Kadim dil havzaları ve eğitim politikası: Türkiye’de çokdilli pedagojinin kültürel sürdürülebilirliği
Türkiye, yalnızca siyasi ve idari sınırlamalarla tanımlanabilecek bir coğrafya değildir; kendisine özgü tarihsel, folklorik, inançsal ve dilsel çeşitliliğiyle kadim bir kültürel havzadır. Bu coğrafyada varlığını sürdüren diller, bölge halklarının taşıdığı kimlikler kadar tarihsel hafızanın da taşıyıcılarıdır. Bu nedenle Kürtçe, Arapça, Süryanice, Zazaca, Ermenice, Farsça ve Türkçe gibi diller, sadece iletişim aracı olarak değil, toplumsal yaşamın ritüel, hukuksal, dini, felsefi ve kültürel yönlerini aktaran birer bellek taşıyıcısı olarak yaşamsaldırlar.
Türkiye Cumhuriyeti’nin ulus-devlet modeli içinde bu dillerin önemli bir kısmı eğitim alanında yok sayılmış ya da sembolik varlığa indirgenmiştir.
UNESCO’nun tanımında dil, yalnızca iletişimsel bir araç değil, “somut olmayan kültürel mirasın taşıyıcısı olan toplumsal bellek”tir.
Dilin eğitim alanından dışlanması, yalnızca pedagojik bir eksik değil, kültürel yok sayma ve toplumsal hafıza kaybı anlamına gelmektedir. Dolayısıyla Kürtlerin yaşadığı çokdilli bölgelerde eğitimin tekçi bir dil politikası üzerinden değil, kültürel sürdürülebilirlik perspektifiyle ele alınması gerekmektedir. Nitekim Türkiye’deki eğitim sisteminde öngörülen tekdilli yapı, toplumsal gerçeklik ile bilimsel gerçeklik arasındaki mesafenin giderek açılmasına sebep olmaktadır.
Dilsel gerçeklik ve yaşamsal işlev alanları
Türkiye’de Kürtlerin yaşadığı bölgelerde üç dilin işlev alanı belirgindir: devlet-yönetim dili Türkçe, yaşamsal iletişim dili Kürtçe, ritüel dili Arapça. Bu üçlü yapı birbirini ortadan kaldırmak yerine, toplumsal yaşamın farklı katmanlarında işlevlerini sürdürmektedir.
Dilbilim açısından bu yapı, “işlevsel çoğulluk” olarak adlandırılmaktadır. Bu kavram, dillerin birbirine alternatif değil, tamamlayıcı olduğu toplumsal modelleri tanımlar. Kürtçenin gündelik yaşamda, Türkçenin hukuksal-idari alanlarda, Arapçanın ise ibadet ve ritüel bağlamında kullanılması, sosyal yapının kendi iç mantığını oluşturmaktadır.
Bu dilleri eğitim alanından dışlamak, toplumsal gerçekliği yok saymak anlamına gelmektedir. Dil, sosyo-kültürel gerçekliğin bilgisini taşır; bu gerçekliğin yok sayılması, bireyin toplumsal kimliğinin inkârıdır. Bu gerekçeyle eğitim, toplumsal dilleri çatışma konusu olarak değil, kültürel zenginliğin kaynağı olarak ele almak durumundadır.
Kadim diller ve inançsal süreklilik
Kürtlerin yoğun yaşadıkları bölgeler, dinler tarihi açısından da önemli bir geçiş havzasıdır. Yahudiliğin kutsal metinleri olan Tevrat’ın İbranicesi, Hristiyanlığın yayılmasında rol oynayan Süryanice, İslam’ın ibadet dilini oluşturan Arapça ve Zerdüştî geleneğin Avestası, bu bölgenin tarihsel dokusunun ayrılmaz parçalarıdır.
Bu coğrafyada yaşayan diller, yalnızca etnik kimliklerle değil, inançsal sürekliliklerle de ilişkilidir. Örneğin Farsça ve Kürtçe üzerinde güçlü bir etki bırakan Avestaca, yalnızca dilsel bir izleğe değil, Zerdüşti hayat felsefesinin etiğine de kaynaklık etmektedir. Kürtçe duaların, ağıtların, destanların Avestaca kökenli bazı kavramları hâlâ taşıyor olması, bu sürekliliğin güncel kanıtıdır.
