Haber Merkezi - DEM Parti Milletvekili ve İmralı heyeti üyesi Pervin Buldan, “Sayın Öcalan için Rojava yaşam modeli bir toprak parçasından öte, bir fikrin toplumsallaşma meselesidir” dedi.
Buldan, Öcalan’ın Rojava’daki silahlı Kürt güçleri konusu hakkındaki görüşlerini değerlendirirken de “Güvenlik, tek başına askeri yöntemler değildir. Sayın Öcalan sürekli vurguladı; en kalıcı ve doğru güvenlik, barış durumudur” diye konuştu.
Buldan, Jin News’e Meclis Başkanlığı tarafından yayımlanan "İmralı Tutanağı" ve PKK lideri Abdullah Öcalan’ın Rojava’ya yönelik tespitlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Meclis Başkanlığı, 23 Ocak akşamı Abdullah Öcalan ile İmralı heyeti arasında geçmişte yapılan görüşmelerin bir kısmını "İmralı Yüksek Güvenlikli Cezaevi Görüşme Tutanağı" başlığıyla internet sitesinde yayımladı.
"Tutanaklar bilgimiz dışında paylaşıldı"
Tutanakların yayımlanma biçimini eleştiren Buldan, "Tutanaklar bilgimiz dışında yayınlandı. Daha önce yayınlanması istenmişti fakat yayınlanmamıştı. Şimdi kimseye danışılmadan paylaşıldı. Usul olarak Meclis Komisyonu’na ifade edilmeli, fikirler alınıp kolektif bir karar ile yol alınmalıydı. Bu tarzı doğru bulmadığımızı parti olarak ifade ettik" dedi.
Suriye için 'üçüncü yol' vurgusu
Abdullah Öcalan’ın İmralı görüşmelerinde Suriye’ye dair yaptığı "Demokratik bir çözüm gelişmezse kriz küresel bir savaşa evrilecek" uyarısını hatırlatan Buldan, Öcalan’ın öngörülerinin haklı çıktığını savundu.
Buldan, "Sayın Öcalan, halkların kendi kararlarını özgürce alacağı, ne rejime ne de dış müdahaleye muhtaç olduğu bir ‘Üçüncü Yol’ önerdi. Suriye sahasının bölgesel rekabetlerin ve vekalet savaşlarının düğüm noktası olduğunu görüyor. Eğer bu düğüm doğru çözülmezse, yönetim kim olursa olsun ağır bir despotizme varacaktır" ifadelerini kullandı.
"SDG bir tehdit değil, güvenlik teminatıdır"
Öcalan’ın Suriye Demokratik Güçleri (SDG) hakkındaki "Türkiye için bir tehdit değil, demokratik komşuluk temelinde bir güvenlik teminatı olabileceği" yönündeki tespitine değinen Buldan, “Özü şudur, güvenlik, tek başına askeri yöntemler değildir. Sayın Öcalan sürekli vurguladı; en kalıcı ve doğru güvenlik, barış durumudur. Güvenlik karşılıklı tanıma, sınırda gerilimsiz yaşam, ortak mekanizmalar ve halklar arası bağ ile kurulur. Bu son derece mümkündür. Önünde hiçbir engel yoktur. Rojava sahasında SDG’nin IŞİD’e karşı rolü ortadadır. Bu yapı, Türkiye için düşmanlaştırıldığında ortaya çıkan boşluğu kim dolduruyor? Açıktır ki kulak kesen, insan katleden, toplum düşmanı radikaller ve bunun devamında gelen çoklu krizler. Yani tehdidi büyüten yine bu düşmanlaştırma dili oluyor diye düşünüyorum. ‘Demokratik komşuluk’ dediğimiz şey; sınırın iki yanında halkların birbirine düşman edilmemesidir” diye konuştu.
