Gaz Savaşı: Eskiden çalıştığım saha şimdi savaşın hedefi
İran'daki gerilim yirminci gününe girdi ve giderek bir gaz savaşına dönüşüyor. İran'ın Asaluye kentindeki Güney Pars doğal gaz sahası ile Katar'daki Ras Laffan tesislerinin alevler içindeki görüntülerini izlerken, Güney Pars sahasının çelik platformlarında durduğum günleri anımsıyorum; arkamda 105 kilometrelik denizaltı boru hattı, önümde ise Körfez'in ufku uzanıyordu.
Güney Koreli Hyundai şirketinde iki yıl boyunca kalite kontrol mühendisi olarak çalıştım. Hyundai, dünyanın en büyük doğal gaz sahası olan Güney Pars'ın 4. ve 5. fazlarının geliştirilmesi projesinde İtalyan ENI şirketinin ana yüklenicisiydi.
18 Mart 2026'da İsrail savaş uçakları bu tesise saldırdı. Bunun ne anlama geldiğini kavramak için son dakika haberlerine ihtiyacım yoktu. Zira sahanın boru hatlarının ve tesislerinin haritalarını, tüm detaylarını bizzat görmüş ve üzerinde çalışmıştım. Bu haritalar ve projeler o kadar devasa ve kapsamlıydı ki, büyük bir kütüphanede muhafaza ediliyor ve üzerlerinde sürekli çalışılıyordu.
Yaşananlar yalnızca ABD ve İsrail'in İran'la olan savaşındaki bir gerilim tırmanışı değil, tamamen farklı ve yeni bir savaş türünün fitilinin ateşlenmesidir. Ben buna "Gaz Savaşı" adını veriyorum ve dünya şimdiden bunun bedelini ödemeye başladı.
Güney Pars'a yapılan saldırıdan 24 saat sonra İran, Katar'da bulunan ve dünyanın en büyük sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ihracat kompleksi olan Ras Laffan sanayi kentine balistik füzeler fırlattı. Qatar Energy şirketden büyük çaplı hasar aldıklarını duyurdu. Gaz savaşı artık resmen başlamış olabilir.
Benim bildiğim saha
İki yılımı geçirdiğim 4. ve 5. faz geliştirme projesi, tamamlandığında 2 milyar dolarlık devasa bir yatırımdı. Hyundai'nin elinde 1,6 milyar dolarlık bir müteahhitlik sözleşmesi vardı ki bu, o dönemde şirketin Güney Kore dışında aldığı en büyük ihaleydi. Proje; 65 metre derinlikte iki açık deniz platformunu, her biri 100 kilometre uzunluğunda 32 inçlik iki denizaltı boru hattını ve ekşi gaz işleme ünitelerini barındırıyordu. Denizden çıkarılan ekşi gaz, 100 kilometrelik boru hattıyla karaya ulaşıyor ve burada tatlı gaza dönüştürülüyordu. Kondensat (yoğuşuk gaz) ayrıştırılıyor, ardından LPG (Sıvılaştırılmış Petrol Gazı) üretiliyor ve işlenen gaz İran'ın ulusal gaz şebekesine veriliyordu. O dönemde sahada bir günde 18 bin 300 mühendis ve işçi çalışıyordu.
Güney Pars sıradan, devasa bir gaz sahası değildir. Katar'ın Kuzey Sahası ile birlikte (ki aynı jeolojik yapıya sahiptirler ve onları sadece bir deniz sınırı ayırır) yaklaşık bin 800 trilyon kübik feet doğal gaz barındırır. Sadece İran'ın bu ortak sahadaki payı, ülkenin kanıtlanmış doğal gaz rezervlerinin yüzde 36'sını oluşturur. Katar da kendi payına 100 milyar dolardan fazla yatırım yapmıştır. Savaş başlamadan önce Katar bu sahada günlük 550 milyon metreküp gaz üretiyor ve bunun yüzde 80'ini LNG formunda dünya pazarlarına ihraç ediyordu. Bu ortak sahadaki gaz, Katar hükümetinin gelirlerinin yüzde 80'ini tek başına sağlamaktadır.
Güney Pars'a saldırıldığında sadece askeri bir üs vurulmuş olmuyor; iki ülkenin ekonomik temeli ve 85 milyon İranlının ısınma kaynağı hedef alınmış oluyor. İran tarafında günlük 700 milyon kübik feet gaz üretiliyor ve bunun yüzde 95'i ülke içinde tüketiliyor. Asaluye gazı sadece evleri ısıtmak ve elektrik üretmekle kalmıyor; ucuz yakıt avantajıyla komşu ülkelerin rekabet edemediği İran sanayisinin ve fabrikalarının da can damarını oluşturuyor.
