Sur veya Kürdistan halkının dramı

Diyarbekir ve elbette kadim yerleşim merkezi olması itibariyle Sur önemlidir.

 

Doksan yıl önce, 1925 yılında Şeyh Said Efendi’nin askerleri Sur’a giremedi veya girip içeride tutunamadı. İçeriden gedik açıp ve destek veren Zaza Kürtleriydi o zaman.

 

Tıpkı bugün gibi Kurşunlu Camii civarında ikamet ediyorlardı. 90 yılda değişen birşey olmadı; o zaman biz dışarıda, devlet içeride;  bugün ise biz içeride, devlet ise dışarıda ama Sur içinde ve Sur için süren bir savaş var.

 

Biz ve onlar ayrımı yapmadan; bu gençlerin bizim gençlerimiz olduğu kaydını düşerek, yapılanlara dair eleştirimi dile getirmek istiyorum. Elbette her savaşta tahribat olur, yıkım olur. Lakin kazanılamayack savaşı başlatmak, bile bile tahribata yol açmak sorumluluk bilinciyle bağdaşmaz.

 

Şeyh Said ve Seyyid Rıza tahmili bir savaşla karşı karşıya kaldılar. Kürdistan’da o zaman dengeler farklıydı, dünya da farklıydı. İkisi de geleneği, tarihi, otantik olanı temsil ediyordu ve batı ile doğu (Avrupa ile Rusya) bu değerlere yabancı ve de düşmandı. Zaten Osmanlı’yı da bunun için yıkmışlardı.

 

Şeyh Said ayaklanmasından dolayı bugünkü Suriye - Rojava’ya giden Kürtler, orada Xoybun örgütünü kurup Ağrı ayklanmasını başlattılar.

 

Cumhuriyet döneminde ilk örgütlü ayaklanma Xoybun, ikincisi de PKK ayaklanmasıdır.  Ağrı’da çok önemli bir savaş verildi.

 

Lakin Rusya, İran ve Türkye anlaşarak bu ayaklanmayı boğdu. İhsan Nuri Paşa ayaklanmanın Genelkurmay Başkanı olarak İran’da sürgünde yaşadı ve hatıralarını okumak her Kürdün görevidir.

Şeyh Said ayaklanması Kürdistan Azadi (İstiklal) Cemiyeti tarafından organize edilmek istenirken, provokasyon sonucu erken huruç  oldu.

 

Dersim ise Seyyid Rıza’nın omuzunda idi ve tüm Kürdistan’dan ziyade, Dersim’in direnişi anlamına gelir, yalnızlık anlamına da gelir.

Dersim’in bir istisnası var ki tüm Kürt gençleri bunu da bilmelidir. Şeyh Said’in kardeşi Şeyh Abdurrahim, bulunduğu Suriye’den Dersim’e destek için Kuzey Kürdistan’a giriş yapmış, Diyarbekir-Bismil’de 14 arkadaşıyla beraber şehit edilmiştir.

 

Bu da Sünni Kürtlerin Dersim’e verdikleri somut desteğin ve şehadetin örneği olarak tarihteki yerini almıştır.

 

Ailemden dedemin kardeşi Haci Zilan, Şeyh Abdurrahim’in silah arkadaşı olup, aynı zamanda ondan tarikat için de izin almıştı.

 

Ali Zilan (Tilki  Elo) ise ummi olup, o da çocuk yaşta hem Şeyh Said ile hem de sonraları Şeyh Abdurrahim’le yıllarca silah arkadaşlığı yapmıştır. Dedemin babası ve amcaları ise Şeyh Said Efendi ile omuz omuza şavaşmışlardır. (Özelikle Devegeçidi savaşında Türk Ordusu’ndan bir alay askerin esir alınması sözkonusudur).

 

Bugün Tilki Elo’nun torunları Sur’da savaşırken, Şeyh Abdurrahim’in torunları da Piran’da belediye başkanlığı yapmaktadır. Aslında bir anlamda Kürtler kısmen başardı da denilebilir. Lakin tam özgürlük için zamana ve doğru bir yol haritasına ihtiyaç vardır.

