Akşama doğru iş çıkışında, hava oldukça serindi ve saatler ilerledikçe soğumaya başladı.
Dingin bir ruhla eve doğru yürürken, birkaç işçiyle karşılaştım ve ayaküstü sohbet etmeye başladık. İçlerinden biri nereli olduğumu sordu. Ben de Kürt olduğumu söyledim. İlk kez duyuyordu.
Bunun üzerine anlatmaya başladım. Kürt halkını, kültürünü ve Birinci Dünya Savaşı’nda Kürdistan’ın planlı ve sistemli bir siyasetle nasıl bölündüğünü, yapılan haksızlıkları anlattım.
İngilizler’in Kürdistan üzerinde uyguladığı siyaseti anlatınca, söylediklerimin onların hoşuna gitmediğini anladım. Fakat şunu farkettim, aslından İngilizler’in İskoçya’ya uyguladığı şiddet ve baskı politikası hakkında da bilgileri yoktu.
Ben de kendisine, “Aslında senin ülken de İngilizler’in istilasına uğradı” dedim. O da, “Evet ama geçmişte kaldı, tarih oldu” dedi.
Bu kez ben, “Evet çok eskiden yaşandı ama, şu anda düşünüp tartışamaz mıyız? İstila güçlerinin topraklarında döktüğü kan tarihe kazınmış durumda” dedim.
Görülen şuydu, İskoç arkadaş bir “İngiliz” olmaktan o kadar gurur duyuyordu ki, kimliğini hatırlamıyordu.
Fakat şu da bir gerçek, tüm bunlar Londra tarafından yürütülen katliam siyasetinin bir parçası ve sonucuydu.
Kürdistan topraklarının parçalanmasının üzerinden 100 yıl geçmesine ragmen, halen acısını çekiyoruz. Kürdistan’da uygulanan baskı politikası nedeniyle yüz binlerce Kürt katledildi, inkâr edildi, evleri, köyleri yağmalandı. Tek suçları Kürt olmaktı.
İngiltere’de üniversiteye başlamamın ilk günü, hocamız sınıf arkadaşlarımdan birine nereli olduğunu sordu. Arkadaşım da İranlı olduğunu söyledi. Sonra bana nereli olduğumu sordu, ben de “Kürt’üm” dedim. Fakat ne yazık ki o dönemlerde Kürtler İranlılar gibi tanınmıyordu. Tarif edilemez bir acı yaşadım.
Olaydan birkaç gün sonra Kürdistan’da yaşayan bir arkadaşımla telefon görüşmesi yaptım. Kendisine devletsiz bir halktan ve Kürtler’in içinde bulunduğu üzücü durumdan, milli kimliğe sahip olmanın önemi hakkında konuşurken, bana “Sen PKK’nin düşüncesinden sözediyorsun” demişti. O zaman bu konunun daha büyük bir probleme neden olacağını anladım.
Aynı arkadaşımla yakın zamanda tekrar konuştum. IŞİD’in Kürdistan toplumu üzerindeki etkisini anlattı. Kürtler’in devlet sahibi olmamasının bu tür sorunlara neden olduğunu ve topraklarımızı terörist güçlere mesken kılındığını anlattı. Konuşmasının devamında aslında bu durumun dünya kamuoyunda Kürtler’in daha iyi tanınmasına ve olumsuz bakışın değişmesine de neden olduğunu anlattı.
Arkadaşımla yaptığım konuşmada şunu farkettim; aslında sürekli haksızlığa uğrayan, ezilen devletsiz bir halk, içinde bulunduğu şartları kendi lehine çevirip, olumlu sonuçlar elde edebilir.
Eğer İskoçyalı işçi “İngiliz” olmakla gurur duymasaydı, dilinin ve kültürünün ne kadar önemli ve değerli olacağını anlayacaktı. Bu bellek ondan alınmıştı.
Bir Kürt dilini ve kültürünü tamamiyle unutmuş ya da gözardı etmiş olsaydı, onunla iyi anlaşacaktı İskoç işçi grubu…
İskoçya, geçen yıl yapılan referandumla bağımsızlığı reddetti.
İtraf etmem gerekirse, birgün biz Kürtler’in de İskoçya halkı gibi düşünmesinden çok korkuyorum. Kendi irademizle sömürgeci devletlerin çatısı altında yaşamaya devam edeceğiz diye kaygılanıyorum.
Bu nedenle torunlarımıza tarihimizi çok iyi anlatmamız gerekiyor.
(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.)
Yorumlar
Misafir olarak yorum yazın ya da daha etkili bir deneyim için oturum açın
Yorum yazın