Rûdaw’dan çıkarılan öfke ve savaş
1,5 milyar Müslümanın neredeyse üçte ikisinin dini, etnik ve toplumsal savaşların hüküm sürdüğü ülkelerde sefalet ve felaketler içinde yaşadığı dikkatinizi çekiyor olmalıdır. Bu bir tesadüf olmamalıdır.
Suçu Hıristiyanlara ve emperyalist güçlere yükleyebiliriz. Ama bu bahane, ışığı yoksulluğa, toplumsal çelişkilere, etnik ve kültürel sorunlara, diktatör iktidarlara, demokrasinin yokluğu ve dinin dogma yorumuna tutmamız gerektiği gerçeğini gizlemeye yetmemektedir.
Hükümet, ordu, ırkçı parti, basın ve çevreler tüm umutlarını savaşa yatırmışlar. Hem de 1990'ların korkunç derslerine; 40 bini aşan ölüsüne, boşaltılmış 4 bin köy ve mezrasına, bombalanmış 20 şehir ve kasabasına, milyonlarca göçmenine ve yılda en az 10 milyar olmak üzere çoktan 300 milyar doları aşan savaş giderlerine rağmen.
Türkler savaş uçaklarının bombardımanıyla övünüyorlar. Onların kimleri bombaladıkları bir yana, peki o operasyonların faturası ne kadardır? O ağır yükü kim taşıyor? İktidar çevreleri mi, yoksa Türkiye'nin yoksul ve sefilleri mi?
İktidar elemanları, siyah matem elbiseler içinde ve çok üzülmüş pozlarında, ölen polis ve askerlerin cenaze törenlerine katılıp duruyorlar. Gerçekte o ölümlerle mutlu oluyorlar. İşte gerçek "ölü seviciliği".
Siz ırkçı basının ve slogan atıcıların haykırışlarına bakmayın. 1990'larda binler değil yüzbinlerce asker kaçağı vardı. Böyle giderse yine kaçakların sayısı artacaktır. Çünkü neden egemenlerin ve iktidardakilerin çocukları değil de, hep yoksulların çocukları ölüyor?, dün olduğu gibi bugün de önde gelen sorudur.
Baştaki sorumuza dönersek; Türklerin savaş aşkı nereden geliyor? Savaşçılıklarından mı? Kanlı tarihlerinden mi? Kürt kininden mi? Irkçılık ve ordu hayranlığından mı?... Tümünün de rolü olabilir. Ama bugünkü savaş için söylersek: Gerçeklerden kaçmaktan ve kendi kendini aldatmak ileri gelmiyor mu?
Yine de hatırlatalım: Kenan Evren ve Süleyman Demirel'den Tansu Çiller ve Doğan Güreş'e kadar, savaş hayranı çok "şahin" gördük. Geberenleri, çekti gitti. Kalanlar, lanetli olarak toplumdan gizlenmiş yaşıyorlar. Emin olarak diyebiliriz ki bugünkü savaş çığırtkanlarının akıbeti, onlarınkinden daha kötü olacaktır.
Hükümetle mi, devletle mi savaş?
Bugünkü savaşı iktidarın savaşı olarak isimlendiren ve orduyla savaşmak istemediklerini söyleyenlerimiz vardır. Taktiki bir söylemse, zararı yok. Yok eğer temel bir yaklaşımsa, bugünkü gerçeğe uymuyor ve ucu "malum yere" uzanan ideolojik ve politik zaafları içeriyor.
Ordu kaynaklarına yakın Türk gazetecilerin raporlarına göre; "savaş kararı generallerin keyfini yerine getirmiş, zira karargahlarda atıl beklemekten ve PKK'nın güçlenmesini izlemekten bıkmışlarmış..."
Çatışmaların yoğunluğundan ordunun tepesinde olan değişmeleri yeteri kadar izlememiş olabiliriz. Diyeceksiniz ki zaten hepsi tek tip, ne fark eder ki? Yine de bazı detaylar çok önemli olabilir. Örneğin; yeni Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, Roboski katliamına karar veren üç generalden biri. Alevi kaynaklarının belirttiğine göre, Akar ordudan Alevi kökenli subayları elemesiyle tanınıyor.