“Burası, en hakim olduğu sahaların başında geliyor”
Pervin Buldan şu değerlendirmelerde bulundu:
“Sayın Öcalan’ın sadece son dönemde değil, geçmiş yıllarda da birçok Suriye değerlendirmesi oldu. Bu bakımdan ‘Arap Baharı’ zamanın da daha ilk kıvılcımlar çıkmadan büyük yangına dair uyarılarda bulunmuş ve haklı çıkmıştı. Çünkü burası, en hakim olduğu sahaların başında geliyor. Görüşmelerimizde Ortadoğu özelinde ‘Demokratik bir çözüm gelişmezse, bu ateş bütün bölgeyi yakar’ ekseninde sürekli uyarıları oldu. Halkların kendi kararlarını özgürce alacağı ne rejime ne de dış müdahaleye muhtaç olduğu bir ‘Üçüncü Yol’ önerdi. Gerek bahsettiğiniz görüşme olsun, öncekiler olsun Suriye meselesi hep sistematik olarak bütünlüklü ele alındı. Sayın Öcalan, Suriye sahasının bölgesel rekabetlerin, vekalet savaşlarının, enerji-koridor hesaplarının ve kimlik çatışmalarının düğüm noktasına getirildiğini görüyor ve son yayınlanan Meclis tutanaklarında da ifade ettiği üzere bu düğüm noktası doğru görülmezse yönetim kim olursa olsun ağır bir despotizme varacaktır. Son görüşmelerimizde de Sayın Öcalan Suriye bağlamını Türkiye’nin barış dediği, İran’ın istikrar olarak ifade ettiği, Irak’ın denge diye tarif ettiği ve Avrupa’nın güvenlikle ilişkilendirdiği dengenin ortasında olan Kürtlere doğru yaklaşımın, onları araçsallaştırmamanın önemine dikkat çekti. Demokrasi meselesi üzerine ısrarla durmasının nedeni biraz bu. Savaşın panzehri barış ise ona göre doğru yaklaşmak, bunun için çaba sahibi olmak gerekiyor.”
“Yerel demokrasi merkezli bir modelin gerekli olduğunu”
“Suriye için yerel demokrasi merkezli bir modelin gerekli olduğunu, merkez yerel dengesinin kurulmasının hayati öneme sahip olduğunu, siyasal uyumu kolaylaştıracak askeri-toplumsal geçişlere işaret ettiğini, diyalogun daima olması gerektiğini vurguladığını görüyoruz. Buradan hareketle birkaç noktanın altını çizmek gerekiyor. Sayın Öcalan için Rojava yaşam modeli bir toprak parçasından öte, bir fikrin toplumsallaşma meselesidir. Bundan ötürü bu inşayı; kadınların, gençlerin, emekçilerin, farklı halkların ve inançların birlikte ayakta tuttuğu canlı bir toplumsal inşa orak görüyor. Geçmiş buluşmalarımızdan da yola çıkarak şu gözlemimi paylaşmak isterim. Sayın Öcalan’da ‘kuruculuk’, bir sahiplenmeden öte bir sorumluluk çağrısıdır, bir sorumluluk hatırlatmasıdır. Tohum toprağa düşer, fakat nasıl filizleneceği, bunun için ne gibi şartların sağlandığı bir o kadar önem arz eder.
“Meseleyi hep sınır güvenliği ve ‘terör’ parantezine sıkıştırarak yol alamaz devlet aklı”
Şunu artık net görelim, Suriye'de ısrar edilen katı merkeziyetçi yapının üreteceği herhangi bir demokrasi, herhangi bir birlik, herhangi bir çözüm yoktur; tersine, hep gördüğümüz üzere, intikam döngüleri ile hareket eden, halkları açık şekilde yok sayan, kimlikleri yok sayan, anayasal güvencelere sırt çeviren bir tablo var. Sayın Öcalan soruyor, yerel demokrasi yoksa, toplumsal sözleşme yoksa, kadın temsili yoksa, eşitli yoksa geriye kalan şey bir ‘devlet’ mi yoksa çıplak bir zor aygıtı mıdır? On yıllardır verilen bunca bedel, bir zorbalıktan çıkıp diğerine geçmek için midir? Meseleyi hep sınır güvenliği ve ‘terör’ parantezine sıkıştırarak yol alamaz devlet aklı. Daha önce de ifade ettik, tekrar belirtelim. Sayın Öcalan’ın yaklaşımı şudur: Türkiye’deki Kürt meselesinin demokratik çözümü, Ortadoğu’daki tüm kilitleri açacak anahtardır. Eğer Türkiye, kendi içindeki barışı sağlar, Türk-Kürt ilişkilerine hakkaniyetle yaklaşırsa; Suriye, Irak ve İran’daki Kürtlerle kuracağı ilişki de bir ‘tehdit’ değil, devasa bir güç birliğine dönüşür. Türkiye’de demokratik çözüm, Türkiye’yi rahatlatmakla kalmaz, bölgede birlikte yaşama fikrine alan açar. Domino etkisi olur… Fakat görüyoruz ki bir ressamın tabloyu sadece çerçevesinden ibaret görmesine benziyor Türkiye’nin Suriye yaklaşımı. Suriye konusu sürecin önüne koşuldu, bunun da eleştirisini yaptık. Tersi durum en doğru olandı. Bizim iddiamız ve dikkat çektiğimiz şey şu; iç barış, dış barışın kapısını açar. Ama tersi de doğrudur; dışarıdaki savaş, içerdeki barışı boğar.”
Yorumlar
Misafir olarak yorum yazın ya da daha etkili bir deneyim için oturum açın
Yorum yazın