David McDowall, vaktinde Kürdistan coğrafyasını; Mezopotamya ovası, Anadolu platosu ve İran platosu gibi üç bölgesel güç merkezi arasındaki jeopolitik bir çatışma hattı olarak tanımlamıştı. Diğer bir ifadeyle; bu güçler ne zaman karşı karşıya gelse, savaşın kıvılcımları Kürdistan'ı da sarmaktadır.
Aslında bu durum, antik dönemdeki İran-Roma ve İran-Yunanistan savaşları için de geçerliydi. 2026’daki İran savaşı da bizlere bir kez daha hatırlattı ki; bazen sadece siyasi kararlar değil, bizzat coğrafya hükmeder.
Saldırıların sayısal ve niteliksel analizi
Kürdistan Bölgesi'ne yönelik saldırıların iki ana aşamada yoğunlaştığı görülse de, genel tabloda bir dalgalanma söz konusudur. Saldırılardaki bu iniş çıkışlar, İran ile vekil grupları arasındaki koordinasyon eksikliğinden kaynaklanıyor olabilir; ancak bu durum, söz konusu yapıların Kürdistan Bölgesi’ne saldırma kapasitelerinin hâlâ oldukça yüksek olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ne zaman artsa, Kürdistan Bölgesi’ne yönelik saldırılarda da buna paralel bir artış gözlemlenmiştir.
İran’a karşı bir kara harekatı ihtimalinin hararetle tartışıldığı ilk haftada, Kürdistan Bölgesi’ne 121 saldırı düzenlendi. Ancak takip eden üç hafta boyunca haftalık saldırı sayısı 80’in altında kaldı; hatta dördüncü haftada bu sayı 34’e kadar düştü. Orta dönemdeki bu düşüşün temel sebebi, ABD ve İsrail’in gerçekleştirdiği yoğun operasyonlar olabilir. Nitekim savaşın ilk haftasında silahlı gruplara ve Haşdi Şabi tugaylarına yönelik ABD/İsrail saldırılarının sayısı 35 iken, sonraki üç haftada bu rakam toplamda 110’a ulaştı. Bunun yanı sıra, Bağdat hükümetinin bazı gruplara karşı aldığı caydırıcı önlemlerin artması da bir diğer etken olabilir.
Şu an itibarıyla saldırıların yeniden tırmanışa geçmiş olması; ya İran’ın bizzat eskisinden daha aktif olduğunu ya da bu grupların, hükümet denetimini baypas edecek yeni yöntemler geliştirdiğini göstermektedir.
Mevcut durum ve failler
Kürdistan Bölgesi’ne yönelik saldırılar son aşamada, özellikle de savaşın genişleme ihtimalinin tekrar gündeme geldiği beşinci haftadan itibaren 113’e yükseldi. Altıncı haftanın sadece ilk dört gününde ise 53 saldırı kaydedildi.
2026 savaşı süresince İran ve müttefiki grupların hedef aldığı 13 bölge/ülke arasında Kürdistan Bölgesi; BAE, Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar ve Bahreyn ile birlikte en çok saldırıya uğrayan 6 yer arasında yer almaktadır.
Saldırıların sahiplenilmesi noktasında ise tablo şöyledir:
- İran Ordusu: En az 10 olayda saldırıları doğrudan üstlendiğini beyan etti.
- Silahlı Gruplar: En az 5 yapı Kürdistan Bölgesi’ne saldırı düzenlediğini açıkladı. Bu gruplar: Ketaib Hizbullah, Seraya Evliya el-Dem, Ashabü’l Kehf, Ceyşü’l Gazab ve Evliyaullah.
Ancak bu isimlerin bir kısmının, saldırıların asıl failini gizlemek amacıyla kullanılan paravan isimlerden ibaret olması kuvvetle muhtemeldir.
Saldırıların hedefleri
İran ve desteklediği silahlı gruplar tarafından gerçekleştirilen saldırılar medyada iki şekilde yer aldı: Birincisi, resmi olarak açıklanan ve tartışılanlar. İkincisi ise, Kürdistan Bölgesi'ne daha az saldırı olması ve durumun daha da gerginleşmemesi umuduyla, özellikle savaşın başlarında sessiz kalınanlar.
Örneğin, Başkan Barzani'nin karargahına en az 5 kez saldırı düzenlendi, ancak bunlar kamuoyuna duyurulmadı. Ayrıca, Duhok vilayeti sınırlarına bağlı Bamerni'de bulunan Türkiye üslerine en az 2 kez saldırı düzenlendi, ancak bu durum medyada çok az yankı buldu. Saldırı sayısına ilişkin farklı istatistiklerin yayınlanmasına neden olan husus da budur.
