Referandum krizi: Anayasal metin ve güç ilişkileri
Bu demektir ki krizi tırmandıran veya uzlaşıya götüren yöntemler, mümkün olan en iyi sonuçları elde etmekle birlikte, devletin amaçlarını ve yüksek ulusal çıkarlarını sağlamak uğrunadır. Aynı zamanda meselenin; gerginlik, ilişkileri kesme veya önemli çıkarların feda edileceği bir noktaya gelmemesi için de ısrar etmek gerekir.
Merkezi hükümeti ile Kürdistan Bölgesi Hükümeti arasındaki ilişkiler gerçek bir kriz eşiğinde değil.
Ne var ki anayasa çerçevesinde müzakerelerin yapılmasını söyleyen ve Federal Mahkeme'yi bu konuda yetkilendiren merkez hükümetin, mevcut krizi tırmandırma isteği var. Acaba bu teklif gerçek bir çözümü sunuyor mu yoksa başka bir tarafa dayatma yapmada siyasi pazarlık propagandaları mı?
Acı olan şu ki, kullanılan belirsiz üslup ve boşluktan dolayı Irak Anaysası bir çözüm referansı olabilecek konumda değil. Çünkü Şii ve Kürt siyasi aktörler arasında bir fırsatçı anlaşması sonucu ortaya çıkmış. Bu nedenle krizin taraflarının her birinin, davasını haklı çıkarmak için anayasada farklı yerlerdeki metinlere odaklandığını görüyoruz. Federal Mahkeme, Irak'taki en güçlü siyasi güç tarafından politik bir araç haline getirildikten sonra, tarafsız olarak tanınan ve herkesin üzerinde müttefik olduğu bir taraf kalmadı.
Son iki haftada, tarafların dile getirdiği ve anlaşmazlık içinde olduğu üç esas konuyu ele alacak olursak; tartışmalı bölgeler, sınır kapıları, petrol ve gaz olduğuu görüyoruz. Anayasa metinlerine göre, bunların çözümünün imkansız olduğu görülüyor. Son yazımda tartışmalı bölgelerin sorunlarını ele almıştım, bugün ise iki farklı soruna değineceğim.
Anayasada sınır kapıları, limanlar ve havalimanlarına ilişkin, gerek belli bir tarafın gerek ortak yetkiye işaret eden hiçbir ifade yok!
Herkesin özel veya ortak yetkilere uyması halinde, Kürdistan Bölgesi veya Kürdistan Bölgesi'nin dışındaki illerin yetkisine göre hareket edilmesini öngören 115. Madde gereği, sınır kapıları Kürdistan Bölgesi'nin çıkarına. Ki Bağdat da yıllardan beri bu durumu kabullenmiş durumda.
Öte yandan merkezi hükümet, “maliye ve gümrük politikalarının belirlenmesi, para basılması, Irak'taki bölge ve illerdeki sınır kapılarındaki ticareti koordine etmek” ifadelerini kapsayan 110. Maddesinin 3 fıkrasına bel bağlayarak, federal yönetiminin yetkileri çerçevesinde olduğunu belirtiyor. Merkezi yönetim, “belirlemek ve koordine etme” ifadelerinin işletmeyi de kapsadığı şeklinde yorumluyor.
Bu çok zayıf bir gerekçe, çünkü 114. Maddenin birinci fıkrasına göre, gümrüklerin işletilmesi ortak yetki çerçevesindedir. Yani yönetmek, politikanın belirlenmesi ve koordinasyonun dışındadır.
Sınır kapılarının denetiminden bahseden 2016 tarihli 30 Sayılı yasada, “Merkezi Bağdat'ta olan söz konusu denetim kurumu Kürdistan Bölgesi'nin yanı sıra idaresi dışındaki illerde de şube açacak” deniliyor.
Söz konusu kurum, sınır kapılarındaki devlet kurumlarının gözetimini yapmak, denetimi eline almak ve denetim yapmaktan sorumludur.
