Göçmenler... Jeopolitik bir trajedinin kurbanları

Adil Baxewan

Avrupa Birliği (AB) ve Belarus birbirine karşı konumlanmış durumda. Belarus Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko, Avrupa’ya doğru olan bu göç senaryosunun yazarı olarak Brüksel tarafından gösteriliyor.

Yeni görüntülerde, binlerce göçmen, çocuk ve yetişkin, karı ve koca, Suriyeli, Lübnanlı, Kürdistanlı ve Filistinli, Polonya sınırlarına doğru yollandı ve gönderildi.

Bu göçmenlerin bir amacı var. Göçmenler, Lukaşenko’nun kendilerine uygulanan AB yaptırımlarının kaldırılması için onları bir koz olarak kullandığının farkındalar.

Lukaşenko göçmen kartını AB’ye karşı kullanmak istiyor, ki AB’nin kendi ülkesi üzerindeki yaptırımları son derece katı, sert ve ağırlar.

Brüksel 2020 yılında muhalefeti bastıran Belarus’a karşılık olarak ekonomisinin kanlar içinde kalmasına neden oldu.

Aleksander Lukaşenko’nun bugün yaptığı şey bir tepki ve karşılık. Lukaşenko göçmenleri göndererek AB’yi kan içinde bırakmak istiyor. Sıfırın altında, kış ve soğuk içinde bekleyen binlerce göçmenin içinde bulunduğu şartları tek bir saniye bile düşünmeden.

Bu trajik görüntünün siyasi gerçeklerini kavramak için, hemen birkaç not ve kaynak sunacağım.

  1. İstatistiksel olarak çok sınırlı sayıda göçmenle karşı karşıyayız. Birkaç güvenilir kaynak tarafından yayınlanan bilgi ve verilere göre, iki ülke arasındaki sınırda iki ila dört bin kişi bulunuyor. Yani bu sefer durum farklı.İstatistiksel olarak, göçmenlerin akın akın, kitle halinde Avrupa'ya geldiği 2015 tarihinden farklı. Bu bizi, AB ile Belarus Cumhuriyeti arasında siyasi bir krizle ne kadar karşı karşıya olsak da, göç krizi ile o kadar yüz yüze olmadığımıza götürüyor. Bu krizin amacı da açık: Bir cumhurbaşkanı, halkını ve ülkesini kurtarmak ve korumak için değil, baskı ve zulüm üzerine kurulu rejimini kurtarmak ve korumak için elinden gelen her şeyi yapmak istiyor.

     

  2. AB'nin trajedisi, göçmenler ve göçmenler üzerindeki etkinlik olarak kendini köşeye hapsetmiş olmasıdır. Aynı zamanda yeni Polonya hükümeti Brüksel ile rekabet halinde ve Brüksel politikasını değil de göçmenlere yönelik kendi politikasını uygulamak istiyor. Böyle bir durumda Polonya, Frontex’in (Avrupa Sınır ve Sahil Güvenlik Ajansı) sınırlarını korumaya ve yönetimlerine müdahale etmeye hiçbir şekilde hazır değil. Polonya göçmenlerle ilgili kararları tek başına alıp uygulamak istiyor, bunların bir kısmı AB politikalarına aykırı ve Brüksel bunun farkında olsa da şimdiye kadar Polonya’nın Belarus’a karşı zayıflamaması için sessiz kalmayı tercih etti. Soru şu: Brüksel, mülteci haklarını düzenleyen Cenevre Sözleşmesi'nin 33. maddesini açıkça ihlal eden Polonya'ya jeopolitik nedenlerle ne kadar göz yumabilir?

     

  3. Bu yeni durum, aynı zamanda şu anda Polonya'yı yöneten iktidarın, özellikle muhafazakar olan ve şartlarını AB'ye empoze etmek isteyen Başkan Andrzej Sebastian Duda'nın da çıkarına ve öyle ki Duda bazı zamanlarda AB'den ayrılmaktan bile bahsediyor. Duda’nın yasal reformları Brüksel ile hararetli tartışmalara sebep oldu. Jeopolitik, Varşova’nın hegemonyasını AB'ye daha iyi empoze etmek için devreye giriyor. Polonya sınırındaki gazetecilere ve kuruluşlara gösterilen sert baskı ve tavırları başka bir ülke yapsaydı, doğrudan Brüksel'in tehdit ve saldırılarına yol açacaktı. Ama bu yeni durumda, Varşova Brüksel'den gelen bu tehdit ve saldırılardan muaf.

     

  4. AB'nin müşterek ve saygıya dayalı bir göç politikası benimsemesinin zamanı gelmiş olabilir. 2015'te olduğu gibi ortak bir politikanın olmayışı AB ülkelerini büyük krizlerle karşı karşıya bırakıyor. Diğer birçok ülke gibi Belarus, AB'nin en zayıf siyasi ve sosyal noktasının göç meselesi olduğunun farkında ve bu noktayı akıllıca kullanıyor. Tıpkı Türkiye ve Fas'ın bu zayıf noktayı başka zamanlarda kullanmaları gibi. Terör dahil hiçbir konu Avrupa toplumları nezdinde göç kadar hassas değil! Aynı zamanda, şu ana kadar Brüksel’in ortak, yasal ve pratik olarak tüm AB ülkeleri için geçerli olabilecek ortak bir çerçevesi mevcut değil.

     

  5. AB'nin uyumlu ve hegemonik bir yasal çerçevesi olsaydı, Polonya 4 bin göçmenin kaderine tek başına karar veremezdi ve Brüksel’e sadece seyirci rolünü oynamak kalmazdı. Brüksel'in göçmenlerin akıbetinin bireysel bir soruşturma mekanizmasına göre belirlenmesini istediği doğru, ancak Polonya hükümeti bu öneriye hiçbir şekilde kulak vermek yerine malzeme olarak onlarla siyaset üretmek ve kendisini Brüksel ve göçmenlere karşı ülkenin kahramanı gibi göstermek istiyor.

(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.)