Sezai Temelli, Öcalan'ın mesajını değerlendirdi: Negatif süreç bitti, yeni inşa başladı

2 saat önce
Foto: Rûdaw
Foto: Rûdaw
A+ A-

Erbil(Rûdaw) - DEM Parti Muş Milletvekili Sezai Temelli, Rûdaw TV’de gazeteci Hevidar Zana’nın sorularını yanıtladı. Temelli, Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat mesajında dile getirdiği “anayasal vatandaşlık” vurgusunun mevcut anayasanın korunması anlamına gelmediğini, aksine tek millet kimliğine dayalı anlayışın aşılması gerektiğini söyledi.

Temelli, yeni süreci “demokratik entegrasyon” dönemi olarak tanımlayarak, özgür ve eşit yurttaşlık temelinde herkesin kendi kimliği, inancı ve değerleriyle anayasa ve cumhuriyet içinde yer bulabileceği bir çerçevenin hedeflendiğini belirtti.

PKK’nin kongre sonrası silahlı mücadeleyi sonlandırdığını açıkladığını hatırlatan Temelli, silah bırakma sürecinin hukuki zemininin oluşturulması gerektiğini, bunun da Meclis’in sorumluluğunda olduğunu ifade etti. KCK’ye yönelik “fesih” tartışmalarına ise bunun silah bırakma çağrısının muhatabı olmadığını söyleyerek yanıt verdi.

Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un ziyareti kapsamında yasal düzenlemeleri görüştüklerini aktaran Temelli; silah bırakma sürecine dair özel yasa, kayyum düzenlemesi, hasta ve yaşlı tutuklulara ilişkin düzenlemeler ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmasının gündeme gelmesini beklediklerini söyledi.

Ayrıca, “umut hakkı” tartışmalarının tek bir kişiye özel olmadığını vurgulayan Temelli, evrensel hukuk ve uluslararası hukuk çerçevesinde kararların uygulanmasını talep ettiklerini belirtti.

DEM Parti Muş Milletvekili Sezai Temelli,  TV'den Hevidar Zana'nın Öcalan'ın 27 Şubat mesajına yönelik sorularını şu yanıtları verdi:

Rûdaw: Öcalan mesajında 'Vatandaşlık ilişkisi, millete aidiyet üzerinden değil devletle bağ esas alınarak kurulmalıdır' diye bir belirlemede bulunuyor. Anayasada vatandaşlık tanımı da buna benzer. Öcalan bu maddenin değiştirilmemesinden mi bahsediyor?

-Hayır. Tam tersine aslında bunu değerlendirirken bugünkü açıklama hem geride bıraktığımız bir yılın değerlendirilmesi hem de önümüzdeki süreç yeni aşama dediğimiz ikinci aşamaya dair bir yol haritasını önümüze getirdi.

Bu ikinci aşamaya bir isim vermek gerekirse buna "demokratik entegrasyon" dönemi diyebiliriz çok rahat. Ve burada özellikle anayasal vatandaşlık meselesini ele alırken özgür yurttaşlıkla, bağını kuran ve bu özgür yurttaşlığı tanımlarken de kültürel olsun, kimlik olarak olsun, inanç olarak olsun herkesin kendi kimliğiyle, kendi inancıyla, kendi değerleriyle var olabileceği bir eşit yurttaşlık temelinde bir yaklaşımı esas alıyor.

Dolayısıyla tek bir millet kimliğine indirgenmiş bir anayasal vatandaşlık ya da anayasa anlayışının ötesinde her ulusun, her kimliğin, her inancın kendi değerleriyle var olabileceği, anayasada kendini bulabileceği, cumhuriyette kendini bulabileceği ve hukuk karşısında, yasalar karşısında eşit olabileceği bir vatandaşlık tanımını önümüze getiriyor.

Rûdaw: Mevcut Anayasada vatandaşlık bağı ile bağlı herkes Türk’tür şeklinde bir tanımlama zaten bulunuyor. Peki, Kürtler anayasada nasıl yer alacak?

-Meselede bu zaten. Dolayısıyla bu ülkede Kürtler ve Türkler bir arada yaşıyorlar. Kürtler Türksüz, Türkler Kürtsüz olamaz derken aslında bir eşitliğe vurgu yapılıyor. Yani eşit vatandaşlar olarak ancak bir aradayız. Dolayısıyla bu eşitlik de bütün yasaların diline, anayasanın diline de, anlayışına da muhakkak yerleşmelidir.

