Erbil’e bulaşan ‘Hollanda Gribi’

Kürdistan Bölgesi yönetimi, 8 kabine deneyiminden sonra hala doğru ve şeffaf bir ekonomi politikasına sahip değil. 8 kabine süresince yaşananlar şunu gösteriyor ki, hükümet ülke ekonomisini yönetmek ve halkın ihtiyaçlarını karşılayamamış, sadece halkın karnını doyurmuştur.

 

Baas rejiminin yılkılmasından sonra, Kürdistan Bölgesi’nin ekonomi politikası büyük ölçüde Merkezi Irak Hükümeti’nin ekonomi politikasının kuyruğuna takıldı.

 

Tek kalemi petrol olan Irak ekonomisine dayanmak,  bugün Kürdistan Bölgesi’nde yaşanan krizi getirdi.

 

Erbil’in belini büken başka bir etken de, dünya pazarlarında petrol fiyatlarının düşmesi oldu.

 

Globalleşmenin derinleşmesi, dünya pazarlarında enerji ihtiyacının artması sonucu ekonomi diplomasisi farklı bir boyuta ulaştı.

 

Bugün dünyada petrol pazarlamak teknik ve ticari bir meselenn ötesine geçerek, siyasi bir boyut kazanmıştır. Örneğin; dünyadaki tek örgüt olan Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) üyeleri arasında sadece Suudi Arabistan petrolü politk bir araç olarak kullanıyor.

 

Kürdistan Bölgesi de 2007’den beri bu yolu izliyor.

 

Başından beri büyük ölçüde Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) tarafından yürütülen bu politika başarılı olmuştur.  KDP, Kürt sorununun petrol ve enerji ile birlikte okunmasını sağladı. Çünkü enerji sorunu diyalog ve görüşmeye açık bir konu. Oysa tek başına kimlik sorununu diplomatik alana sokmak çok daha zor.

 

Bölge ve dünya düzeyinde, KDP enerji politikası aracılığıyla Türkiye’nin Kürt sorununa bakışını değiştirerdi.

 

Ayrıca, uluslararası şirketler, bir yandan Kürdistan Bölgesi’nde güçlü bir petrol ve enerji altyapsı inşa ederken, bir yandan da bölgenin güvenliğini koruma altına aldı.

 

Kürdisan Bölgesi’nde hükümet ortağı siyasi partiler, 5 önemli bakanlıktan sadece Doğal Kaynaklar Bakanlığı elinde olan KDP’yi ekonomik krizden sorumlu tutuyor.

 

Maliye Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Tarım ve Su Kaynakları Bakanlığı diğer partilerde.

 

Adı geçen bakanlıklar da, ülkenin ekonomisinden sorumludur.  Gelir - gider tablosunu, işsizlik ve enflasyon seviyesini kontrol edebilir ve kredi sitemiyle bankaları etkileyebilir.

 

Ayrıca sözkonusu bakanlıklar,  çifçilik, tarım ve sanayi gibi uzun vadeli iş fırsatı sağlayan projeler geliştirebilirdi. Vergi, emeklilik, ticaret ve tarım sistemlerini yeniden dizayn ederek Kürdistan Bölgesi’ni mevcut mali krizden kurtarabilirdi.

 

Değişim Hareketi (Goran), işin sadece mali boyutunu gösterek, “Ellerine para ulaştığı takdirde maaşları vereceklerini” ifade ediyor.  Goran, Maliye Bakanlığı’nı sadece bir hesap makinesi gibi görüyor.

 

Halkın hayat şartlarını iyileştirmek için çalışmak, Bağdat’ın kuyruğuna takılmaktan kurtulmanın yanısıra Kürdistan’ın bağımsızlığının ön adımı olan ekonomik bağımsızlığa yol açacaktır. Ekonomik bağımsızlık, bugün gıda ve enerji bağımsızlığından ibarettir. Bu süreç tehlikeli olduğu kadar zordur da.

 

Öte yandan sadece petrol gelirine bel bağlamak kırılgan bir ekonomiği doğurur.

 

Ekonomi biliminde petrol sektörünün diğer sektörleri geçmesi, “Hollanda Gribi” olarak biliniyor ve “hastalık” diye değerlendiriliyor.

 

İşte Kürdistan Böglesi’nde de  yaşanan tam da budur. Bu yüzden bu hastalığın ortadan kaldırılması Maliye Bakanlığı ile ekonomiyle ilgili diğer bakanlıkların görevidir.

 

Bununyanısıra, Yatırımı Kurumu duruma el koyarak Kürdistan Bölgesi’nin ekonomi politikasını değiştirmeli. Petrolun yanında alternetif gelir kaynakları üretmeli.

 

Bu kadar önemli bakanlıkları olan partiler, KDP’nin elindeki petrolün parasını bekleyeceklerse, muhalefet olsunlar daha iyi.