Kürt ulusal bilinci ve tarihsel kopuş

Kürt ulusal bilinci, modern çağın ürünü olarak ortaya çıkmış geçici bir kimlik refleksi değil; Medlerin yıkılışından bu yana yaklaşık 2300 yıldır devam eden tarihsel bir gerileme sürecinin, kolektif hafızanın ve sistematik inkâr politikalarının iç-içe geçmesiyle oluşmuş tarihsel, politik bir bilinç formudur.

Bu bilinç ...

Yalnızca etnik aidiyetin farkına varılması değil; Kürt milletinin kendisini tarihsel bir özne, siyasal bir varlık ve geleceğini tayin etme iradesine sahip bir kolektif olarak kavramasıdır. Bu nedenle Kürt ulusal bilinci, duygusal bir tepki değil; tarihsel deneyimlerden süzülmüş zorunlu bir farkındalıktır.

Medlerden önce HURRİ’ler, Sümerler, Hatti, Hititler, Komegene, Urartular ile Korti, Guti, Kardak ve Karduklar gibi halklar, yalnızca Mezopotamya’nın değil, bilinen dünyanın siyasal ve kültürel merkez güçleri arasında yer almışlardır.

Medlerin yıkıldığı dönemde, henüz dünya Zerdüştî kozmoloji içinde şekillenmişti. Roma, Bizans düzeni, bu durumu yalnızca askerî değil, ideolojik olarak da tasfiye etmek zorundaydı. Bu nedenle Kürdistan ve Anadolu’daki Avesta geleneği sistematik biçimde bastırıldı; Avesta’nın devamı olarak kurgulanan Tevrat’ın ilk beş kitabı ile yeni bir ideolojik bütünlük oluşturuldu. İsa’nın ölümünden yaklaşık 150, 200 yıl sonra İncil’in yazımı tamamlandı ve Ortodoksluk kurumsallaştırılarak siyasal bir aygıta dönüştürüldü.

325 İznik Konsili ile Ortodoksluk imparatorluğun resmî dini ilan edildi. Yunan, Helen dünyasının büyük bölümü bu dönüşümü kabul ederken, Kürtler ve İsrailoğulları bu ideolojik kırılmayı reddettiler. Bu reddiye, Kürtlerle Bizans, Roma arasında yüzyıllar sürecek bir din ve inanç savaşının başlangıcı oldu.

Kürtlere yönelik dinsel soykırım yaklaşık 700 yıl boyunca sürdü; bu süreçte Yahudiler de katledildi ve Kürtlerle birlikte on binlercesi Avrupa’ya sürgün edildi. Boşaltılan Kürt coğrafyasına, 7. ve 8. yüzyıllardan itibaren Ermeniler yerleştirildi. Bu, Ermenilerin Kürtlerin yaşadığı topraklara ilk kitlesel iskânıydı ve yaklaşık 1200, 1300 yıl öncesine dayanır.

Hıristiyanlık Kürdistan’da hiçbir zaman belirleyici bir toplumsal zemin bulamamıştır. Babil, Asuri halklarının torunları Hıristiyanlığı kabul etmiş; Kürtler arasında ise ya zorla ya da takiye yoluyla Hıristiyanlaştırılan kesimler ortaya çıkmıştır. Keldaniler bu sürecin ürünüdür. Ezdanî Kürtlerin çok küçük bir kısmı takiye yoluyla Hıristiyanlıkla temas etmiş, domuz eti tüketmeye başlamıştır. Oysa Ezdanî Kürtler, Yahudi ve Raa-Haq Kürtleri gibi domuz etini haram sayar. Bu ayrıntı dahi, Kürt inanç sürekliliğinin ne denli dirençli olduğunu göstermektedir.

Kürtlerin tarihsel olarak ilk inkârı Bizans, Roma ile başlamıştır. Bizans belgelerinde Kürt adı bilinçli biçimde kullanılmamış; Kürtler “Gnostik”, “Heretik”, “Dualist”, “Manici” gibi kavramlarla tanımlanarak görünmez kılınmıştır.

Aynı dil, Hıristiyanlığı takiye yoluyla kabul eden Ermenilere de yöneltilmiş; Paulikanlar gibi kavramlarla aşağılanmışlardır. Kürt inkârı Bizans, Roma ile başlamış, Arap, Türk, İslam düzeniyle devam etmiş ve modern ulus devletler döneminde kurumsallaşmıştır.

Bugün İsrail, ABD ve Kürtlerin İslam ile yaşadığı çatışma ki buna Hıristiyan dünya da dahildir aslında 4 bin yıl önce başlayan tarihsel bir mücadelenin güncel biçimidir. Zerdüştî düşünceye karşı geliştirilen Hıristiyanlık ve İslam, yalnızca inanç sistemleri değil; bilimsel ve felsefi bir dünya görüşüne karşı askerî ve ideolojik araçlar olarak sahneye sürülmüştür. Bu dinleri reddedenler katledilmiş, sürgün edilmiş ve tarih dışına itilmeye çalışılmıştır. Kürt ulusal bilinci, tam da bu tarihsel baskı sürekliliği içinde şekillenmiştir.

Bu nedenle Hıristiyanlığın Kürdistan’daki varlığı tarihsel olarak belirleyici değildir. Bugün Güney Kürdistan’ın birçok kentinde Hıristiyanlara ayrılmış bölgeler bulunmakta; Kürdistan’daki Hıristiyanlar görece huzur içinde yaşamaktadır.

Buna karşın Avrupa’da Filistinli İslamcı gruplar Hıristiyanları hedef alırken, aynı Avrupa “Filistin devleti” sloganları atmakta; hiçbir Hıristiyan devlet Kürtlerin de devlete ihtiyacı olduğunu açıkça dile getirmemektedir. Kürtler açısından asıl soru, Hıristiyan, Müslüman çatışmasında taraf olmak değil; bu çatışmanın dışında, kendi varlığını nasıl koruyacağıdır.

Abdullah Öcalan Roma’dayken Kürdistan’daki inanç önderlerinin Papa Johannes’i ziyaret ederek yardım talep etmeleri ve Papa’nın “Size sadece dua edebilirim” yanıtı, bu tarihsel gerçekliğin sembolik bir ifadesidir.

İslam dünyası Kürtleri katletmeye devam ederken, Hıristiyan dünyası da bu sürece fiilen destek vermektedir. Bu nedenle ABD’de Evanjelik çoğunluğun varlığı, Kürtler açısından istisnai bir durum olarak görülmektedir.

Tüm bu tarihsel deneyimler, Kürt ulusal bilincinin neden din merkezli değil; tarih, hafıza ve kader merkezli olduğunu açıklar. Bu bilinç, dış güçlerden medet uman bir bağımlılık değil; Kürt milletinin yalnızca kendisine dayanmak zorunda olduğunun farkına varmasıdır.

Kürt ulusal bilinci, devletin yokluğuna rağmen değil; tam da bu yokluğun dayattığı tarihsel zorunlulukla var olmuştur ve varlığını sürdürmektedir.

Kaynaklar

Benedict Anderson, Hayali Cemaatler: Milliyetçiliğin Kökenleri ve Yayılması

Ernest Gellner, Uluslar ve Milliyetçilik

Abbas Vali, Kürt Milliyetçiliğinin Kökenleri Üzerine Denemeler

Martin van Bruinessen, Ağa, Şeyh ve Devlet

David McDowall, Modern Kürt Tarihi

(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.)