Rûdaw Araştırmalar Merkezi'nin 28 Şubat'tan 7 Nisan 2026 öğle saatlerine kadar kaydettiği verilere göre, Kürdistan Bölgesi'ne en az 474 füze ve kamikaze dron (İHA) yöneltilmiştir. Buna ek olarak, 8 saldırıda dron ve füzelerin sayısı tespit edilememiştir. Bu da gerçek sayının burada kaydedilenden çok daha yüksek olabileceği anlamına gelmektedir. Ancak bu veriler, bize saldırıların yönü ve taktikleri hakkında önemli bilgiler sunmaktadır.
Saldırıların coğrafi dağılımı
Saldırıların coğrafi dağılımına bakıldığında; yüzde 78'den fazlası Erbil'de, yüzde 16'sı Süleymaniye'de ve yaklaşık yüzde 5'i Duhok'ta gerçekleşti. Geri kalanlar ise Mahmur gibi resmi olarak bu vilayetlerin idari sınırları içinde yer almayan bölgelerdeydi. Genel olarak Erbil'de 28, Süleymaniye'de 11, Duhok'ta 10, Halepçe'de 1 ve Musul vilayeti sınırlarında 3 farklı nokta hedef alındı.
"Direniş" (Mukawame) gruplarından biri olan Ketaib Hizbullah, Erbil sınırlarını daha çok hedef aldıklarını açıkça belirtmiştir. Toplam 474 dron ve füzenin yüzde 37'sinin hedefinin tam olarak neresi olduğu bilinmiyor, zira bunlar hedeflerine ulaşmadan önce hava savunma sistemlerince düşürüldü. Ancak yüzde 33'ü (yani 156'sı) sivil yerleşim alanlarına isabet etti. Genel olarak şu ana kadar 17 kişi şehit oldu, 90'ı aşkın kişi de yaralandı.
Ayrıca toplam dron ve füzelerin yüzde 18'i de Rojhılat partilerinin ailelerinin ve akrabalarının ikamet ettiği kamplara yöneltildi. Rojhilat partilerine yönelik kaydedilen 86 dron ve füzenin yüzde 45'i Süleymaniye sınırlarındaki Komele'yi, yüzde 44'ü Kürdistan Demokrat Partisi'ni (KDP-İ), yüzde 8'i Kürdistan Özgürlük Partisi'ni (PAK) ve geri kalanı Xebat (Mücadele) Örgütü'nü hedef aldı. Şu ana kadar İran'ın PJAK'a yönelik herhangi bir saldırısı kaydedilmedi. Bu farklılığın bir nedeni, Erbil sınırlarına yönelik saldırıların büyük bir kısmının hava savunma sistemleri tarafından etkisiz hale getirilmesi (bu nedenle bilinmeyen hedeflerin sayısının fazla olması), Süleymaniye'de ise daha az sayıda dron ve füzenin düşürülmesi olabilir.
Toplam 474 dron ve füzenin yüzde 12'si ise 8 askeri hedefe yöneltildi. Bunların arasında, savaşın bir tarafı olmayan Kürdistan Bölgesi Hükümeti Peşmerge Güçleri'ne ait en az 5 üs de hedef alındı. Aslında bu durum, Kürdistan Peşmerge karargahlarına yönelik saldırıların bir hata veya tesadüf olmadığını gösteriyor.
Esasen İran savaşı, yeni bölgesel güvenlik mühendisliği çabalarının bir parçasıdır. Daha önceki bir değerlendirmemde de vurguladığım üzere; Kürt siyaseti bugün tarihi bir dönemeçtedir. Kürtler, ya 'hassas bir denge' stratejisini sürdürmek ya da bölgedeki rakip güç odaklarından birinin safında yer almak durumundadır. Kürt meselesinin geleceği, devasa güç bloklarının rekabeti içerisinde Kürtlerin hangi tarafa meyledeceğine göre şekillenecektir.
Bu yılın ocak ayındaki DSG/Rojava'nın durumu ile Kürdistan Bölgesi ve Rojhılat siyasi partilerinin bu 2026 İran savaşındaki durumu bize gösterdi ki; burada, Ortadoğu'da, büyük güçlerin oyununda "tarafsızlık" bile kolay bir iş değildir, taraf olmanın ise mutlaka ağır bedelleri vardır. Coğrafyanın Kürdistan için yarattığı bilmece tam da budur; ona hem fırsatlar sunar hem de tehlikeler yaratır!
(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.)
Yorumlar
Misafir olarak yorum yazın ya da daha etkili bir deneyim için oturum açın
Yorum yazın