Bakırhan: Türkiye, Suriye'de garantör ülke olsun

1 saat önce
Etiketler Suriye Tuncer Bakırhan DEM Parti
A+ A-

Haber Merkezi – DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Kürtlerin orada güvenli bir ortamda yaşaması gerekiyor. Türkiye garantör ülke olsun" dedi.  

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Sözcü’de katıldığı programda Türkiye’nin Suriye politikalarına, Suriye’deki çatışmalara ve Demokratik Suriye Güçleri’ne (DSG) ilişkin değerlendirmelerde bulundu.  

Halep’in Suriye’nin farklı inanç ve kimliklerin birlikte yaşadığı bir kent olduğunu belirten Bakırhan, “SDG, (DSG) Suriyeli bir örgüt; Suriye menşelidir. Şara Hükümeti de şu anda orada yönetimdedir. Şimdi Şara konuşsa anlarsınız, dersiniz ki Suriye’nin geçiş sürecindeki devlet başkanıdır. Mazlum Abdi konuşursa dersiniz ki SDG’nin yöneticisidir. Yani Sayın Fidan’ın her seferinde Suriye’nin bir bakanı gibi, Suriye kabinesinde bulunan bir bakan gibi konuşması gerçekten anlaşılır gibi değil. Şara’yla SDG’li yöneticiler otursun; başta Halep meselesi olmak üzere Kürtlerin orada ne istediğini, ne talep ettiğini müzakere etsinler, konuşsunlar” dedi.  

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın ifadelerine ilişkin konuşan Bakırhan, şunları ifade etti:

“Halep’te gücü kullanan Türkiye mi, Şara Hükümeti mi, onu anlamakta insanlar güçlük çekiyor. Halep’teki sorun tabii ki çözülsün. Suriye’deki bu mesele artık çözülsün. Hemen yanı başımızda, sınırımızda bizi üzen, Türkiye’de çok önemli bir gündem olan, tartışmalara sebebiyet veren bir meseleden bahsediyoruz. Çözüm çok kolay. Sayın Fidan’ın anlattığı gibi zor değil.

Kimsenin yerinden edilmesine, göç etmesine gerek yok. Suriye, Esad’ın devrettiği geleneklerle devam edecekse zaten oradan bir çözümden bahsetmek zor. Esad döneminde tekçi bir yönetim vardı; bu tekçilik Müslümana da, Kürde de, farklı inanç ve etnik kimliklere sahip insanlara da dayatılıyordu. Suriye’de henüz oturmuş bir rejim yok. Rejimin karakteri belli değil.

Demokratik mi olacak, kapsayıcı mı olacak? Anayasasında Kürtler, Aleviler, Dürziler, Türkmenler; orada yaşayan bütün milliyetler ve inançlar yer alacak mı bilmiyoruz.”

 “SDG’den buraya bir tehdit yok”

Bakırhan, devamında şunları söyledi:

"Aslında 27 Şubat çağrısı, bir biçimiyle Öcalan ile örgüt arasında iyi bir şekilde devam ediyor. Ama şimdi, SDG’nin konuşulmadığı, bizim de içinde bulunduğumuz ortamda dahi SDG’ye dair Öcalan tarafından herhangi bir şeyin söylenmediği bir noktada, bu çağrının dünyadaki bütün Kürtleri ilgilendirdiği söylenebilir mi? Bir de, ‘tamam’ deniliyor… SDG’yi de ilgilendirsin. Bir de burada çözüm sürecini bir rayına koyalım. Hala insanlar inanmıyor, hala güvenmiyor. Hala adımlar atılmış değil. Hala, silahı bırakanlar kendi kamplarına geri döndü. Böyle bir şey olabilir mi? Türkiye silah bırakılmasını çok istiyordu. Silah bırakanların gelip sosyal ve siyasal yaşama katılacağı söyleniyordu. Ama ortada herhangi bir adım yok. Şimdi tek taraflı olarak ciddi ve tarihi adımlar atılmış durumda. Buna rağmen şimdi yeni bir şey söyleniyor: ‘Bu SDG’yi de ilgilendiriyor. Japonya’da ana dilinde eğitim gören Kürt’ü de ilgilendiriyor.’

