Bülent Arınç’tan ‘Öcalan’a statü’ tartışmasına ilişkin yorum
Haber Merkezi - Eski TBMM Başkanı Bülent Arınç, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından bazı KHK'lıların işsiz kaldığını, düşük gelirli işlerde çalıştığını, iadeiitibar istediklerini belirterek, "Bugün Apo'ya statü peşinde koşanlar önce bunu halletsinler. Apo'nun statüsünü ne koyarsan koy. O sürecin karşısında değilim ben, yanındayım. Bu sürecin neticeye ulaşmasını istiyorum" dedi.
AK Parti'nin kurucularından, eski TBMM Başkanı Bülent Arınç, Ankara'da Tam Demokrasi Platformu tarafından düzenlenen "Toplumsal Barış ve Siyaset İlişkisi" adlı konferansta konuştu.
Toplumda "demokrasi" konusunda bilinç oluşturulması gerektiğini belirterek, seçmenlerin, günlük çıkarlarıyla, kavgalarıyla, dertleriyle meşgul olduğunu söyledi.
Sorunların çözümünün çok da zor olmadığını belirten Arınç, "Mesele, onları kronik hale getirmeden, zamanında ve zemininde bu işleri çözmek lazım. Tabii, tercihimizi Cumhuriyet'ten yana yaptık. 1923'ten beri böyle. Cumhuriyet, belki de bilinen rejimlerin en iyisi, en faziletlisidir. Dolayısıyla buradan geriye dönüş yok. Ama tek başına cumhuriyet, kurulduğu günden beri kendi ilkeleri etrafında başka bir şeyi kabul etmeyen bir ideolojiye dönüşmüş de olabilir. Dolayısıyla demokrasi ortak paydamız ise demokrasiyi cumhuriyetle birleştirmek ve ondan meydana gelebilecek güzel bir yönetimi hazırlamak zorundayız" ifadelerini kullandı.
"Barrack şu ana kadar 'persona non grata' ilan edilmemişse bu Trump'ın Türkiye üzerindeki gücüdür"
ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack'ın Antalya Diplomasi Forumu'ndaki "monarşi" açıklamasına atıf yapan Arınç, "Barrack, 'Artık şefkatli monarşiye ihtiyacımız var' dedi. Yani cumhuriyet dönemlerinin gelmiş geçmiş olduğunu söyledi. Kendisinin, yani Trump'la ne kadar benzeştiğini, ne kadar birbirlerine çok benzediklerini görebiliyoruz; konuşmaları itibarıyla, hal ve tavırları itibarıyla. İkisi de milyarder, ikisi de çok zengin. İkisi de aklına geleni hemen söylüyor. İkisi de saat başı 10 defa değişik şeyler konuşabiliyor. İkisi de belki yayılmacı, belki emperyalist, belki bu düşüncelere sahip insanlar. Suriye'de söyledikleri farklı, Türkiye'de söyledikleri farklı. Biz bunlardan bir şey alacak değiliz. Ama bir büyükelçi bunu rahatlıkla konuşabiliyorsa ve 'persona non grata' (istenmeyen kişi) ilan edilmemişse şu ana kadar, bu Amerika'nın Türkiye üzerindeki gücüdür. Trump'ın Türkiye üzerindeki gücüdür. Çünkü bu şahıs onun temsilcisidir. Yani bu konuşmaları veya benzerlerini Mozambik büyükelçisi yapsaydı —ki yapamazdı— herhalde deport edilip ülkesine gönderilebilirdi" değerlendirmesinde bulundu.
"3 milyon kişi terör örgütü üyesi sayılabilir mi?"
Eski TBMM Başkanı Arınç, "15 Temmuz Darbe Girişimi" sonrası yaşanan mağduriyetlere dikkati çekerek, silahlı unsurların ve onlara destek veren sivillerin açıkça belli olduğunu belirterek, şöyle konuştu:
"Allah onların cezasını versin. Ama 3 milyon kişi bir terör örgütü üyesi sayılabilir mi? Avrupa Parlamentosu'nda bir milletvekili çıkıyor: 'Arkadaşlar, size çok enteresan bir şey söyleyeceğim. Türkiye'de 3 milyon terörist varmış.' Aşağıdan da kahkahalar yükseliyor. 3 milyon terörist... Ya 3 bin dese anlarım da 3 milyon terörist varsa zaten Türkiye teröristlerin eline geçmiş demektir. Kim bunlar peki? Filan kitabı okuduğu için, falan okula çocuğu gittiği için, filan bankaya para yatırdığı için... Bunların hepsi legal değil miydi? Bunların hepsinin legal olduğunu bildiği için orada öğretmenlik yapanlar yok muydu? Başkaları için suç sayılmayan bir şeyin, masum insanlar için suç sayılır hale gelmesine kul da razı olmaz, Allah da razı olmaz. O yüzden adalete olan inancımızı, adalete olan ihtiyacımızı da toplumun en büyük talebi veya sıkıntısı olarak görmemiz lazım."
