Suspus olmayacağız!

Son kırk yılını düşük yoğunluklu çatışmalarla geçirmiş, onbinlerce yürekli insanını bu ülkenin yaslı ve yaralı topraklarına emanet etmiş, güne ve güneşe ağıt ve zılgıtlarla uyanan bir halka karşı “akıl ve vicdan” sahibi insanların kayıtsız kalmalarını beklemek mümkün mü?

 

Yine bu coğrafyada düşük yoğunluklu yaşanan çatışmalar birçoğumuzun, düşünce dünyasındaki fay hattının kırılmasına ve bu her türlü insani erezyonun yaşanmasına sebep olurken, bizler bu savaşın mağdurları “Kürtler”olarak yaşanan çatışmaların yöntem ve metodları üzerinde konuşup tartışmayarak, suspus olup kendi hanelerimize mi çekilelim?

 

Apê Musa, Vedat Aydın ve Tahir Elçi’nin şahadetlerine tanıklık eden bu kâdim toprakların şiddet sarmalı son bulmadıkça, sözkonusu ölümlerin üzerindeki sır perdesi kalkmadıkça, acılar sürecektir.

 

Özellikle son iki yılda yaşanan çatışmalarla birlikte Kürt ulusal siyaseti ciddi tahribatlar yaşayarak en az 50 yıl gerilemiştir. Başta Sur olmak üzere Silvan, Nusaybin, Şırnak' ta ve daha birçok yerde taş üstünde taş bırakmayarak Kürt toplumuna bilinçli olarak savaş sendromu dayatılmaktadır.

 

Yaşanan savaş sendromunun fiziki altyapı tahribatları kısa zaman diliminde aşılabilir. Ancak psikolojik etkilerinin giderilmesi yılları alacaktır.

 

Öyle ki Kürt toplumu hiçbir zaman olmadığı kadar kendi içinde şartlanmış, hoşgörü kültürünü yitirmekle karşı karşıyadır. Bu durum gözardı edilecek ve hafife alınacak bir vaka değildir.

 

Kürtler’in, sosyal - kültürel devrimini başarıyla sonuçlandırmış bir ulus olmadığını unutmamak gerekiyor. Bunun siyaset sosyolojisindeki karşılığı “iç dinamiklerin çatışması”dır. Biz Kürtler’de kavram kargaşası ve birçok kısır döngü de bundan dolayıdır.

 

Uygar toplumlar, ulusal devrimleriyle beraber, sınıfsal, kültürel ve ekonomik dönüşümlerini kısa zaman diliminde çözerek, sorunun üstesinden gelebildiler. Bizde ise bu durum adeta hergün biraz daha derinleşerek, dipsiz bir kuyuya benzetildi.

Özgürlük mücadelesi veren bir halk, bu kadar mı liberalizmden bihaber olur? Demokrasi mücadelesi verdiğine inanan büyük yığınlar özgür birey kavramını görmezden gelerek birbirine karşı bu kadar mı “anti-demokratik” tavır takınabilir?

 

Devletsiz bir ulus olan Kürtler’de ulus kavramı kimilerine göre “gericilik” ve “milliyetçilik” olarak ayaklar altına alınırken, diğerlerine göre de yaşanan mücadelenin “esas kaynağı” olarak dillendirilmektedir. Günümüzde Avrupa Birliği "Europe Des Nations" (Ulusal Birlik) olarak da kabul görmektedir. Batı modernizminin çıtası o kadar yüksektir ki, hiçbir şekilde öznel, ulusal değerlerinden taviz vermez.

 

Doğru olan da budur! Herkes kendi çöplüğünden sorumlu, herkes kendi toprağının sahibidir.

 

Resmi görüş ve statik sol ideoloji toprak reformu adı altında Kürt halkının ana dokusuna zarar vererek egemen devlete bilerek hizmet etti. “Sınıfsız, sömürgesiz” toplum adı altında Kürt ulusunun genleriyle oynanarak korkunç tahribatlar yarattılar. Sanayisi olmayan, kapitalizm evresini yaşamamış bu halka Marxist - Stalinist söylemlerle dar bir gömlek giydirildi.

 

İçler acısı durum ise binbir emekle büyütülen, okutulan Kürt gencini ideolojik zehirle nötralize ederek bu genci öncelikle ailesine çevresine karşı kullandılar. Bilerek ve inanarak resmi ideolojiyi zehirli yılan gibi Kürt ailesinin içine saldılar.

 

Cumhuriyet’in her döneminde Kürtler terörize edilerek savaş sendromu yaşatıldı. Bütün olumsuzluklara rağmen Kürtler özlerine, ulusal değerlerine sıkı sıkıya sarılarak, ayakta kalabildiler.

 

İçinde bulunduğumuz şartlarda şimdiye kadar hiç olmadığı kadar, daha çok siyasal mücadelenin yöntem ve metodlarına başvurulmalı, her türlü şiddet eyleminden uzak durulmalıdır.

 

Mevcut konjonktürel şartlardan dolayı silahlı mücadele, Kuzey Kürdistan’da devlet terörizmini devlet bazında meşru kıldığı gibi, savaş baronlarını beslemekten ve Kürtler’e zarar vermekten başka hiçbir işe yaramıyor.

 

Kalbim ve vicdanım Başur için çarparken, Bakur, Rojava ve Rojhılat için yüreğim kan ağlıyor. Bir bütünün dörde bölünmüş hali olduğumuzu unutulmamamız gerekiyor. Gelinen aşamada, coğrafyada yaşananlara dair hiç kimse ve hiçbir taraf, bizden suspus olmamızı beklemesin...

 

(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.)