Silivri’de siyasi partilerden çağrı: 'Acil somut adım atılmalı, tutuklular serbest bırakılmalı'
Haber Merkezi – Siyasi partiler, Edirne Cezaevi’nin ardından İstanbul’da Silivri Cezaevi önünde 'süreç' için acil somut adımlar atılması, AYM ve AİHM kararlarının uygulanması çağrısıyla ortak açıklama yaptı.
Siyasi partiler, bugün eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve eski Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Selçuk Mızraklı'nın tutuklu bulunduğu Edirne Cezaevi önünde gerçekleştirdikleri açıklamanın ardından Can Atalay, Tayfun Kahraman ve Osman Kavala'nın tutuklu bulunduğu İstanbul-Silivri Cezaevi’ne (Marmara Cezaevi) geldi.
Edirne'de olduğu gibi Silivri'de de siyasi mahpuslarla görüşmeleri avukatlar gerçekleştirdi.
Görüşmelere dair cezaevi önünde açıklama yaptı. Siyasi parti temsilcileri, açıklamada artık 'süreç' için acil somut adım atılmasını, Anayasa Makemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının uygulanmasını, siyas mahpusların derhal serbest bırakılmasını istedi.
“Adım atın, AYM ve AİHM kararlarını uygulayın”
Açıklamaya Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Emek Partisi (EMEP), Türkiye İşçi Partisi (TİP), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP), Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Devrimci Parti, Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF), Sosyalist Dayanışma Platformu (SODAP), Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) ve Yeşil Sol Parti sözcüleri, başkanları, eş başkanları ve temsilcileri katıldı.
Öztürk: Somut ilk adımın atılmasını istiyoruz
Açıklamada ilk sözü EHP Genel Başkanı Hakan Öztürk aldı. Süreç kapsamında bir yıldan uzun süredir yapılanları hatırlatan Öztürk, "Bu işte bir geri dönüş olmaması için ve bir yerden barışa başlayabilmek için somut ilk adımın atılmasını istiyoruz. Halklar artık somut adım bekliyor. Barışla ilgili çeşitli tehditlerle karşı karşıyayız. Bunu bertaraf edebilmek için önemli bir adım söz konusu olmalı. Geri dönüş yolu bu önemli adımla kapatılmış olur. Bunu başarmalıyız. Tutuklu arkadaşlarımız lehine yüksek mahkemeler, AYM ve AİHM kararlar verdi. Bu kararlara uyulması gerekir. Dile getirdiğimiz somut, ilk net adım budur. Bu yerine getirilirse Demirtaş, Yüksekdağ, Mızraklı, Gezi tutsakları özgürlüğüne kavuşmuş olacak. Bu Türkiye'deki halklar için çok olumlu bir haber olacak. Tabii bundan sonra da cezaevlerinde haksız şekilde bulunan herkes için gerekli yasalar çıkarılmalıdır. Barış için gerekli yasalar birer birer çıkarılmaldır" dedi.
Aslan: Yol yakınken hukuk tanımazlıklardan vazgeçin
EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan da sabah Edirne Cezaevi önünde 'adalet' talebini dile getirdiklerini hatırlattı ve "Görüyoruz ki adaletin terazisi bozuk. Hep düzenden yana, iktidardan yana tartıyor. AYM ve AİHM kararları uygulanmıyor. Türkiye toplumunun neredeyse yüzde 80'i adaletin sağlanacağına inanmıyor. Çünkü görüyoruz ki haksız, hukuksuz, keyfi bir biçimde cezaevinde yatan Demirtaş var. Yıllardır yatan Mızraklı var. Silivri'de yatan Can Atalay, Tayfun Kahraman ve diğer arkadaşlarımız var. Her sabah yeni operasyonlara uyanıyoruz. Gülistan Doku'yu katledenlerin 6 yıl boyunca nasıl gizlendiğine tanık oluyoruz. Doğasını koruyanların nasıl tutuklandığını biliyoruz. Kolu kopan işçilerin taleplerini dile getirdikleri için cezaevlerine atılan sendikacıları biliyoruz. Talebimiz gerçek adaletin yerine gelmesidir, hukukun işlemesidir, yasaların herkese eşit olarak işletilmesidir. Adalet, özgürlük, demokrasi talebimiz, asla vazgeçmeyeceğimiz taleplerdir. Yoldaşlarımız, arkadaşlarımız bunun için cezaevlerinde yatıyorlar ne yazık ki. Bakın Avukat Selçuk Kozağaçlı cezaevinde, Soma'da 301 işçiyi katledenler dışarıda. Demirtaş da Kozağaçlı da Atalay da Mızraklı da siyasal tutsaklardır. Barış istiyorsak tutsak edilen bütün arkadaşlarımızın amasız, fakatsız salıverilmelerini talep ediyoruz. Bunlar olmadan bir normalleşmeden bahsetmek mümkün olmuyor. Her sabah operasyon yaparak normalleşme olmuyor. İktidara çağrımız şudur; yol yakınken bu antidemokratik uygulamalardan, hukuk tanımazlıklardan vazgeçin, bir an önce arkadaşlarımızı serbest bırakın" diye konuştu.