"15 Temmuz'dan geçinenler, 15 Temmuz'cu geçinenler..."
Bülent Arınç, kanun hükmünde kararnameyle OHAL Komisyonu'na yaklaşık 130 bin başvuru olduğunu, kendi ailesinde de mağdurlar bulunduğu için süreci takip ettiğini, sürecin sonucunda 9 bin başvurunun kabul edildiğini anımsattı.
Arınç, Danıştay 5. Dairesi'nin geçen günlerde bir hakim hakkında verdiği kararı ve AK Parti'nin kurucularından Hüseyin Çelik'in, "Türkiye'de Atatürkçüler var, Atatürkçü geçinenler var, bir de Atatürk'ten geçinenler var..." sözünü hatırlatarak, "Bu her devirde böyle olmuştur. 15 Temmuz'dan geçinenler, 15 Temmuz'cu geçinenler... 15 Temmuz'dan önce Fethullah Gülen'e övgüler yağdıranların hepsi, 16 Temmuz'da küfür etmeye başladığı için el üstünde tutuluyor. Küfür etmeyenler ise çoğu cezaevinde şu anda. Ya biz düşmanımıza bile hakaret etmeyiz. Adamın cezası varsa çeksin, lanet olsun. Bu işlerde şu kadarcık bir eli ayağı varsa, hepsinin elbette masum olmadığına inanırız, bir yargı kararı varsa, o yargı kararının da şüphesiz adil ve hakkaniyetli olması lazım" dedi.
"Siyasetçiler genel affa yanaşmıyor"
Arınç, suçun ancak unsurlarıyla birlikte değerlendirilebileceğini, kast olmadan cezadan söz edilemeyeceğini belirterek, "irtibat, iltisak ve aidiyet" gibi hukuki temeli zayıf kavramlarla karar verilmesinin sorunlu olduğunu ifade etti.
Bülent Arınç, OHAL'in sona ermesine rağmen KHK uygulamalarının sürmesini eleştirerek, yargı süreçlerinde beraat edenlerin mağdur edildiğini savundu. Arınç, "Genel affa da kimse yanaşmıyor. Yani mağdurların dışında kimse genel aftan bahsetmiyor, siyasetçiler adına söylüyorum. Çünkü her dosyanın, belki yeni bir içtihat meydana geldikten sonra yeniden ortadan kaldırılması mümkün. Ama onları yapıncaya kadar, en azından siyasi suçlar amacıyla işlenmiş, aslında silahlı terör örgütü üyesi tanımına da uymayan insanları da içine alacak bir şekilde çıkarırsınız. Geride, arkada yasal düzenlemeleri bir başka şekilde yapabilirsiniz. Buna ihtiyaç var" diye konuştu.
Arınç, bazı KHK'lıların işsiz kaldığını, düşük gelirli işlerde çalıştığını anlatarak, "Bir tek istedikleri şu, 'Ben vatan haini değilim.' 'iadeiitibar' isteği diyorum. Bunu yapacaksın arkadaş. Yapmazsan zulmetmiş olursun. Zulmetmek de bize de size de yakışmaz. Siyasetçi zulmetmez" dedi.