Dünya öfkeli
Uluslararası tepkilerin hızlı ve sert olması, bu kırmızı çizginin aşılmasının ne denli tehlikeli olduğunu kanıtlıyor. Katar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Dr. Macid el-Ensari, İsrail'in saldırısını "tehlikeli ve sorumsuz bir adım" olarak nitelendirdi ve enerji altyapılarının hedef alınmasının küresel enerji güvenliğini tehdit ettiği uyarısında bulundu. Saatler sonra Doha, İranlı diplomatları "istenmeyen kişi" (persona non grata) ilan ederek ülkeyi terk etmelerini emretti. Zira İran saldırıya, Katar'ın gaz imparatorluğuna ağır bir darbe indiren, yangınlara ve devasa hasara yol açan Ras Laffan tesislerini vurarak karşılık vermişti.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, kamuoyuna açıklama yapmadan önce Trump'ı ve Katar Emiri'ni arayarak, "başta enerji ve su tesisleri olmak üzere sivil altyapıya yönelik saldırıların derhal durdurulmasını" talep etti.
Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, tedarik zincirindeki bu aksamanın devam etmesi halinde dünyanın "son derece ağır bir krize" sürükleneceği uyarısında bulundu.
Suudi Arabistan, Riyad'a fırlatılan 4 İran balistik füzesini imha etti ve doğu bölgesindeki bir doğal gaz tesisine yönelik insansız hava aracı saldırısını engellediğini duyurdu. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) saldırıyı "tehlikeli bir tırmanış" olarak nitelendirdi. Rusya, Buşehr nükleer santrali yakınlarındaki saldırıları kınadı. Irak ise İran'dan ülkesine yapılan doğal gaz ihracatının derhal durdurulduğunu açıkladı.
Ardından Trump sessizliğini bozdu. "Truth Social" hesabından yaptığı bir paylaşımda, Trump'ın saldırıya önceden onay verdiğini iddia eden ABD'li yetkililere dayandırılan Wall Street Journal haberinin aksine, ABD'nin Güney Pars saldırısına dahli olmadığını savundu. Daha sonra bir ay önce düşünülmesi bile imkansız olan bir tehdit savurdu: İran'ın Katar'ın enerji tesislerini hedef almaya devam etmesi halinde ABD'nin Güney Pars doğal gaz sahasının tamamını "havaya uçuracağını" söyledi.
İran Devrim Muhafızları da boş durmadı ve yeni bir hedef listesi yayınladı. Bu listede Suudi Arabistan'daki Cübeyl Petrokimya Kompleksi, BAE'deki el-Hüsn Doğal Gaz Sahası ile Katar'daki Mesaieed Kompleksi ve Ras Laffan Rafinerisi yer alıyor. Görünüşe göre, Körfez ülkelerinin enerji haritası artık bir savaş meydanına dönüşmüş durumda.
Bu savaş neden farklı?
Daha önce petrol savaşlarına tanık olduk; seksenlerdeki tanker savaşları, yanan Kuveyt petrol kuyuları ve Suriye ile Libya'nın altyapılarına yönelik nokta atışı saldırılar... Petrolün yönetilmesi nispeten daha kolaydır; rotasını değiştirebilir, depolayabilir veya başka bir kaynaktan açığı telafi edebilirsiniz. Ancak gaz çok daha farklıdır. Güney Pars gazı Asaluye'den çıkıp doğrudan İran'ın ulusal dağıtım şebekesine girer. Başka hiçbir güzergahı yoktur. Ürünü Asyalı alıcılara aktaracak bir LNG terminali bulunmamaktadır. Asaluye'deki bir işleme tesisine zarar vermek, yalnızca geçici bir aksama yaratmak değil; üretim kapasitesini yıllar boyunca yok etmek demektir. 32 inçlik bir denizaltı boru hattı patlatılırsa, bir haftalık bir ateşkes ilan edilse dahi onarılması mümkün olmaz.
Asaluye, Güney Pars doğal gaz sahasının 24 fazının tamamının karaya ulaştığı yegane noktadır. Bu bölgeye yönelik saldırıların tekrarlanması kolay kolay kontrol altına alınamayacak sonuçlar doğurabilir. Örneğin, denizaltı boru hatları patlatılırsa, İran'ın böyle bir felaketi kontrol altına alacak ne uzmanlığı ne de teknolojisi var. Kara tesislerine yönelik saldırıların büyük olması halinde, bu durum eninde sonunda su altındaki zenginlikleri ve ortak sahanın doğal gaz rezervlerini de doğrudan etkileyecektir. Devrim Muhafızları ordusu, Körfez'deki ABD ile bağlantılı tüm enerji altyapılarının "ABD askeri üsleriyle eşdeğer olduğunu ve tüm güçleriyle hedef alınacağını" zaten ilan etmiş durumda.
Ömer Ahmed, Rûdaw Medya Grubu Ekonomi Masası Sorumlusu
(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.)