Uzayan savaşta İsrail ekonomisi
2026 Şubat’ının sonlarında, bir salı sabahı İsrail savaş uçaklarının ilk saldırılarının İran hava sahasına ulaştığı saatlerde, Tel Aviv genelinde uyarı sirenleri çaldı. Gün batımına gelindiğinde ise İsrail Maliye Bakanlığı yetkilileri, saldırıların askeri boyutundan ziyade ortaya çıkan ekonomik maliyetin büyüklüğünü hesaplamakla meşguldü.
4 Mart’ta açıklanan verilere göre, toplam maliyet 9,4 milyar şekel (yaklaşık 3 milyar dolar) olarak hesaplandı. Bu tutarın, ülkenin en yüksek düzeyde alarm durumunda kaldığı her yedi günlük dönem için geçerli olduğu belirtildi.
Ortaya çıkan tablo, ekonomik sürdürülebilirlik açısından ciddi soru işaretleri doğurdu. Maliye Bakanlığı, İsrail İç Cephe Komutanlığı’na gönderdiği yazıda sivil kısıtlamaların hafifletilmesini talep etti. Yazıda, ülke ekonomisinin belirsiz bir süre boyunca sığınak koşullarında yönetilemeyeceği vurgulandı.
Bu haftalık 3 milyar dolarlık maliyetin gerçek anlamını kavrayabilmek için, meseleyi daha uzun ve maliyetli bir sürecin parçası olarak değerlendirmek gerekiyor. Bu süreç, 7 Ekim 2023 Hamas saldırısı ile başladı; Gazze’deki yıkımın ardından, geçen haziranda İran ile yaşanan 12 günlük hava savaşında zirveye ulaştı ve bugün, ne zaman sona ereceği belirsiz yeni bir aşamayla devam ediyor.
Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki saldırısının ardından, İsrail ekonomisi sert bir darbe aldı. Ülkenin gayrisafi yurt içi hasılası (GSYH), söz konusu çeyrekte yüzde 21,7 oranında küçülerek modern İsrail tarihinin en keskin çeyreklik düşüşlerinden birini kaydetti.
Buna karşın toparlanma görece hızlı gerçekleşti. 2024’ün ilk çeyreğinde ekonomi yüzde 14,1 oranında büyüyerek kayıpların önemli bir bölümünü telafi etti. Bu toparlanmada, özel sektör tüketiminin yüzde 26 artması ve yatırımların aynı dönemde yüzde 49 yükselmesi belirleyici oldu.
Bu süreç, ekonomide ani bir daralmanın ardından hızlı toparlanmayı ifade eden “yaylanma (spring)” etkisi olarak tanımlanıyor.
Evet, ekonomik büyüme yeniden ivme kazandı; ancak genel göstergeler yanıltıcı bir tablo sunuyor. Yüzeyin altında, Gazze savaşının yarattığı ağır mali yük, İsrail’in kamu kaynaklarını hızla tüketmeye devam etti.
Savunma harcamalarındaki artış bu durumu açık biçimde ortaya koyuyor. Bütçe, 2023’te 19,23 milyar dolardan 2024’te 31,74 milyar dolara yükselerek yalnızca bir yıl içinde yüzde 87 arttı.
2025’te ise bu rakam 37,83 milyar dolara ulaştı. Savaşın ilk yılında 300 binden fazla yedek asker göreve çağrılırken, her bir askerin aylık maliyetinin yaklaşık 16 bin dolar olduğu hesaplandı. İsrail Maliye Bakanlığı verilerine göre, yalnızca yedek askerlerin haftalık maliyeti 211 milyon doları buldu.
Öte yandan, iş gücü piyasasında da ciddi bir daralma yaşandı. İsrail inşaat sektörünün yaklaşık üçte birini oluşturan Filistinli işçilerin bir anda sistem dışına çıkması, üretim ve yatırımlar üzerinde doğrudan baskı yarattı.
Ekim 2025’te varılan ateşkese kadar biriken ekonomik kayıplar dikkat çekici boyutlara ulaştı. İsrail Merkez Bankası’nın 23 Mart tarihli yıllık raporuna göre, ekonomik büyüme savaş öncesi döneme kıyasla yüzde 8,6 daha düşük gerçekleşti; bu da yaklaşık 47 milyar dolarlık bir kayba işaret ediyor. Askeri operasyonlar, yedek asker maaşları ve sivil tazminatlarla birlikte toplam maliyetin 68 milyar dolara ulaştığı tahmin ediliyor.