Dolayısıyla bugün Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na baktığınızda Türk kimliğiyle tanımlanmış ve Türk olduğunuz sürece ancak o eşit vatandaşlık haklarından yararlanabileceğiniz bir anayasa var karşımızda. Oysa bu ülkede çok farklı kimliklerin, çok farklı inançlarının bir arada yaşadığını düşünürsek, bu farklı kimlik ve inançların kendisini bu anayasada bulmasının yolu millet tanımına indirgeyerek değil, anayasal vatandaşlık esasından hareketle bunu ele almamızdır. Sayın Öcalan'ın vurgu yaptığı budur. Dolayısıyla bugünkü anayasada mevcut sıkıntıların kaynağını da burada görüyoruz zaten.

Rûdaw: PKK hala silah bırakma sürecinde mi? Ya da silah bırakma sürecini tamamladı mı? Silah yakma merasimindeki sembolik süreçten bahsetmiyorum. Silahlar tamamen bırakıldı mı ya da bu süreç devam mı ediyor?

-PKK kendini feshetti biliyorsunuz kongre ile ve kongre sonrasında da silahlı mücadeleye son verdiğini söyledi. Evet silahlar bırakılacak. Fakat silahların nasıl bırakılacağı konusunda henüz bir aşama kat edilmediği için bu sorun yaşanıyor. Bunun nedeni, bunun en temel nedeni silahların bırakılacağına dair bir yasanın, bir hukuki düzlemin henüz sağlanamamış olması.

Yani bu artık PKK'yi ilgilendiren bir konu değil. Bu artık meclisi ilgilendiren, yasamayı ilgilendiren, yürütmeyi ilgilendiren bir konu. Çünkü silahların nasıl bırakılacağının hukukunu var etmemiz gerekiyor. Silah bırakanların hukuki güvencesini var etmemiz gerekiyor ve silahların bırakıldıktan sonraki siyasal katılımın hukukunu var etmemiz gerekiyor. Yani mesele artık silah bırakılacak mı bırakılmayacak mı tartışması değil. Bugünkü açıklamada da bu çok net söylendi. Negatif sürecin sona erdiğini artık yeni bir inşanın sürecinin başladığı dile getirildiği Öcalan'ın mesajında bu çok netti. Fakat bu pozitif dediğimiz sürecin yani hukuk sürecinin başlamasının sorumluluğu meclistedir, yasamadadır, yürütmededir.

Rûdaw: MHP Lideri Devlet Bahçeli partisinin grup toplantısında ‘KCK de kendini feshetmelidir’ dedi. Buna ilişkin bir mesaj var mıydı? Bahçeli’nin bahsettiği fesih gerçekleşecek mi?

-Böyle bir tartışma söz konusu değil. Çünkü bu çağrı PKK'ye yönelik bir çağrıydı. Silahlı mücadeleyi sürdüren bugüne kadar bu sürecin örgütsel muhatabı PKK idi. Zaten PKK'ye çağrı yapıldı ve PKK de bu çağrıya uygun olarak Başkandan gelen bu çağrıya uygun olarak zaten kongresini yaptı. KCK dediğiniz şey zaten silahlı bir örgüt değil. O siyasi bir örgüt. Dolayısıyla bir silah bırakma çağrısının muhatabı olacak bir örgüt zaten değil.

Rûdaw: Zaten Bahçeli konuşmasında silah bırakmaktan değil feshedilmesinden bahsediyordu…

-Bu KCK'nin kendi kurullarıyla alacağı bir karar. Dolayısıyla dediğim gibi bu sürecin bu anlamıyla bir muhatabı değil. Biz şu anda silah bırakanların hukuki statüsünü ve hukuki güvencesini ancak konuşabiliriz. Yasamanın üzerine bu. Tabii ki bu çağrılar olabilir. Daha önce de buna benzer çağrılar olmuştu biliyorsunuz SDG'ye yönelik de çağrılar olmuştu ama bugün müzakereyle gelinen aşamada yine 29 Ocak'ta Sayın Öcalan'ın yapmış olduğu çağrı sonrası Suriye'deki müzakerelerle gelinen yeri biliyoruz.

Bunlar önemli. Müzakere kanalları kapanmamalı. Her kurum, her yapı kendi değerlendirecektir. Benim bu konuda zaten KCK adına söz kurmam da çok mümkün değil. Ama Türkiye siyaseti maalesef bu tür esas meseleye odaklanmaktan çok bu tür tartışmalarla zaman kaybetmeye devam ediyor. Bunu söyleyebilirim.

Rûdaw: Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş partileri ziyaret çerçevesinde partinizle de bir görüşme yaptı. Kendisiyle yasaların yeniden ele alınması konularını görüştünüz mü? Bu konuda bir takvim var mı?

