Irak'ta yeni hükümet: Büyük zorluklar ve acil görevler

Bağdat'ta, hem iç hem de dış istikrarsızlığın hüküm sürdüğü bu dönemde, yeni bir hükümetin kurulması ve göreve başlaması bekleniyor. Bu hükümet, gecikmeksizin kader belirleyici bir yol ayrımıyla karşı karşıya kalacak: Ya devlet kurumlarındaki devlet dışı aktörlerin uzaklaştırılmasını da içeren radikal reformlar için cesur bir politika izleyecek ya da ABD ile yerleşik milis ağları arasında, devletin bekası için tehlikeli sonuçlar doğurabilecek topyekûn bir çatışmaya sürüklenecek.

Irak, ABD ve İran arasında devam eden gerilimlerin ortasında istikrarsız bir konuma sahip. Bu çatışmalarda ne aktif bir taraf ne de güvenli bir izleyici konumundadır; aksine bölgesel ve uluslararası rekabetlerin yürütüldüğü bir mücadele sahasıdır. Irak'ın ABD'nin güvenlik desteğine duyduğu ihtiyaç ile İran'ın siyasi, ekonomik ve güvenlik (milisler üzerinden) düzeyindeki derin etkisi, ülke için karmaşık bir yapısal ortam oluşturmuştur. Bu durum, yeni hükümetin karşılaşacağı en büyük zorluklardan biridir.

2026 yılının Mart ve Nisan başlarında, Irak'taki ABD üsleri, İran tarafından doğrudan veya dolaylı olarak yönlendirilen ve çoğu "Irak İslami Direnişi" çatısı altında faaliyet gösteren müttefik milis grupları tarafından gerçekleştirilen yüzlerce dron ve füze saldırısının hedefi oldu. Bu operasyonlar ABD'nin askeri ve diplomatik altyapısına zarar verirken, bu grupların Irak içinde yıkıcı operasyonlar düzenleme kapasitesindeki artışı da gözler önüne serdi.

Aynı zamanda, ABD askeri gücü için müttefik ve uygun bir ortam olarak görülen Kürdistan Bölgesi de yoğun bir şekilde hedef alındı ve yaklaşık 700 hava saldırısına maruz kaldı. Bu saldırıların yarısından fazlası, Haşdi Şabi bünyesindeki İran yanlısı müttefikler tarafından gerçekleştirildi; diğerleri ise doğrudan İran topraklarından Kürdistan Bölgesi'ne yönelik yapıldı. Bu saldırılar enerji altyapısına, Peşmerge tesislerine ve sivil yerleşim alanlarına ciddi zarar verdi. Sivil vatandaşlar, Peşmerge ve İranlı Kürt muhalif grup üyesi olmak üzere en az 24 kişinin hayatını kaybetmesine yol açtı.

Devletleşmemiş bir yapıya ve sınırlı gelirlere sahip olan Kürdistan Bölgesi, kendi hava sahasını bağımsız olarak koruma veya gelişmiş hava savunma sistemleri kurma kapasitesine sahip değildir. Mevcut olan ABD savunma sistemleri ise büyük oranda Erbil şehriyle sınırlı olup, öncelikle kendi askeri ve diplomatik tesislerini korumayı amaçlamaktadır. Bu sınırlı alanın dışında, Kürdistan Bölgesi genelindeki kritik altyapılar tekrarlanan saldırılara karşı savunmasız kalmaktadır. İran ve müttefiki olan gruplar için, Irak'ın parçalı güvenlik ortamında Kürdistan Bölgesi "kolay" ve sembolik açıdan "önemli" bir hedef olarak görülmektedir. Bu saldırılar; İran sınırına yakın bölgelerdeki Doğu Kürdistan (Rojhılat) güçlerinin operasyonlarını engellemek, stratejik irade sergilemek, Bağdat ve Erbil’e ABD faaliyetlerini kısıtlamaları için baskı yapmak ve savaşı topyekûn bir çatışmaya dönüştürmeden bu milis grupların rolünü güçlendirmek gibi pek çok amaca hizmet etmektedir.

Aynı zamanda Irak hükümeti ve Koordinasyon Çerçevesi içindeki ana Şii aktörler, bu saldırıları ne kararlı bir şekilde kınadı ne de engellemek için anlamlı adımlar attı. Bu tepkisizlik, iç gerilimleri tırmandırmakta ve yakın gelecekte daha fazla siyasi ve güvenlik krizine yol açma potansiyeli taşımaktadır. Bağdat'ın İran müttefiki silahlı grupları kontrol etmedeki sınırlı kapasitesi, daha derin bir yapısal gerçeği yansıtmaktadır. Bu devlet dışı aktörler, özellikle Haşdi Şabi çatısı altında devletin içine yerleşmiş olsalar da bağımsız komuta ve kontrol yapılarını korumakta ve bağlılıklarını (velayetlerini) dış mercilere sunmaktadırlar. Onların etkisi; yasama, yürütme ve yargı dahil olmak üzere Irak'ın siyasi ve idari sistemine derinlemesine nüfuz etmiştir. Bu durum, Irak egemenliğinin "devlet" ve "devlet dışı" arasında iç içe geçtiği, iktidarın bölündüğü bir tablo ortaya çıkarmıştır. Yönetim süreci, meşru merkezi hükümetin tam kontrolünde olmak yerine müzakereler yoluyla şekillenmektedir.

Bu dinamiklerin devlet-milis ilişkileri, Bağdat-Erbil ilişkileri ve Irak'ın uluslararası ortaklıkları üzerinde derin etkileri vardır. Devlet kontrolü dışında hareket eden silahlı grupların hegemonyası, Bağdat'ın otoritesine olan güveni sarsmakta ve hükümetin anayasal görevlerini yerine getirme veya anlaşmaları uygulama kabiliyetini zayıflatmaktadır. Bunun sonucunda ülke, siyasi, güvenlik ve ekonomik krizlerin tekrarlandığı bir döngüye girmektedir.