Mali dengelerdeki bozulma da dikkat çekici. Savaş öncesinde yalnızca yüzde 0,6 seviyesinde olan bütçe açığı, 2024’te GSYH’nin yüzde 6,8’ine yükseldi.
Kamu borcu ise GSYH’nin yüzde 60’ından 2025 sonunda yüzde 68,5’e çıktı. Bu gelişmelerin ardından Fitch Ratings, Moody's ve Standard & Poor's, ülkenin kredi notunu aşağı yönlü revize etti.
Ancak bu gelişmelerin hiçbiri İsrail ekonomisini çökertmedi. Ülkenin son yirmi yılı aşkın süredir izlediği ekonomi politikaları, güçlü ve dirençli bir mali yapı oluşturmuştu. Brown Üniversitesi bünyesindeki “Costs of War” projesine göre; 2024’te 75 milyar doları aşan acil durum tahvili ihracı, banka kârlarına getirilen yüzde 15’lik ek vergi, yatırım harcamalarında kesintiye gidilmesi ve Ekim 2023–Eylül 2025 döneminde ABD’den sağlanan 21,7 milyar dolarlık askeri yardım, bu mali dayanıklılığın temel unsurları arasında yer aldı.
13 Haziran 2025’te İsrail, İran’ın nükleer ve askeri altyapısını hedef alan “Kalkan Aslan” operasyonunu başlattı. İran ise 590’dan fazla balistik füze ve 1.000’i aşkın insansız hava aracıyla karşılık verdi.
12 gün sonra ilan edilen ateşkesle birlikte, yalnızca doğrudan askeri harcamaların yaklaşık 6,5 milyar dolara ulaştığı hesaplandı; bu da günlük ortalama 542 milyon dolarlık bir maliyete işaret ediyor. Söz konusu rakam, Gazze savaşının ortalama günlük maliyetinin yaklaşık beş katına karşılık geliyor.
Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü verilerine göre, uçuş saatleri, mühimmat ve yedek asker mobilizasyonu dahil olmak üzere doğrudan güvenlik harcamaları yalnızca ilk iki günde 1,76 milyar dolara ulaştı.
JPMorgan Chase ise bu 12 günlük çatışmayı İsrail ekonomisi açısından “geçici bir yavaşlama” olarak değerlendirdi. Nitekim, çatışmanın ekonomik etkileri tam anlamıyla derinleşmeden ateşkes sağlandı.
2025’in ikinci çeyreğinde büyüme yaklaşık yüzde 1 oranında yavaşlasa da, yıl genelinde ekonomi toparlanarak yüzde 2,9’luk büyüme kaydetti.
Maliye profesörü Nasım Abdülkerim, o dönemde yaptığı değerlendirmede şu uyarıda bulunmuştu: “İsrail’in Gazze’de iki yılda kaybettiğini, savaş 12 günden uzun sürseydi iki ayda kaybedecekti” Bu çerçevede, 12 günlük savaş bir zaferden ziyade ekonomik ve askeri dayanıklılığın sınandığı bir süreç olarak öne çıktı.
28 Şubat 2026’da başlayan yeni savaş ise farklı bir boyut taşıyor. Ali Hamaney’in öldürülmesiyle tetiklenen bu süreçte, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı ekonomik bir araç olarak devreye sokmasıyla çatışma bölgesel ölçekte genişledi.
Bu kez yaşananlar, ne 12 günlük sınırlı bir çatışma ne de Gazze savaşıyla kıyaslanabilecek nitelikte; daha uzun, daha belirsiz ve etkileri çok daha geniş bir kriz sürecine işaret ediyor.
Sadece operasyonların ölçeğine bakmak bile mevcut tablonun ağırlığını ortaya koyuyor. The Jerusalem Post gazetesine göre, İsrail güçleri günde yaklaşık 1.000 adet mühimmat kullanıyor; ayrıca yaklaşık 150 savaş uçağı İran hava sahasında görev yapıyor.
İsrail Savunma Kuvvetleri, savaşın ilk 15 gününde yapılan harcamaların, önceki 12 günlük çatışmanın toplam maliyetine denk gelerek yaklaşık 6,41 milyar dolara ulaştığını tahmin ediyor.