Çiftçi: Hak ihlallerinin artık son bulmalıdır
CHP Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftçi ise yaptığı açıklamada, "Ülkemiz uzun süredir siyasal yargı eliyle şekillendirilen ağır bir baskı döneminden geçmektedir. Mahkeme salonları adaletin tesis edildiği yerler olmaktan çıkarılmış, siyasal rekabetin bastırıldığı, seçim başarısının cezalandırıldığı, topluma gözdağı verildiği bir merkeze dönüştürülmüştür" dedi. Mevcut siyasi iklimin hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmadığını vurgulayan Çiftçi, seçilmiş belediye başkanları, gazeteciler ve muhalif kesimlerin baskı altında olduğuna dikkat çekerek, "Bu düzende demokrasi, sistematik bir biçimde yok edilmek istenmektedir" diye konuştu.
Çiftçi, "Partimizin kurumsal kimliğine, 15,5 milyon yurttaşımızın oylarıyla belirlenen Cumhurbaşkanı adayımız Sayın Ekrem İmamoğlu’na, belediye başkanlarımıza ve yol arkadaşlarımıza yönelik yargı kuşatması, Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ'ın haksız yere cezaevinde tutulması, Gezi tutsakları Tayfun Kahraman, Çiğdem Mater ve Osman Kavala'ya yönelik ağır hak ihlalleri ve son dönemde yaşadığımız tüm hukuksuzluklar tek bir şeye işaret etmektedir. İktidar sandıkta yenemediği muhalefeti yargı eliyle susturmak istemektedir. Halk nezdinde siyasi ömrün çoktan tüketmiş iktidar varlığını sürdürebilmek için açıkça bir darbe rejimini yürürlüğe koymak istemektedir. Bu nedenle bugün cezaevleri önünde yaptığımız bu açıklama aynı zamanda halk iradesine ve sandığa sahip çıkma çağrısıdır" ifadelerini kullandı.
AYM ve AİHM kararlarının uygulanmasının anayasal zorunluluk olduğunu vurgulayan Çiftçi, "Yıllardır süren hak ihlallerinin artık son bulmalıdır. Araçsallaştırılmış yargı pratiği artık terk edilmelidir. Burada yükselen ses aynı zamanda ortak mücadele çağrısıdır. Tutuksuz yargılama esas alınmalıdır, kayyım uygulamasından derhal vazgeçilmelidir" dedi.
Bakırhan: Bir taraftan cezaevlerinde yargılamalar, bir taraftan masa olmuyor, kimse inanmıyor
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da Türkiye'nin geleceğinin cezaevlerinde, mahkeme salınlarında inşa edilemeyeceğini vurgulayarak şunları kaydetti:
"Edirne Cezaevi önünde benzer açıklamları yaptı, şimdi Silvri'de, İmamoğlu ve arkadaşlarının yargılandığı mahkeme salonunun önünden açıklama yapıyoruz. Türkiye'nin geleceği Sincan mahkeme salonlarında, Silivri mahkeme salonlarında, Edirne Cezaevinde, Kandıra Cezaevinde inşa edilemez. Bu ülkeye bir gelecek kuracaksak cezaevlerindekilerin özgür olması gerekiyor. Bu ülkeye cezaevleri değil, barış, hukuk, adalet lazım. Türkiye toplumunun büyük bölümü adalet konusunda inançsızlık yaşıyor. Seçiyor, içeri atılıyor. Meclise gönderiyor, koluna kelepçe vuruluyor. Düşüncesini açıklıyor, cezaevine gönderiliyor. İktidara sesleniyorum; bunlarla sonuç alamazsınız. Bekir Kaya 10 yıldır Silivri'de tutsak ama Van halkı vazgeçmedi, 14'te 14 yaptı. İstanbul'un seçilmişlerini cezaevlerinde tutarak İstanbul'un iradesini değiştirebileceğinizi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Bir an önce Türkiye'nin ihtiyacı olan adalet, hukuk ve demokrasi konusunda adımlar atılmalıdır. Meclis bir rapor hazırladı. Meclis bile bu haksızlık ve hukuksuzlukları tespit etmiştir. Bir an önce AİHM kararları uygulanmalı, Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Can Atalay, Osman Kavala, Tayfun Kahraman serbest bırakılmalıdır. Bırakılmalıdır ki Türkiye toplumu bu barış sürecinin ciddiyetine, samimiyetine inansın. Bir taraftan cezaevlerinde yargılamalar, bir taraftan masa olmuyor. Kimse inanmıyor. Ülkenin artık demokratik bir normalleşmeye ihtiyacı var. İmamoğlu'nun varsa bir suçu tutuksuz yargılansın. Görevini icra etsin. Can Atalay görevine dönsün. O görevi siz vermediniz, Hatay halkı verdi. İktidara bir kez daha çağrı yapmak istiyoruz; gelin hep birlikte demokrasiyle, hakla, hukukla 86 milyonunun geleceğini inşa edelim. Arkadaşlarımız serbest bırakılıncaya kadar mücadelemizi devam ettireceğiz."