Anayasa metinlerini okudukça, yasaların, “Bölge ve Kürdistan Bölgesi'nin idaresi dışındaki illerin güvenlik güçleriyle işbirliği içinde” bir görevden bahsedildiği ortaya çıkıyor. Ayrıca, gümrüklerin yönetilmesinin, “Bölge ve Kürdistan Bölgesi'nin idaresi dışındaki illerin güvenlik güçleriyle işbirliği içinde” olması gerekir. Yani anayasal açısından, sınır kapıları yasasının “ortak yetkiye” bağlı olduğunu ispatlıyor.
Federal hükümet ile Kürdistan Bölgesi Hükümeti'nin arasındaki sorunların temeli olan petrol ve doğalgaz konusundaki yetkiler, anayasada açık bir şekilde belirlenmemiştir. Irak Anayasası'nda petrol ve doğalgazın federal yönetiminin özel yetkisinde olduğuna dair özel bir madde yer almamaktadır. 110. Maddede geçtiği gibi, özel yetkilere dair ifadeler 111 ve 112. Maddelerde de bu konuyla ile ilgili bir şey yer almıyor.
115. Maddenin 2. fıkrasına göre özel yetkiler çerçevesinde olmayan konularda bölge yasaları federal yasaların üstündedir.
121. Maddenin 2. fıkrası, “bölgelere” özel yetkiler kapsamında olmayan yasalarda düzenleme yetkisi veriyor.
İhtilaflar konusunda üzerinde durulması gereken ve yorumlanabilen, “Petrol ve doğalgaz, bütün bölge ve illerde, Irak halkının tamamının mülküdür” ifadesidir. Merkezi hükümet bu ifadeyi “bütün Iraklı halklar için” yorumlayabilirken, Kürdistan Bölgesi de, “Bu konu gerek bölge gerek illerde Irak halkına özel bir mülkiyettir” şeklinde yorumlayabilir.
Ayrıca “mevcut yataklar” ifadesiyle ilgili olan ihtilafa ilşkin, 112. maddenin 1. fıkrasında, merkezi hükümet, bölge hükümetleri ve illerle mevcut yataklarda çıkarılan petrol ve doğalgazı yönetecek ve nüfusa göre eşit şekilde dağıtacak... “Bu da yasalar çerçevesinde düzenlenir” deniliyor.
Merkezi hükümetin 2007'den beri önerdiği petrol ve doğalgaz yasa tasarısında, kesinlik ifadesi yer almıyor. Ancak ek yasalarda, “mevcut yataklar” ifadesi konusunda, Irak'ta bulunan ve bilinen (2 A) yatakları ifadeleri bulunuyor. Yasa, ayrıca 28. maddeden bahsediyor:
“Irak Cumhuriyeti'nin bütün bölgelerinde yeraltı, yerüstü kaynakları ve karadaki petrol ile ilgili süreçte, bölgedeki su kaynakları, 2007'de Kürdistan Parlamentosu tarafında çıkarılan 22 sayılı petrol ve gaz yasasının 1. fıkrasındaki mevcut yataklar, 14 Ağustos 2005'ten önce üretimi olan yataklar olarak tanımlanmıştır.
Bu demektir ki Bölge'nin yetkisi söz konusu tarihten önce üretimi olmayan bütün yatakları kapsıyor. Hatta, o tarihten önce bulunup tanınmış olsa da üretimi olmayan yatakları da kapsıyor.
Bağdat tarafından, bir çözüm referansı olarak önerilen anayasa meselesi taktikten başka bir şey değildir. Daha doğrusu, Şii siyasiler, anayasanın, herkesin kabul görebileceği bir çözüm bulma noktasında çaresiz kaldığının farkında. Bu yüzden güç ilişkilerini öne çıkararak, kendi yorumlarını dayatmak için anayasadan uzak olduğu halde anayasa metinlerine başvuruyorlar.
(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.)