Yeni Jandarma Genel Komutanı Galip Mendi daha ilginç biri. Siirt kökenli ama Kürt olmayan Mendi, Kıbrıs'ta demokrat Türk gazeteci Kutlu Adalı'nın ölümünün arkasındaki kişi kabul ediliyor (7.07.1996). Yine Kıbrıs'ta, Yunan tarihinin talan edilmesinin baş sorumlularından biri kabul ediliyor. Katil ve hırsız bu kişi, resmi üniforma ile Balyoz ve Ergenekon tutuklularını ziyaret eden tek kişidir.
Musa Çitil adı basına bolca yansıdı. 1990'larda Derik Jandarma Komutanıyken, 13 Kürdün ölümünden, köy yıkımlarından ve tecavüz olaylarından sanık olarak yargılandı. Şimdi Diyarbakır Jandarma Komutanıdır.
Aktardıklarım, örneğinin sadece birkaçıdır. Balyoz ve Ergenekon davalarının sanıkları şimdi yürütücü komutan konumundadırlar. Erdoğan'la aynı masayı paylaşıyorlar. Kimin kimi yönettiği artık sorun değildir. "Kırk haramileri" ve de Rembrandt'ın Belshazzar'ın Şöleni'ni hatırlatan Türkiye'nin bu yeni resmi, ürkütücüdür. Hepimizin üzerinde iyice düşünmesi gerekmiyor mu?
Savaş ayrıcalık mıdır?
Öyle düşünenlerimiz az değildir. Onlar, savaş koşullarının olağanüstülüğünden ve "fedakarlıklarından" olacak, kendilerini temel toplumsal sorumluluklardan muaf görüyorlar. Gerçekte ise; savaş bir ölüm kalım olayı da olsa, hiçbir koşulda silahlı olanın toplum üzerinde böyle bir ayrıcalığı olmamalıdır.
Yine de örgütlenme, ifade ve basın özgürlüğü gibi demokratik hakları bile bile ihlal ediyoruz. Hatta savaş durumunu, digerlerinin temel haklarını ayaklar altına almak için bir fırsat olarak değerlendiriyoruz.
Okuyucularımızın dikkatini çekmiş olmalıdır. İngiliz gazetelerinden "Times", Türk hükümetinin Güney yönetiminden PKK'ya karşı askeri adımlar atmasını istediğini ama reddedildiğini yazdı (10.08.2015).
Haber doğru ise, çıkarılacak sonuçlar olmalıdır. Önemlisi; ucuz propagandadan kaçınılmalıdır. Güney bölgelerinin bombalanması, vicdan sahibi her Kürdü yaralamıştır ve yaralamalıdır. Herbirimiz kendi olanaklarımız ölçüsünde farklı yollarla tepkimizi dile getiriyoruz. Bu nedenle insan kendi öfkesinin esir olmamalı, savaş durumunu birbirine karşı kullanmamalıdır.
Ama gelin görün ki Kuzey ya da Güney'de en ufak bir terslikte öfkemizi Batı Kürdistan'da muhalif Kürt örgütlerden ve basınından, özellikle de Rûdaw'dan çıkarıyoruz. Rûdaw'dan memnun olmayabilirsiniz. Zaten basının görevi o değil midir? Sizin gibi düşünmek, sizi memnun etmek zorunda değildir. Hoşunuza gitmese de gerçekleri söylemek ve yazmak durumundadır.
Neden tepki ve şikayetlerinizi kardeşlik ölçüleri içinde demokratik yollarla dile getirmiyorsunuz? Neden demokratik kurumsal bir ilişki oluşturmaya çalışmıyorsunuz? Neden ile de gerginlik ve çatışma yolunu tercih ediyorsunuz? Bu kini anlamakta zorlanıyor insan. Peki tüm eksiklik ve yanlışlarına rağmen, Rûdaw Kürt basınının, toplumunun ve davasının bir kazanımı değil midir? Kininiz kıskançlıktan kaynaklanmıyor mu? Çünkü kamuoyu sizin savaşınızı bile Rûdaw'dan izliyor.
Amacım Kürt politik güçleri ve basın organları arasında gerginlik, saldırı ve çatışmaların önüne geçme kültürüne katkı sunmaktır. İyimserlikle ve görüşmelerle sorunları çözmek mümkünken, neden ile de öfke ve düşmanlık?
İdeolojik ve siyasi saplantılar ve yanlışlarımız nedeniyle, son derece haklı olduğumuz bir savaşta, Kürt davasını kirleteceğimizden korkuyorum. Şu uyarıyla: Direnmenin ve savaşmanın haklılığı, diğerlerine haksızlık yapma hakkını vermez insana.