Öcalan’a statü tartışması
Eski TBMM Başkanı Arınç, yeni sürece ilişkin ilişkin de şu değerlendirmede bulundu:
"Bugün Apo'ya statü peşinde koşanlar önce bunu halletsinler. Apo'nun statüsünü ne koyarsan koy. O sürecin karşısında değilim ben, yanındayım. Bu sürecin neticeye ulaşmasını istiyorum. Ama 'genel af' dediğim zaman bana karşıdan hücuma geçenler bir çözüm getirsinler. Yani 25 yıldır orada ben umut hakkının yanındayım. Verin umut hakkını. Umut hakkı da verilmiyor. Kardeşim, bu umut hakkı sadece bu adam için değil ki. 25 yılını içeride geçirmiş, herhangi bir şekilde de kötü bir hali görülmemişse, Ahmet için, Mehmet için, Hasan için, Hüseyin için, 3 kişi, 5 kişi, 300 kişi kim varsa bundan istifade etsin. Bunların içeride tutulmasında hangi kamu yararı var bugün? Umut hakkından da vazgeçildi. Ama bu iş nasıl başladı? 'Gelsin Meclis'te DEM Parti grubunda konuşsun' diye başladı. El çok yüksekte tutuldu. Şimdi geldiğimiz noktada ağır gidiyoruz. Temkinli olmakta fayda var. Ben Sayın Cumhurbaşkanı'na hak veriyorum. Çünkü birinci süreci yaşadık biz ve ihanetle karşılaştık. Ama her şey değişti kardeşim. 10 sene sonra bugün Suriye de değişti, kendi içimiz de değişti. Dışarıdan destek alıyordu bu örgüt, dışarıdan destek kesildi. Biz bunları çok iyi kullanabiliriz. Her imkanı, her fırsatı değerlendirmemiz lazım."
"AYM kararlarını uygulamak zorundayız"
Arınç, Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin Can Atalay hakkında hak ihlali kararı veren Anayasa Mahkemesi (AYM) üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunmasına tepki göstererek, şunları kaydetti:
"Kıyametin küçük alameti bunlar ya. Böyle şeyler düşünülmez. Ben elime Anayasa Mahkemesi kararı geldiği zaman hepsini uyguladım. 2007 Cumhurbaşkanlığı seçiminde Anayasa Mahkemesi bana göre çok saçma bir 367 kararı verdi. Ben ikinci tura geçemedim. O zaman hiçbirimizin aklından AYM kararlarının uygulanmayacağı geçmiyordu. İşimize geleni uygulayalım, işimize gelmeyeni uygulamayalım… Olmaz. Anayasa Mahkemesi kararlarının hepsi çok cazip şeyler değil belki ama uygulamak zorunda olduklarımızı 90. maddeye yazmışız. İç hukukun üzerinde de kabul etmişiz. Ne zaman? 15 sene öncesinde. 15 senedir uyduğumuz bir şeye şimdi neden uymayacağız? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları bizim için çok önemli. Her kararını beğenmeyebilirsiniz. Onların içerisinde bir tane de Türk yargıç var, hanımefendi. O Türkiye'nin lehine tek başına kalmaya çalışıyor bazen. Ama bazen de oy birliğiyle çıkan kararlar var. Biz bunlara uyduğumuz zaman hukuk sisteminde bir hiyerarşiye de uymuş olacağız."
"20 bin lira aylıkla geçinmeye çalışan insanların feryatlarını duymak lazım"
Yolsuzluklara, mafyalaşmaya ve yoksulluğa karşı olduklarını da vurgulayan Arınç, toplumun yüzde 10'luk kesiminin lüks içinde yaşadığını, yüzde 40'lık kesimin hayatını sürdüremediğini, geri kalanların ise açlık ile tokluk arasında yaşam mücadelesi verdiğini belirterek, şunları kaydetti:
"Böyle bir toplumda toplumsal barış mümkün değil. Barışı istiyorsak bu piramidi iyi kurmamız lazım. Bu piramitte 20 bin lira aylıkla geçinmeye çalışan insanların feryatlarını duymak, onlar için iyi şeyler yapmak lazım. Ama Mehmet Şimşek ne yapsın? 'Ben 4 lira topluyorum, 3'ünü faize veriyorum' diyor. Geriye kalan 1 lirayı da 60 milyona bölmek zorunda. Bunu tersine çevirmek ancak ahlaki bir gelişmeyle olur. Demirel, 'Enflasyon en büyük ahlaksızlıktır' demişti. Enflasyon varsa satarken hile yapar, alırken hile yapar, kazanırken haksız kazanca yönelir, faize yönelir. Şimdi Türkiye'yi bir faiz cenneti olarak düşünün. Yatırım yapar mı adam yüzde 50'nin üzerindeki faizi alırken? Dövizi baskılayacaksın, faiz yüksekte kalacak… Böyle bir ülkede sıcak para gelip gidecek. Kazanan bankerler olacak. Ama bu noktaya geldik. Bu noktadan çıkışı yine hukukla, yine ahlakla, yine siyasetle yapacağız."