‘Eşit vatandaşlık’

Siyasal sürecin hedefini ifade eden iki kelime. Bu yılın Ocak ayı sonunda toplanan Suçi Konferansı’nda yer alan devlet ve partilerin ortak kararı: “Suriye’nin toprak bütünlüğü. Etnik dinsel bölgesel ayrım olmadan eşit vatandaşlık”. Kürtlerin kabul etmesi düşünülemez.

 

Kuruluşundan beridir Türk devleti “eşit vatandaşlık” iddiasında diretiyor. Günümüzde bile Türk siyasal partilerinin Kürt sorununda ileri sürdükleri “sihirli” formül bu. İran’ın da tezi aynı, daha ileri gidiyor; "Kürtler sadece eşit vatandaş değil, Farsların ırk kardeşidirler de”.

 

Tabloya uymayan tek örnek Irak’tı. Kürtlerin yarı-devlet statükosu var(dı). “Tehlikeli! Diğerlerini baştan çıkarıcı!” Tahran, Ankara ve Bağdat 25.09.2017’den beridir elbirliğiyle onu ortadan kaldırmak, Kürtlerin “eşit vatandaşlar” yapmak planını yürütüyorlar. Güney o tehlikenin tam ortasında.

 

Kürtleri ne kadar da çok seviyorlarlar, değil mi? İlla “birinci sınıf vatandaş” yapacaklar. Ama bir şartla: “Kürt dili, kültürü ve tarihine gerek yok. Egemen ulus kimliğinden onur duyun, kendi halk kimliğinizi hor görün”. Sömürgeci “eşit vatandaşlık” dayatması ve ondan kaynaklanan tezler, Kürtler için afyondur.

 

Afrin’le ilişkisi ne?

 

PYD Şam’dan destek istedi. Afrin’in koşulları olağanüstü. İnsan PYD’yi anlayabiliyor. Ancak Ankara, Tahran, Bağdat ve Şam’ın ortak hedefini gözardı edemeyiz. Çelişkileri vardır fakat Kürt olayında ortak yanları çelişkilerine çok baskın. Basit bir örnek; Afrin’de diyelim ki Türk ordusu ile çatışan sembolik sayıdaki Arap milislerinin eşdeğerleri, Güney’de rahatlıkla Kürtlere karşı savaşabiliyorlar.

 

Suriye ordusu Afrin’e gitmedi. Astana/Soçi kararları engel. İlginçtir; Türk ordusu Afrin’i işgal etmek istiyor, Şam oralı değil. Ama Kürtler egemen olduğundan o da saldırı fırsatını kolluyordu. Bunu nasıl yaptığını Guta örneğinden canlı izliyoruz.

 

Bu vesileyle Rusya’nın olumsuz rolünü hep vurgulamalıyız. Afrin’deki felaketlerden Türk devleti kadar o da sorumludur. BM kararının çiğnenmesini, insanlığın ölümünü seyreden devletler ve ilgili uluslararası kurumlar da utanmalıdırlar.

 

Birbirinden ders almak

 

Günlük olayların hızı, büyük resmi görmemizi engellememelidir.Yoksa bazı zorunlu ilişkilere olduğundan büyük rol atfetme yanlışına düşebiliriz. Kerkük ve Afrin örneklerini hep kıyaslamalıyız. Kerkük diyorum çünkü o (16.10.2017) tarihinden sonraki Güney sorununun adıdır.

Kerkük ile Afrin’in tutumu arasında büyük fark vardır ama Irak ordusunun Kerkük’te yaptığı ve Türk ordusunun Afrin’de yaptığı tamamen aynı amaçlıdır. Kerkük, Afrin’e bakıp tutumundan sıkılmalıdır. Ama Afrin direnişine damgasını vuran parti de Kerkük konusunda yaptığı yanlıştan dolayı sıkılmalıdır. Neden?

 

Kerkük’te ilgili Kürt partilerinin ortak zaafı vardı ama açık bir ihanet de vardır ve ihanet sonuçta belirleyici olmuştur. Şöyle diyelim; Afrin’de bir grup direnişi terkedip Türk ordusu ile ittifak kurarsa, ne isim vereceğiz? Gerçeği bile bile Kerkük olayında ihanetçi gruba kol kanat gerenler, Afrin’deki direniş tarafından mahkum ediliyor.

 

Şimdi yanlışı aşmak gerekmiyor mu? Bugün Türk ordusuna karşı kendimizi savunuyoruz. Yarın aynı şeyi Şam ordusuna karşı yapmak durumunda kalabiliriz ki çoktandır Cizire bölgesinde yer yer de olsa bu artık vakaadır.

 

İzahı zor bir manzara; Halep’te Şam’la dostuz. Afrin’de Şam ve Tahran’la dostuz. Şengal’de Tahran ve Bağdat’la dostuz. Arada kalan bölgede ise onların can düşmanı ABD ile müttefikiz. “Bölge realitesi”, “Kürt realitesi” diyerek izah edebiliriz. Ama Kürt partileri olarak halen birbirimizle dost olmamayı neyle izah edeceğiz?

 

Kuşkusuz Afrin Suriye sınırları için savaşmıyor. Yine de uyarı; egemen devletlerin sınırlarını korumak hiçbir zaman Kürt’ün içten inancı ve amacı olmamalıdır. Şam’ın Kürtlere vaat ettiği hiçbir şey yok. Şam’la beraberlik görüntüsünün imaja zarar verme riski de var.

 

Biz egemen ülke halklarından empati istiyoruz. Kürt partileri birbirinden de aynı şeyi istemeliler. Biri darda kalıp birtakım zorunlu ilişkilere girince, diğeri hemen saldırıyor ama daha çok geçmeden kendisi aynı zor durumda kalıyor ve daha beter ilişkilere giriyor. Empati yapabilseydik, birbirimize karşı daha hoşgörülü olurduk ki o hoşgörü kültürüne ivedilikle ihtiyacımız var.

 

Güney partilerinin de Afrin’deki direniş ve birlik ruhunundan öğrenecekleri çok şeyleri var. Onlara hatırlatayım; Uludere’de Kürtlerin bir İngiliz subayını öldürmesi (4.04.1919), Şeyh Mahmut direnişi için işaret fişeği olmuştu. Bağdat’ın Tahran-Ankara destekli hedefini bilmeyen mi var?

 

(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.)