgürlüğünü sağlayan yasalar çıkarılmış da buna karşı silahları bırakmayız ve gelmeyiz mi demişiz?' diyorlar. Haksızlar mı, değiller. Biz de kamuoyunun önünde söz veriyoruz. Sizin de huzurunuzda söz veriyoruz. Özgür, demokratik siyaset için yasal düzenlemeler yapılırsa ve buna rağmen PKK gereğini yapmazsa söz olsun ilk sözü biz söyleyeceğiz. İlk eleştiriyi biz yapacağız ve bu durumu kabul etmeyeceğiz. Ama söz olsun, bunun gereğini yapmayan iktidarı da eleştireceğiz. Eleştirmeye devam edeceğiz. Örgüt bir niyet ortaya koyar, devlet inisiyatif alır. Dünyanın her yerinde öyledir. Barışın yasasını getirecek kurum iktidardır. Çıkarılacak yer Meclis’tir.
“Kayyım atayanlar kayyımı geri çekemiyor mu?”
Gemileri karadan yürütme övülenler bugün barışın yasasını Meclis’ten geçiremiyor mu? Kayyım atayanlar kayyımı geri çekemiyor mu? Bunlar süreci enfekte eden, güven erozyonu yaratan adımlardır. Bakın, daha geçen gün Hakkari Belediye Eş Başkanımız Mehmet Sıddık Akış’a çok ağır bir ceza verildi. İstinaf Mahkemesi aslında cezayı bozarak yerel mahkemeye göndermesine rağmen, yerel mahkeme istinaf mahkemesinin kararına uymadı. Yine Mardin başta olmak üzere belediyelerin iade edilmemesi sürece olan güveni zedeliyor.
“Sayın Bahçeli'nin 'Öcalan'ın statüsü ne olacaktır?' sorusu tarihidir”
Bu aşamada sürecin en kritik aktörlerinden biri olan Sayın Abdullah Öcalan’ın hukuki durumunun açık ve net bir çerçeveye kavuşması da büyük önem taşımaktadır. Fiziki koşulların iyileştirilmesi, görüşme ve iletişim imkanlarının genişletilmesi, sürecin sağlıklı ilerlemesi için zorunludur. Hem sürecin baş aktörü hem de hala 12 metrekarelik bir hücrede böylesine 100 yıllık, büyük ve devasa bir sorunun muhatabı olarak 'Gel bu süreci yürütelim' demek doğru mudur? Sayın Öcalan kendisi aynen şöyle diyor: 'Benim tek derdim sorunu çözmektir.' Biz de şahidiz, biz de gördük. 'Statüden kastettiğim şey, çalışma koşullarına sahip olmamdır. Kişisel konfor değil, talebim' dedi. 'İletişimdir' dedi. Herkes çok iyi biliyor ki Sayın Öcalan'ın kişisel konfor isteğine dair bugüne kadar tek bir belirlemesi, tek bir işaret, tek bir sözü olmamıştır. Tek bir derdi var: Başlattığı bu mücadelenin demokratik yasal adımlarla birlikte artık başka bir evreye taşınmasıdır. Böylesi bir ağır süreçte muhatabın çalışma, görüşme, iletişim imkanlarından yoksun bırakılması siyaset aklıyla açıklanamaz. Sayın Bahçeli'nin 'Öcalan'ın statüsü ne olacaktır?' sorusu bu açıdan tarihidir. Bu soru hala orta yerde duruyor ve hala cevap cevabını beklemektedir.
“Ortaya koyduğu çerçevenin altına imza atıyoruz”
Bugün Sayın Bahçeli'nin grup toplantısında statü ve yasal adımlar atılması konusunda ortaya koyduğu çerçevenin altına imza atıyoruz. Sayın Erdoğan'ın da belirttiği gibi süreci sonuna götürenler tarihe geçecektir sözü üzerine biz de diyoruz ki, tarih cesaret edenleri yazar. Buyurun tarihi birlikte yazalım Sayın Erdoğan. Kur'an-ı Kerim'de Azap suresinde göklerin ve dağların kaldırmaktan çekindiği emaneti insan yüklendi der. Bugün bu emanet halkların barışıdır.
“Başka bir önerimiz daha var”
DEM Parti olarak sürece katkı sunacağına inandığımız somut başka bir önerimiz daha var. Bu süreç zorlu bir süreç. Birçok engeli aştık. Azımsanmayacak gelişmeler yaşadık. Yarım asırlık örgüt silahı devreden çıkardı. Bu çok önemlidir. Meclis de inisiyatif aldı. Bu da kıymetlidir. Şimdi bu süreci risklerden koruyacak, takibini yapacak bir mekanizma kuralım diyoruz. Adı 'Barış İzleme ve Takip Kurulu' olsun. Meclis’teki siyasi partilerin vereceği üyeler süreci takip etsin, kolaylaştırıcı olsun. Bu kurul denetleyen değil, takip eden ve kolaylaştıran bir mekanizma olabilir. Atılması gereken adımları hızlandırır. Ortak aklı işletip sürecin kazasız ve güven içinde ilerlemesine katkı sunabilir. Bu kurul akademi ve sivil toplum ile istişarede bulunabilir. Bu kurul süreçle ilgili atılması gereken adımları siyasi liderler ve aktörlerle görüşüp hızlandırarak ortak akıl ve vicdanı işletebilir. Bakalım bu öneriye diğer siyasi partiler ne diyecek?”