 

Bu örneği vermemin nedeni, gençlerin aile bazında da büyüklerini tanıması, tarih bilincine sahip olmasıdır.

 

Kürdistan’daki kahir ekseriyet aile ve fert bazında bedel ödemiştir. Gençlerimiz bunu bilirse asimilasyondan ve başkaca fitnelerden kendilerini muhafaza edebilirler.

 

Hani’den bazı şehit aileleri (1925) mensubu gençlerin Suriye’deki kirli savaşta En Nusra saflarında savaşmaları beni derinden üzmüştü. Çünkü dedeleri Şeyh Said ile beraber kendi topraklarında özgürce (Kürdi ve İslami anlamda) yaşamak için savaşmışlardı.

 

Bugün Zaza Kürtlerinin bir kısmı babaları ve dedelerinin aksine kendilerini Kürt bile kabul etmemektedirler. Dara Hênî’nin durumu içler acısıdır ve başka yerlerin.

 

Meseleye gelirsek; PKK, Cumhurieyt dönemi ikinci planlı ayaklanma olması itibariyle önemlidir ve önemini tüm dünya ve Kürdistan halkı da görmektedir.

 

Lakin hem PKK’nin doğumuna, hem de büyümesine ilişkin bazı sorunlardan dolayı, Kürdistan halkının maslahatına olmayan neticeler de doğabilmektedir.

 

1.     PKK soğuk savaş döneminde doğru ve soğuktan dolayı sağlıklı gelişemedi. Bu durumda çocuklar genelde zatürre olur ve iltihap beyne vurunca da hem zihni hem de bedensel gelişim aksik olur.

 

2.     Tarihten alınan dersle;  Kürtlerin dini ve tarihi değerleri fazla öne çıkarmaması, batıya ve hatta Türkiye’deki Kemalistlere benzeme, şirin gözükme çabası; PKK’yi halktan uzak tuttu.

 

3.     Hatta inisiyatif makul çoğunluk olan Şafii Kürtler yerine sola meyyal Alevi, Êzidi Kürtlere geçti. Hatta solculuk üzerinden Türkler ve gizli Kemalistler söz sahibi oldu. Bu nedenle Kürdistan halkının ittifakı gecikti, gecikiyor.

 

Sur’a, Cizre’ye gelince; savaşı meskun mahallere taşımanın Kürdistan halkının maslahatına olmadığı aşikardır ve bu yanlışta ısrar halkın tavrıyla ortaya çıkmaktadır.

 

Halkın yüzde 80 oranında oy verdiği HDP’ye karşılık, hendeklere destek yüzde 8 bile değildir. Buna rağmen viran olan bizim evimiz, ölen bizim gençlerimizdir.

 

Kuzey Kürdistan halkı, Güney ile Rojava’ya tam destek verirken, Kuzey’de şartların ayaklanma için uygun olmadığını, siyasi ve barışçıl yollardan mücade edilmesini talep etmektedir.

 

Bu konuda PKK’nin sorumsuz davrandığı, yıkımdan ve ölümlerden sorumlu olduğu bilinmelidir. İşgalci Türk(iye) devletinin sorumluluğu ise başattır ve belirleyicidir.

 

Tam bu noktada PKK dışındaki Kürdistani oluşumlar, hızla insanımızı örgütlemek, travmaların önüne geçmek ve gençlerin kendine yabancılaşmasını önlemekle yükümlüdürler.

 

Bu kırılmalar; daha büyük bir şiddet sarmalı veya ümitsizlik, irade kırılması olarak bize dönüş yapmamalıdır. Kürdistani söylem ve görseller daha da görünür olmalıdır. Zaten Güney’in ve Rojava’nın alacağı şekil buna müsaade de etmeyecektir.

 

Cizre ve Sur şehit olmuştur. Hepimiz de buna şahidiz. Lakin Kürdistani bir ruh ile hem gençlerimizi hem de Cizre, Sur ve diğer yerleri sahiplenmeliyiz.

 

Buralarda halklar savaşmadı, fakir halkımızın çocukları, PKK’nin planı dahilinde savaştı; hepsinin ruhu şad olsun!


(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.)