İran bilerek mi böyle yapıyor?

ABD Başkanı Donald Trump yerine Demokratların adayı Hillary Clinton seçimleri kazanmış olsaydı İran ile ilişkilerin bu düzeyde olmayacağına dair bir garantinin olduğunu söyleyemeyiz. Kuşkusuz Trump’ın gelmesi ile ABD politikası açısından yeni bir dönem başladı. İran İslam Cumhuriyeti kurulduğundan bu yana Amerika'ya karşı olan karşıtlığın son dönemlerde zirveye çıktığını söyleyebilirim.

 

İran, ABD için büyük bir sorun gibi görünmese de ABD, İran için büyük bir sorun teşkil etmekte. Trump, göreve başladıktan sonra hâkimiyet savaşında dünyanın birçok cephesinde yumuşak savaşa başladı, ilk önceliklerden biri de İran’ı güçsüzleştirmek oldu. Ancak bu konu İran kanadında farklı algılanıyor. İran şu an ayakta kalma mücadelesi veriyor. Bu nedenle süreç dünya tarafından ciddiyetle takip ediliyor. Çünkü ABD ile İran geriliminin bölgede yeni bir kargaşaya yol açacak potansiyele sahip olduğu aşikar.

 

Olayın ciddiyetinden dolayı şu an 6 ülke ABD ile İran arasında arabuluculuk rolünü üstleniyor. Arabuluculuk yapmak isteyen Amman yetkilileri umduğunu bulamadı. En son üzerinde yoğun çalışılarak, programlı bir şekilde İran’a giden Japonya Başbakanı’nın arabuluculuk yapması konusunda umut vaat var. Arabulucu sıfatıyla Şinzo Abe’nin İran’a gitmesinin önemli bir anlam taşıdığını düşünüyorum.

 

Örneğin:

1. Japonya Başbakanı’nın 40 yılın ardından İran’ı ziyaret etmesi.,

2. Japonya dünya ekonomisinin üçüncü sırasında yer alıyor, Çin ve Hindistan’dan sonra İran petrolünü alan üçüncü ülke konumunda

3. En önemli husus, Japonya Başbakanı Şinzo Abe’nin babası Irak-İran savaşı yaşanmadan önceki süreçte Japonya Dışişleri Bakanı olarak İran’a resmi ziyarette bulunur ve Irak-İran arasında savaşı önlemek amaçlı arabuluculuk yapmak ister ancak baba Abe, bu ziyaretinden eli boş döner ve 8 yıllık Irak-İran savaşı başlar.

 

 

İsrail’in İran’ın Suriye’de bulunan karargâhlarını bombalaması ve karşılığında İran’ın ses çıkarmamasını göz önünde bulundurursak. İran’ın körfezdeki jeopolitik konumu ve Hürmüz Boğazı’nın önemi İran’ın elinde bulunan en önemli kartlardan birkaçı. Bu nedenle İran ambargoları kırıp piyasada diğer Arap ülkelere pay kaptırmamak için Hürmüz Boğazında son zamanlarda var gücüyle çalışıyor. Geçtiğimiz ay Hürmüz Boğazı’nın dışındaki BAE Fuceyra Limanı’nın karşısında gerçekleşen ‘sabotaj eylemlerinde’ dört gemi (Suudi Arabistan’a ait iki petrol tankeri, bir Norveç tankeri ve bir BAE yük gemisi) zarar gördü. Ardından Suudi Arabistan’a ait petrol boru hattına yönelik saldırı düzenlendi. Saldırılıların arkasında bir devletin olduğu şüphesi üzerinde duruldu, şüphe okları ise İran’a yöneltildi.