-Evet, Sayın Numan Kurtulmuş ziyaret etti. Kendisi de bu konuda gerçekten pozitif yaklaşıyor. Bir an önce bu yasaların artık mecliste gelmesini savunuyor. Tabii komisyonun işi bitti. Bir nezaket ziyaretiydi. Teşekkürlerini iletti komisyon çalışmalarına verdiğimiz katkıdan dolayı. Yasalar konusunda da biz kendilerinden talebimiz şuydu; yine meclis başkanı olarak meclisin çok daha hızlı bir şekilde bu yasaları gündeme alması gerektiğini dile getirdik. Geç kalmamanın önemli olduğunu söyledik. Kendileri Ramazan'dan sonra bu tür çalışmaların başlayacağını umduğunu söyledi. Hem bu özel yasaya dair çalışmalar hem de diğer yasalardaki çalışmaların gündeme geleceğini bekliyoruz. Nedir bunlar? Özel yasa biliyorsunuz işte silah bırakma ve PKK ile irtibatlı, iltisaklı yargılamaların gündeme gelmesi. Diğer taraftan kayyum ile ilgili bir yasal düzenlemeye ihtiyaç var. Raporda da bu belirtilmişti. Bir başka konu özellikle hasta tutsaklar ve yaşlı tutsaklara dair bir düzenleme. Bir önemli başlık da tabii Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin ve Anayasa Mahkemesi'nin kararlarının uygulanması. Hatta bunun için bir yasaya gerek yok. Bunun geç kalmaksızın hayata geçmesi ve uygulanmasını dile getirdik.

Kendisi de bunlara olumlu bakıyor, pozitif bakıyor. Bu konuda da çalışmalarını sürdüreceğini, katkı sunmaya devam edeceğini söyledi.

Rûdaw: Türkiye Adalet Bakanı ‘kimseye özel yasa çıkarılması söz konusu olamaz’ diye bir açıklama yaptı. Bu şu anlama mı geliyor. Umut hakkı ağır müebbet cezası alan tüm tutukluları da kapsayacak mı?

-Evet o anlama gelmeli. Biz de tek kişi için zaten yasa istemiyoruz. Sayın Öcalan’ın da böyle bir talebi yok. Biz evrensel hukuktan, uluslararası hukuktan ve Türkiye Cumhuriyeti hukukundan doğan haklarının yerine getirilmesini, hukuki anlamda bu statünün artık sağlanmasını istiyoruz. Yani dolayısıyla biz bir tek kişiye özel yasa olsun, tek bir ya da herhangi bir alana dair bir düzenleme olsun değil. Evrensel hukuk ve uluslararası hukuk ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları çok nettir. Türkiye Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin tarafıdır. Uygulamakla sorumludur. Aynı şekilde anayasa mahkemesi kararları, bu Türkiye Cumhuriyeti'nin hala geçerli olan anayasasının kararlarıdır. Anayasa mahkemesi bu konuda vermiş olduğu kararlar vardır. Bizim de talebimiz bu yönde. Dolayısıyla tek kişiye ya da herhangi bir alana özel uygulama değil, hukukun gereğinin yapılmasını talep ediyoruz. Çünkü biliyorsunuz Türkiye'de non-devlet dışı uygulamalar hukuku, anayasayı adeta askıya alarak bugüne kadar karşımıza bu yasa dışı, yargı dışı, hukuk dışı uygulamaları getirdiler. Tecrit de bunların başında geliyordu biliyorsunuz. Biz bunların ortadan kalkmasını istiyoruz.

Rûdaw: DEM Parti olarak sık sık Öcalan’ın koşullarının iyileştirilmesi çağrısında bulunuyorsunuz. Bu çağrıdaki amacınız Öcalan’ın serbest bırakılması mı? Ya da İmralı Cezaevindeki koşullarının iyileştirilmesi mi? Somut olarak talebiniz nedir?

-Şimdi evrensel hukuktan bahsettik. Tabi bu evrensel hukukun içinde, uluslararası hukukun içinde umut hakkının olduğu ve bu umut hakkına bağlı olarak aslında belli uygulamaların gerçekleşmesi gerektiği işin hukuki bir tarafıdır. Siyaseten de kendisi zaten en önemli aktördür. Dolayısıyla çalışma ve yaşam koşullarının hem kendi isteği doğrultusunda hem hukukun gereği olarak aslında sağlanması bir yerde onun özgür yaşam koşullarına kavuşmasıyla mümkün. Bunun nasıl olacağına dair bir tartışma maalesef hala yürümüyor. Bir an önce bunun yürümesi çok çok önemli. Sayın Öcalan'ın bugünün siyasetinde oynadığı rol çok nettir. Şimdi böyle bir müzakerecinin, böyle bir muhatabın, böyle bir aktörün hala cezaevi koşullarının iyileştirilmesiyle anılması bile kabul edebileceğimiz bir şey değil. Çünkü artık bugünden sonra evrensel hukuk, biraz önce de belirttim, hukukun gereği mutlaka yerine getirilmelidir.

Yorumlar

Misafir olarak yorum yazın ya da daha etkili bir deneyim için oturum açın

Yorum yazın

Gerekli
Gerekli