Bu durumun Kürdistan Bölgesi üzerindeki etkisi oldukça ağır olmuştur. Sürekli saldırılar sivil hayatı felce uğratmış, otoriteye ve hükümetlere olan toplumsal güveni zayıflatmıştır. Ekonomik açıdan, enerji altyapısına yönelik saldırılar üretimi kısıtlamış, ihracatı geciktirmiş ve yatırımları durdurmuştur. Mali baskılar ağırlaşmış, yönetim süreçleri ve hizmet sunumu daha karmaşık hale gelmiştir. Bu zorluklar, bölge içindeki siyasi ve güvenlik parçalanmışlığı nedeniyle daha da derinleşmektedir.

Irak genelinde ise sonuçlar daha da vahimdir. Silahlı grupların devlet kontrolü dışındaki faaliyetlerinin sürmesi, kurumsal meşruiyeti bozmakta ve parçalı güvenlik sistemini daha da kökleştirmektedir. Bu durum, Irak'ın kalıcı bir vekalet savaşı alanına dönüşme riskini artırmaktadır. Devam eden saldırılar, ABD-Irak arasındaki güvenlik iş birliğini germekte ve koordinasyonun daralması riskini doğurmaktadır; bu da geniş kapsamlı bir ortaklık yerine mevcut güvenlik kaygılarının artmasına neden olmaktadır.

Daha da ciddisi, ABD ile Irak'taki milisler arasında doğrudan bir çatışma riski giderek artmaktadır. ABD'nin tepkileri şu ana kadar sınırlı ve ölçülü kalsa da, ABD-İran müzakerelerinin gidişatından bağımsız olarak daha kapsamlı bir harekat ihtimali masadadır. Bu ihtimal; milis liderlerinin, askeri altyapılarının ve dron kaynaklarının hedef alınmasını içermektedir. Devletin askeri kurumları ile devlet dışı güçler arasındaki çizgi bulanıklaştığı için, devletin güvenlik altyapısı da ABD tarafından hedef alınabilir. Ayrıca Washington'un Irak'a yönelik sert mali ve ekonomik baskılara başvurması da ihtimal dışı değildir.

Buna ek olarak Washington, gelecekteki Irak hükümetini mevcut siyasi düzenin bir devamı olarak görme eğilimindedir. Yani bir sonraki başbakanın da İran yanlısı ve Haşdi Şabi ile bağlantılı kitlelerin hakim olduğu aynı (Şii Koordinasyon Çerçevesi) içinden çıkacağı öngörülmektedir. Sonuç olarak yeni hükümet de kendini "rehin alınmış" bir durumda bulabilir; dış saldırıları engelleyemezken, bu saldırıların siyasi ve mali bedellerini üstlenmek zorunda kalabilir. Bu dinamik, yönetim sisteminin süregelen kırılganlığını vurgulamakta ve onarım ile tazminat talepleri yoluyla devletin mali yükünü daha da ağırlaştırmaktadır.

Bölgesel düzeyde de bu durumun Irak için olumsuz yansımaları bulunmaktadır. Haşdi Şabi içindeki müttefik grupların komşu ülkelere (özellikle Körfez ülkeleri, Ürdün ve Suriye) yönelik dron saldırıları, Irak'ın iç parçalanmışlığının sınırları aşmasına neden olmuştur. Bu durum, Arap dünyasının Irak'a yönelik algısını şekillendirmektedir. Silahlı gruplar Irak topraklarını baskı, misilleme veya mesaj iletme amacıyla kullanma kapasitelerini korudukları sürece, Bağdat kendisini egemen ve güvenilir bir ortak olarak kanıtlamakta zorluk çekecektir. Hükümetin bu zorlukları aşmadaki başarısızlığı, yakın komşularla gerilimi derinleştirecek, siyasi desteğin azalmasına, güven kaybına ve Arapların Irak'tan uzaklaşmasına zemin hazırlayacaktır. Bu nedenle güvenin yeniden tesisi sadece iç istikrarla değil, Irak topraklarının bölgesel istikrarı bozmak için kullanılmasını engelleyecek inandırıcı bir taahhütle mümkün olacaktır.

Yakın geleceğe bakıldığında Irak bir dizi riskle karşı karşıyadır: Çatışmaların tırmanması, kurumsal çöküş ve ekonomik durgunluk. İlerleme kaydedilmesi için gerilimlerin düşürülmesi ve özellikle komuta-kontrol mekanizmalarının netleştirilmesi gibi kurumsal reformlara ihtiyaç vardır. Ancak İran ile bağımsız dış bağlantıları olan devlet dışı aktörlerin sahip olduğu yerleşik güç göz önüne alındığında, anlamlı bir reform süreci -eğer gerçekleşirse- oldukça karmaşık ve uzun vadeli olacaktır.

Irak federal hükümeti, bir yandan siyasi anlaşmalar yoluyla devlet dışı silahlı aktörleri kademeli olarak kontrol altına alırken, diğer yandan meşru devlet kurumları içinde "güç tekelini" güvence altına alan çift kulvarlı bir yaklaşım benimsemelidir. Uluslararası ortakların sabrı azalsa da kapasiteleri, yardımları ve etkileri şartlı katılım ve hedefli destek yoluyla devam edecektir. Anlamlı bir reformun yokluğunda, Irak'ın siyasi ve güvenlik dinamikleri geniş çaplı bir çatışmaya evrilme ve sistematik bir istikrarsızlığa sürüklenme riski taşımaktadır.

(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.)