Türkiye'de Kürtçenin yüzyılı: Yasak, asimilasyon ve bitmeyen bir mücadele

Erbil (Rûdaw) - Dünya 21 Şubat'ı "Dünya Anadili Günü" olarak kutlarken, Türkiye’de Kürtler için bu gün sadece bir kutlama değil; bir asırdır süregelen dil mücadelesinin ve yasakların hatırlatıldığı bir dönüm noktası. Yaklaşık 25 milyon Kürdün yaşadığı Türkiye'de Kürtçe, Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana anayasal bir statüden ve eğitim hakkından mahrum bırakıldı.

UNESCO tarafından 1999 yılında ilan edilen Dünya Anadili Günü, Türkiye'de Kürtçenin (Kurmancî ve Zazaca) yaşadığı tarihsel süreci yeniden gündeme taşıdı. Kürt dili, ülkenin en büyük ikinci dili olmasına rağmen, Cumhuriyet'in "tek tipleştirme" politikalarının merkezinde yer aldı.

Tek dilli felsefesinin kökenleri

Mardin Artuklu Üniversitesi Kürt Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi ve Mezopotamya Vakfı Koordinatörü Mikail Bülbül, Cumhuriyet'in kuruluş felsefesinin dile yansımasını şu sözlerle özetliyor:

“Kürtçeye yönelik politikaları anlamak için Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesini anlamak gerekir. Nasıl ki 'tek devlet, tek millet, tek bayrak ve tek din' üzerine inşa edildiyse, aynı şekilde 'tek dilli' bir felsefe üzerine kurulmuştur. Bu felsefe gereği Kürtçe dahil tüm diğer diller yasaklanmış ve yok sayılmıştır.”

Uluslararası hukuk ve Türkiye'nin şerhleri

Anadilde eğitim hakkı, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin 30. maddesiyle güvence altına alınmış evrensel bir haktır.

Sözleşme, devletlerin çocukların kendi dillerini kullanmalarını yasaklayamayacağını ve bunu yasal güvenceye kavuşturması gerektiğini söyler.

Benzer şekilde Lozan Antlaşması'nın 39/4 maddesi de Türkçe dışındaki dillerin kamusal alanda kullanımına sınır getirilemeyeceğini belirtir.

Ancak Türkiye, bu sözleşmelerin eğitim ve dile ilişkin kritik maddelerine "şerh" koyarak Kürtçenin eğitim dili olmasının önünü kapatmaya devam ediyor.

"Vatandaş Türkçe Konuş!" kampanyaları ve para cezaları

Cumhuriyet'in temellerinin atılmasının ardından 1930'lu yıllarda başlatılan "Vatandaş Türkçe Konuş!" kampanyası, Kürtçe üzerindeki baskıyı sokaklara taşıdı.

Kamusal alanlarda Kürtçe konuşanlara ağır para cezaları kesildi.

Yazar ve Araştırmacı Roşan Lezgîn, o dönemi şöyle anlatıyor:

“Kürtçe konuştuğu için kesilen ceza o dönem 5 liraydı. Bu rakam bugün küçük gelebilir ama o günün parasıyla 5 liraya bir koyun ya da keçi satın alınabiliyordu. İnsanları kendi dillerinden soğutmak için ihbarcılara da ödül veriliyordu.”

Kürtçenin 'Kara Kışı': 12 Eylül ve 'X' dili

Kürtçe üzerindeki en büyük baskı dalgası 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle yaşandı. 2932 sayılı yasayla Kürtçe konuşmak ve yayın yapmak tamamen yasaklandı. Cezaevlerinin duvarlarına "Vatandaş Türkçe Konuş, Çok Konuş" yazıları asıldı.

Dilbilimci Sami Tan, o yılları şu acı örnekle hatırlatıyor:

“Cezaevinde Türkçe bilmeyen bir Kürt annesi, çocuğuyla Kürtçe tek bir kelime konuştuğunda görüşme derhal bitiriliyor ve o çocuk işkenceye maruz kalıyordu.”

90’lı yıllarda köylerin boşaltılması ve yakılmasıyla milyonlarca Kürt ailesi metropollere göç etmek zorunda kaldı. Bu zorunlu göç, anadilini toprağından kopardı ve şehirlerdeki sistematik asimilasyon sürecini hızlandırdı.

Seçmeli dersler ve Kurdoloji bölümleri

2000'li yılların başında Avrupa Birliği uyum yasalarıyla Kürtçe üzerindeki bazı yasaklar esnetildi.

2009'da TRT Kurdî yayına başladı, 2012'de ise ortaokullarda "Kurmancî ve Zazaca Seçmeli Ders" hakkı tanındı.

Bu adımlar tarihi olarak görülse de uzmanlar tarafından "yetersiz" bulunuyor.

Dilbilimci Bahoz Baran, seçmeli dersleri şu benzetmeyle değerlendiriyor:

“Kürtleri susuz ve aç bir millet olarak düşünürsek, haftalık iki saatlik seçmeli ders bir yudum su gibidir; ancak susuzluğu gidermeye yetmez.”

Aynı dönemde üniversitelerde açılan Kurdoloji bölümleri de atama engeline takıldı.

Mikail Bülbül, "Hala sadece 157 Kürtçe öğretmeni görev başında. Mezun olan binlerce öğretmen ise atama bekliyor ya da mobbing ve psikolojik nedenlerle branş değiştirmek zorunda kalıyor" diyor.

Zazaca (Kirmanckî) yok olma tehlikesiyle yüz yüze

UNESCO'nun "Tehlike Altındaki Diller" haritasına göre, Kürtçenin Zazaca lehçesi "yok olma tehlikesi altındaki diller" kategorisinde.

Roşan Lezgîn, durumun ciddiyetine dikkat çekerek, “Kurmancînin alanı daha geniş ama Zazaca sınırlı bir bölgede konuşuluyor. Yaşlılar ölünce bu dili konuşan kalmayacak. Çocuklar arasında Zazaca konuşma oranı maalesef yüzde 2’lerin altına düşmüş durumda” uyarısında bulunuyor.

Anayasal engeller: Madde 3 ve Madde 42

Kürtlerin ana dillerinde eğitim talebi bugün Türkiye'deki iki büyük anayasal engelle karşı karşıya:

3. Madde: "Türkiye Devleti'nin dili Türkçedir" hükmü, başka dillerin resmiyette tanınmasını engelliyor.

42. Madde: "Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez" hükmüyle Kürtçe eğitimin önü tamamen kapatılmış durumda.

Türkiye'de 2024 yılında başlayan ve Meclis'te onaylanan " Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu" ile yeni bir çözüm umudu belirmiş olsa da, Kürtlerin beklentisi dillerinin "bilinmeyen dil" veya "X dili" muamelesinden kurtarılıp anayasal güvenceye kavuşturulması.

Kürtçe, Cumhuriyet'in ikinci yüzyılına ana dilinde eğitim için yasal statü talebiyle giriyor.