Kerkük’te gerçek bir ortaklık
Saddam rejiminin yıkılmasının ardından 16 Ekim olaylarına kadar Kerkük yönetimi Kürtlerin elindeydi. Sünni Arapları destekleyen Bağdat, İngiltere, ABD, Birleşmiş Milletler, Türkiye ve Körfez ülkeleri de bir şekilde direk veya endirek şekilde Kerkük’ün içişlerine karışıyordu. Ancak Kerkük’te yaşananlardan sonra ortaya çıkan yeni durum, olumlu ve olumsuz yönleri ile Kürtlere mal edildi.
Gerçekte Kürtler 14 yıllık yönetimleri boyunca Kerkük’te daha iyi bir hizmet projesi hayata geçirebilir, dengeleri gözeten bir yönetim sergileyebilir ve bu şekilde tüm bileşenlerin, “keşke Kürtler yüz yıl önce bu kenti idare etseydi” demelerini sağlayabilirdi. Ancak kısa ve öz bir tabirle Kürtler öyle bir yönetim örneği sergiledi ki Kerkük’teki bileşenler yüz yıl daha bu yönetimi reddedecek duruma geldi.
Şimdi en basit bir yurttaşdan en yetkili bir partiliye kadar hangi Kürt’ün ağzını yoklasanız, kentte uygulanan siyaset ve yönetim biçiminin “kötü” olduğunu itiraf eder. Kürtlerin kendileri de, Türkmenler de, Araplar da, uluslararası toplum, Bağdat ve ABD de bu idareden rahatsız oldu. Dolayısıyla karşı karşıya kaldığımız durum, siyasi partilerimizin yanlış ve kötü yönetim anlaşyışlarının bir sonucudur.
Evet, 16 Ekim olayları Kürtlerin Kerkük’ü kaybederek Araplara kaptırması gerçeğiydi fakat kent kaç yıl daha bu şekilde Kürtlerin idaresi altında olsaydı yine bileşenlerin sorunlarını çözebilecek ortak bir projesi ve bir geleceği olmazdı. Hatta sözkonusu yönetim biçimine karşı rahatsızlıklar günden güne artar ve sonuçta Kerkük çözümden uzaklaşırdı. Bunlar gizlenemeyecek ve kimsenin de itiraz edemeyeceği gerçekler. Bu şekilde Kürtler bugün gördüğümüz şekilde rezil edildiler.
Bu acı gerçeği gözler önüne sermemin amacı gerçekten de bu 14 yıllık geçmişten ders almış mıyız sorusuna yanıt bulmaktır. Yine, eğer tekrardan bir imkan doğsa ve Kerkük’te yönetim Kürtlere devredilse, geçmişin tekrar edilmemesi için herhangi bir plan ve projemiz var mı?
Buna “malesef hayır” şeklinde cevap verebilirim. Şimdi bile bu zihniyetle işin üzerine gidilirse daha kötü sonuçlar ortaya çıkar. Biz gerçekten çok acayip bir milletiz, tüm bu hatalara rağmen aynı hatalarla aynı yoldan yürümek istiyoruz. Kerkük’te Kürt siyasi taraflar arasında yaşanan çelişkilere bakın. Sonuçlarını düşünmeden herkes, “Kerkük’e nasıl bir vali atayalım da talih kuşu onuzuma insin” hesabı içerisinde.
Şu soruları kendimize sormuyoruz; daha önce valimiz yok muydu? Sadece vali atayarak Kerkük’teki sorunları çözebilir miyiz? Hadi diyelim KDP ve KYB vali konusunda anlaştı, peki ya kennte yaşayan diğer bileşenler öyle kolayca onların belirlediği adayı kabul edecek mi? Sadece Kürt taraflar İl Meclisi’ne gitse, Türkmen ve Araplar boykot etse yine kararlar tektaraflı olmaz mı? Bağdat Türkmen ve Arapları dışlanmasını kabul eder mi? Bu ve bunun gibi birçok soruya Kürt siyasi tarafların cevap vermesi ve çözüm bulması gerekiyor. Ancak böyle olursa Kerkük yönetiminin yeniden alınması konusunu konuşabiliriz.
Akıllı kişiler için çoğu zaman yenilgi yeniden çıkış ve bird aha düşmemek için iyi bir fırsat olur. Şimdi Kürtlerin elinde bird aha böyle bir hataya düşmemek için iyi fırsat var. Aslında Saddam iktidarının yıkılışının ardından uygulanması gereken bir yöntemdi bu. O da gerçek ortaklığın bulunmasıydı.
Kerkük’ün Kürdistani kimliğini kanıtlayan gerçeklere rağmen, geçmişte uygulanan ve demografik yapının değiştirilmesini amaçlayan Araplaştırma politikaları nedeniyle bugün Kürtler tek başlarına Kerkük’e tek başlarına sahip çıkma imkanına sahip değiller. Kürtlerin Kerkük’ü Arap idaresinden kurtarmak için Türkmenleri “gerçek bir ortak” olarak kendi saflarına çekmesi gerekiyordu. Yapmadık ve sonuçları ortada. Şimdi artıkzamanı geriye döndüremeyeceğimiz için gelecekte bu hataları tekrar etmeden zararları telafi edebiliriz.
Kürt ve Türkmenleri birbirine bağlayan birçok ortak payda var. gelecekte birlikte hareket etmemizi sağlayacak çok fazla ortak çıkar da var. Aynı şekilde her iki tarafı bekleyen ortak tehditler de mevcut. Özellikle Türkmenler açısından Bağdat’ın kendilerine karşı stratejisi betleştikten sonra Kerkük valiliği konusunda KDP ve KYB arasında varılan anlaşmaya Türkmenler de dahil edilebilir. Türkmenler, Bağdat’ın Şii ve Sünni Türkmeler arasında izlediği politikaya tepki olarak Kürtlere dayanmayı kendi kimliklerini koruma açısından doğru bir yol görebilir.
Türkmenlerin kendi gelecekleri için bir endişesi var ve erken bir garantiye ihtiyaçları da var. öte yandan Kürtlerin de gerçek bir ortağa ihtiyacı var. Şimdiden Kürtler ve Türkmenler arasında stratejik bir anlaşma sağlanabilir. Kürtler açısından bu kadar canalıcı bir konu gündemdeyken gerçekten daha fazla idari makam elde etmeye bakılmamalı. Dolayısıyla valilik ve diğer bazı makamların Türkmenlerle ikişer yıl dönüşümlü idaresi konusuna önem vermelidirler. İl Meclis seçimlerinde de Kürt ve Türkmenler ortak liste oluşturmalıdır. Bu aynı zamanda Kerkük’ün geleceği için bir temel olmalı. Bu şekilde ilk başta yapılan yanlışlar düzeltilebilir, ortaya çıkan güvensizlik aşılabilir, birlikte ortak yaşamın temeli inşa edilerek her iki tarafın Kerkük’ün kaderini belirleyen kararlara birlikte imza atması sağlanabilir.
Bu yol Kürtlerin Kerkük’te tekrar yönetime gelebilmeleri için en doğru yol olabilir. Ama Kürtler bu yolu tercih edecek mi?