Baş: Haydutlar, katiller Ankara'da ellerini kollarını sallayarak gezecek ama…
TİP Genel Başkanı Erkan Baş, Türkiye'nin son yerel seçimlerde birinci partisi, Türkiye'nin birkaç seçimdir en büyük üçüncü partisi ve yıllardır bu ülkede direnişin temsilcisi olan çok sayıda sosyalist partinin temsilcileri olarak, sabah geçen seçimin Cumhurbaşkanı adayını Edirne Cezaevinde ziyaret ettiklerini, ardından da önümüzdeki seçimin Cumhurbaşkanı adayının esir tutulduğu Silivri Cezaevi önünde ikinci bir açıklama yapmak zorunda bırakıldıklarını söyledi. Baş, "Sadece bu tablo bile Türkiye'nin nasıl bir iktidar tarafından yönetildiğini ortaya seriyor" dedi.
Baş şöyle devam etti:
"İktidar bize, 'Bu ülkeyi içinde çok sayıda küçük cezaevi olan büyük bir cezaevine çevirip öyle yönetmek istiyoruz' diyor. İşte biz buna karşı hep birlikte ses çıkarmaya, tüm yurttaşlarımızı bu zorbalığa, haydutluğa, barbarlığa karşı ses çıkarmaya çağırıyoruz. İddia ediyorum, arkadamızdaki Silivri Cezaevi, TBMM'den katbekat daha fazla bu memlekete hizmette bulunabilecek siyasetçilerin barındığı bir cezaevi haline geldi. Hak mücadelesi veren, yurttaşın sesi olmaya çalışan kimi ararsanız Silivri'de bulabiliyorsunuz. Hepsi uyduruk iddianamelerle, akıl dışı mahkeme kararlarıyla bu cezaevlerine tutuluyor.
Dikkatinizi çekmek isterim, temmuz ayında Türkiye'de bir NATO zirvesi yapılacak. İsrail'in arkasını sıvazlayarak Gazze'deki katliamlara açık destek olanlar, komşu İran halkını bombalayanlar, Venezuela'da devlet başkanını kaçıranlar Ankara'ya gelecek. Bu iktidar onlara kırmızı halı serecek. Yeni savaş planları yapılacak. Haydutlar, barbarlar, katiller Ankara'da ellerini kollarını sallayarak gezecekler ama bu ülkenin barış isteyen evlatlarını cezaevlerinde hapsedeceksiniz. Bu kabul edilebilr bir şey değil. Bir tarafta Türkiye'yi dünyanın savaş merkezlerinden birisi haline getirmek isteyenler, kocaman bir cezaevine dönüştürmek isteyenler var. Onun karşısında bu ülkenin milyonlarca emekçisi, yurtsever insanı, hem barış için hem özgürlükler için mücadele etmeye devam edeceğiz. Mutlaka ama mutlaka, anayasayı ayaklar altına alanlar, yasaları tanımayanlar, AYM ve AİHM kararlarını, Meclis kararını tanımayanlar er ya da geç bu halkın karşısında hesap verecektir."
Gözen: Mesele hukuki değil siyasi
TÖP Sözcüler Kurulu üyesi Juliana Gözen de "Geleceğimizi, irademizi gasbetmeye çalıştıkları ve inşa etmeye çalıştıkları o ülke, işçiler, kadınlar, gençler için çok soğuk bir ülke. Hem içerinin hem dışarının arasındaki fark bu kadar azalmışken bu çekişkiyi burada söylemek istedik. Halkın iradesini temsil edenler cezaevinde. Ancak nasıl ki kayyım atadıkları Van halkı direnmeye devam ettiyse, Amed, Mardin, İstanbul direnmeye devam ettiyse, yaratmaya çalıştıkları korku duvarlarını aşıyoruz. AYM kararlarının gereğini yapılması, AİHM kararlarına uyulması, kayyımla yerinden edilen belediye başkanlarının görevlerine geri dönmesi ve tüm siyasi tutukluların serbest bırakılması talebimizi yineliyoruz" dedi.