Suriye başka bir egemen; başka bir ülke... Irak başka. Benim demek istediğim şudur; Yapılan 27 Şubat çağrısında bizim yaptığımız görüşmede, bu süreç bütün coğrafyadaki Kürtleri ilgilendiriyor diye bir şey çıkmadı. Bu bir. İki; SDG dediğin şey PKK değil mi? SDG çeşitli adlardan oluşmuş. Neredeyse yarısına yakını Araplar, Türkmenler, Ezidiler… PKK’ye silah bırak diyebilir. PKK önerilerinde bulunabilir. Öcalan’ın düşünceleri tabii ki Suriye’deki Kürtler üzerinde de büyük etkisi var. Onu söylüyorum.

SDG’nin kendi üzerinde de etkisi olabilir. Burada daha bir şey yapılmamışken, verilen sözler yerine getirilmemişken, basit bir özel yasa çıkarılmamışken; Suriye’yi merkeze almak, Suriye’deki SDG’yi merkeze almak… ‘Şuradan çekil, buradan çık. Hepiniz sıraya dizilin. Arabız, Sünniyiz diye hazır ola geçin’ demek… Bunlar gerçekçi değil. Yüz yıllık bir meseleyi tartışıyoruz. Türkiye ne yaptı ki Suriye’de? Şimdi ne diyoruz? Burada hangi adımı attık? Hangi iyileşmeyi sağladık? Burada insanların yaşamına attığımız hangi adım pozitif anlamda dokundu? Biz iki bine yakın toplantı yaptık. Hayatımda hiç bu kadar zorlanmadım. Ne diyoruz? 'Hoş geldiniz' Toplanıyoruz, bu süreci anlatıyoruz, toplumsallaştırmaya çalışıyoruz. Çünkü biz inanıyoruz: Türkiye’de kesinlikle çatışmasız, şiddetsiz, silahsız bir süreç olmalı. Süreç bunun üzerine inşa edilmeli. Bizde bir şey yok.  

Madem SDG Kandil’den talimat alıyorsa ve bunu biliyorlarsa, kamuoyuyla da bunu paylaşıyorlarsa, delillerini ortaya koysunlar, biz de görelim. Bu Kandil nasıl bir şeymiş? Bir ara bizim demokratik zemini yönettikleri söyleniyordu. Adaylarımızı belirledikleri söyleniyordu. İşte bize yapılan bütün operasyonları oraya bağlıyorlar. İyi ki çok şükür adayları sandık kurarak seçtik de… Onu söyledikleri zaman o sandık görüntülerini gösteriyoruz. Bakın, on binlerce delegemiz sandığa gitti, kendi yöneticilerini seçti.

SDG’den buraya bir tehdit yok. Kendini Selefi güçlere karşı korumaya çalışıyor. Peki, ben söyleyeyim: SDG silah bıraktı diyelim. Onları bu güçlere karşı kim koruyacak? Alevileri katleden, Dürzîlerin bıyıklarını kesen, tekmeleyen, tokatlayan, öldüren, kadınlara saldıran kim? Selefi’nin silahı Türkiye için tehdit değil de Kürt’ün silahı niye olsun? Kürt ne zaman Türklere ihanet etmiş? Anadolu’ya geldiklerinden bugüne kadar birlikte olmuşlar, birlikte yaşamışlar, birlikte durmuşlar. Kurtuluş Savaşı’nda birlikte savaşmışlar.

 “Türkiye Suriye'de garantör olsun”

1924’te ‘hepimiz Türk’üz’ denildiğinde, birileri ‘biz Müslümanız’ dedi. Asıl sorun orada çıktı. Yoksa Kürtler bugüne kadar Türklerle asla karşı karşıya gelmemiştir, savaşmamıştır. Ben üç defa cezaevine girmiş bir insanım. Cezaevi sevdalısı mıyım da sürekli cezaevine gireyim?

En çok ben çözüm isterim, demokrasi isterim. Çocuklarımla birlikte huzurlu bir şekilde, sabah saat dörtte kapım çalınmadan, rahat bir uykuda uyumak isterim. Meclise girerken herkesin parmak salladığı, koltukta oturan bir insan olmak istemem. Biz kafamızı ekmek kuyruğuna mı soktuk? Bu sorun çok zor değil.

Kürtlerin orada güvenli bir ortamda yaşaması gerekiyor. Türkiye garantör ülke olsun."

Yorumlar

Misafir olarak yorum yazın ya da daha etkili bir deneyim için oturum açın

Yorum yazın

Gerekli
Gerekli