Uluslararası raporlar, kadim dillerin koruma altına alınmasının yalnızca akademik değil, etik bir sorumluluk olduğunu vurgular. Çünkü ritüel dilleri, toplulukların metafiziğini, varlık algısını, kutsal ve profan ayrımlarını kodlar. Dolayısıyla bu dillerin yok olması yalnızca kelimelerin değil, insanlığın binlerce yıllık felsefi mirasının da yok olması anlamına gelir.
Eğitim politikası ve çokdillilik modeli
Türkiye’de eğitim, ulus-devlet inşasının homojenleştirici bir aracı olarak yapılandırılmıştır. Ancak çokdilli toplumlarda tek dilli eğitim modeli hem başarısızlık hem de toplumsal kutuplaşma üretmektedir. Dil, eğitimde yalnızca öğretim aracı değil, toplumun kendini tanımlama biçimidir. Bu nedenle uygulanabilecek eğitim modeli, dilleri çatıştırmayan, çokdilliliği pedagojik yönteme dönüştüren bir anlayışa dayanmalıdır.
Bu modelde İngilizce ortak küresel dil olarak zorunlu kalmalı; Almanca ve Fransızca gibi tarihsel karşılığı olmayan zorunlu dil politikaları terk edilmelidir. İkinci yabancı dil olarak bölgesel gerçeklikleri karşılayan Kürtçe, Arapça veya Farsça tercih edilmelidir.
Karadeniz’de Rumca, Lazca; Doğu Karadeniz ve Kafkas hattında Gürcüce ve Ermenice seçmeli ders olarak teşvik edilebilir. Böylece dil, tehditle değil, gönüllülük ve kültürel merak ile öğrenilen bir değer haline gelir.
Tekdilli teknoloji çağı ve dirençli dil hafızası
Günümüz dünyasında teknoloji, evrensel kodlara dayalı bir iletişim biçimi sunmaktadır. Ancak tüm baskılara rağmen yerel ritüel dilleri kaybolmamakta, aksine direnç göstermektedir. Bunun nedeni, bu dillerin yalnızca iletişim değil, duygu, tören, ağıt, kutsal pratik ve toplumsal dayanışmayı taşıyor olmasıdır. Bu nedenle tek bir egemen dilin tüm diğerlerini yok edeceği düşüncesi bilimsel olarak gerçekçi değildir. Kültürel hafıza, ritüellerin ve folklorun sürdüğü yerde dilini de yaşatır.
Pedagojik sonuç ve kültürel sorumluluk
Bir Türkçe ve Almanca öğretmeni olarak edinilen deneyimler, dil öğretiminde karşılaştırmalı kavram öğretiminin en etkili yöntem olduğunu göstermektedir. Yaşamsal, dinsel ve bilimsel kavramların karşılaştırmalı olarak öğretilmesi, dilin yalnızca kurallar bütünü değil, bir düşünme biçimi olduğunu açığa çıkarır. Bu yöntem, bireyi yaratıcılığa teşvik eder ve dilleri çatıştırmak yerine anlam dünyalarını zenginleştirmeyi hedefler.
Dolayısıyla Milli Eğitim Bakanlığı düzeyinde atılacak adımlar, politik tartışma ekseninden çıkarılarak kültürel zenginliği temel alan bir yaklaşıma dönüşmelidir. Bu, Türkiye’de hem demokratikleşmeyi hem de toplumsal barışı güçlendirecek önemli bir adımdır.
Kaynaklar
Gülmez, N. (2012). Dil Politikaları ve Eğitimde Çok Dillilik. Ankara.
Kıran, Z. (2007). Dilbilim Üzerine Genel Bir Bakış. İstanbul: Multilingual Yayınları.
Emecan, F. (2018). Mezopotamya Uygarlıkları ve Dil Tarihi. İstanbul: YKY.
Akyüz, Y. (2019). Türk Eğitim Tarihi. Ankara: Pegem.
Kaya, N. (2011). Azınlık Hakları ve Türkiye’de Eğitim. İstanbul: Bilgi Üniversitesi Yayınları.
Özyurt, M. (2020). Kürt Dil Tarihi Üzerine Araştırmalar. Diyarbakır: Lis Yayınları.