 

Yemen’de bulunan Şii Husilerin uzantısı olan ‘Ensarullah Yemen’ Suudi Arabistan’da bir havalimanına yönelik saldırı gerçekleştiriyor. Ancak plastik bir ibrik yapacak durumda değilken insansız hava uçağı ve roketlerle saldırı gerçekleştirmeleri manidar geliyor. Saldırılar sonrası İran Parlamentosu Körfez İşlerinden Sorumlu Danışman Emir Abdullah Hiyan, Suudi Arabistan’ı açıkça tehdit etti. Ensarullah güçlerinin İran’a bağlı olduğuna dair kimsenin bir kuşkusu yok, bu nedenle Suudiler Lübnan Hizbullahı gibi Şii bir grubun sınırlarında oluşmasına asla müsaade etmeyecek.

 

Öte yandan İran Lideri ile Şinzo Abe’nin görüştüğü sırada Amman körfezinde iki petrol taşıma gemisine saldırı düzenlendi. Saldırının İran askeri üssünün 35 Km uzaklığında bir noktada yapıldığı ortaya çıktı. ABD ve İngiliz kaynakları, Japon gemiye yerleştirilen patlayıcının infilak etmemesinin ardından petrol taşımacılığının yapıldığı gemiye yönelik roketle saldırı gerçekleştirildi. Ardında İran Devrim muhafızlarına ait hızlı botlar mıknatıs aracılığıyla yerleştirilen bombayı çıkarmak için girişimde bulunmuşlar. Gemilerden birisinin Japonya’ya ait olup bir Arap ülkesinden ülkeye petrol taşıdığı ortaya çıktı. Bu aslında Japonya’ya açık bir mesaj mahiyetindeydi. Çünkü saldırı İran Dini Lideri ile Japon Başbakan’ın toplantı yaptığı sırada gerçekleşti. Tahran açık bir şekilde Japonya’ya bizden petrol almazsan başka bir ülkenin petrolünü de kolay taşıyamayacağı mesajını verdi.

 

Amerikan yetkilileri, Amman Körfezinde iki gemiye saldırı düzenlenmeden önce İran’ın ABD güçlerine ait insansız hava uçağını karadan fırlatılan füze ile hedef aldığını açıkladı.

 

İran’ın izleri bilerek mi sabotajın yapıldığı bölgelerde bırakılıyor?

 

Bence İran’ın körfezde yaşanan bu tehlikeli olaylarda parmak izi bırakıyor. Örneğin İran, Japon gemiye yerleştirilmiş patlayıcıdan kolaylıkla sıyrılabilirdi, ama özellikle bölgeye İran gemisinin gönderilmesi herkese saldırıların arkasında olduğu sinyalini vermek istedi. İranlı diplomatlar saldırıların ülkeleri tarafından yapıldığını reddediyor.

 

ABD’li bir yetkili Amerikan MQ-9 insansız hava aracı, İran’a ait vapurların petrol taşıyan gemilere yaklaştığını tespit ettiğini açıkladı. Tahran yönetim bu tarz adımları daha önce de attı, örneğin 5+1 ülkeleri ile yapılan müzakere sürecinde buna benzer adımlar atarak ABD’ye kafa tutuyordu. ABD’li birkaç yüzücüyü gözaltına alma gibi girişimlerde bulunuyordu. İran’ın izlemiş olduğu bu politikanın müzakerelerde etkisini ortaya koymak için olduğunu da unutmamamız gerekiyor. Ancak o dönemin durumu iki önemli farkı ortaya koyuyordu.

 

Birincisi: O dönem ABD’nin baş komutasında Barack Obama vardı, ama şu an vaatlerinin yüzde 99’unu yerine getirmiş bir Donald Trump var.

 

İkincisi: Eskiden İran’ın askeri gücü ile diplomasi gücü arasında iyi derecede işbirliği vardı. İran’ın askeri kanadı bir adım attığında diplomasi kanadı ona göre hareket ederdi. Örneğin İran’ın askeri kanadı ABD’nin deniz kuvvetlerinden askerleri gözaltına aldığında diplomasi kanadı serbest bıraktırırdı. Bu iki kanat arasında işbirliğinin zayıflaması, barut dolu bir depoya elektrik kıvılcımı çakmak gibi bir etki yapacaktır. Bir deyim vardır “Bir deli bir kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış” misali kanımca durum şimdi bundan ibaret