Bu süreçte savunma bütçesi de 35,9 milyar dolardan 56,7 milyar dolara çıkarıldı; yani 20 milyar doların üzerinde bir artış söz konusu.
Bu ağır mali yük, toplumun günlük yaşamına da doğrudan yansıdı. Seyahat kısıtlamaları, eğitim faaliyetlerinin durdurulması ve ticari hayatın büyük ölçüde yavaşlaması, ekonomik aktiviteyi ciddi biçimde sınırladı. İsrail Maliye Bakanlığı verilerine göre, ekonomideki haftalık kayıp 3 milyar dolara ulaşıyor.
Makroekonomik göstergelerdeki bozulma ise dikkat çekici. İsrail Merkez Bankası, Ocak 2026’da iki yıllık savaşın ardından bir toparlanma öngörerek yıllık büyümenin yüzde 5,2 olacağını tahmin etmişti.
Uluslararası Para Fonu bu beklentiyi yüzde 4,8 olarak paylaşırken, Allianz Trade yüzde 3,5; JPMorgan Chase ise yılın ilk çeyreği için yüzde 5 büyüme öngörüyordu.
Ancak mart ayı başında JPMorgan, bu tahminini yüzde 1’e çekti. Bu sert revizyon, savaşın ilk haftalarının ekonomik etkisini açık biçimde yansıtıyor.
İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, savaşın başlangıç aşamasının 2,86 milyar dolarlık bir maliyet yarattığını doğruladı.
Calcalist ve The Jerusalem Post tarafından yayımlanan bağımsız analizler ise toplam maliyetin savaşın süresine bağlı olarak 16 milyar dolara ulaşabileceğine işaret ediyor.
Ancak mevcut harcama temposu göz önüne alındığında, bu tahminin dahi iyimser kalabileceği değerlendiriliyor.
Uluslararası Para Fonu, çatışmalar başlamadan önce yayımladığı değerlendirmede, “ek reformlar yapılmadığı takdirde kamu borcunun artmaya devam edeceği” uyarısında bulunmuştu.
İsrail Merkezi Bankası Başkanı Amir Yaron’un 23 Mart’taki açıklamaları da, savaşın uzaması halinde ülkenin mali kırılganlığının daha da derinleşebileceğine işaret ediyor.
İsrail Maliye Bakanlığı’nın haftalık maliyet hesaplarında ya da İsrail Merkez Bankası tahminlerinde doğrudan yer almayan, ancak karar alıcıların zihninde sürekli varlığını hissettiren bir referans noktası bulunuyor: Yom Kippur Savaşı sonrası yaşanan ekonomik çöküş.
1973’ün ardından İsrail, yaklaşık on yıl süren durgunluk, hiperenflasyon, sıfıra yakın büyüme ve yaşam standartlarında ciddi gerilemeyle karşı karşıya kalmıştı.
O dönemki ekonomi daha az çeşitlenmiş ve daha kırılgan bir yapıya sahipti; yine de bu senaryo, bugün dahi ekonomistler için “en kötü ihtimal” olarak değerlendirilmeye devam ediyor.
Buna karşın, son yıllardaki büyük ölçekli maliyetler henüz benzer bir krizi tetiklemiş değil. Gazze savaşının 68 milyar dolara ulaşan toplam maliyeti, savunma bütçesindeki sert artış ve 300 bin yedek askerin iş gücü piyasasından çekilmesi, sistemi zorlamasına rağmen finansal çöküşe yol açmadı. Tahvil piyasasında talep sürerken, ulusal para birimi şekel 2025 yılında yaklaşık yüzde 15 değer kazandı. Kredi notu üç kez düşürülmesine rağmen halen “istikrarlı” görünümünü koruyor.
Ancak uluslararası kuruluşların uyarıları giderek daha belirgin hale geliyor. Uluslararası Para Fonu, Şubat 2026 değerlendirmesinde mali reformların hayata geçirilmemesi durumunda kamu borcunun artmaya devam edeceğini açıkça vurguladı. Amir Yaron da kısa süre önce mali durumu “hassas” olarak nitelendirdi. Capital Economics ise 9 Mart tarihli analizinde, uzun süreli bir savaşın Brent petrol fiyatlarını varil başına 150 dolara kadar çıkarabileceği ve bunun yalnızca İsrail değil küresel ekonomi için de ciddi bir risk oluşturacağı uyarısında bulundu.
Haftalık yaklaşık 3 milyar dolarlık kayıp üzerinden hesaplandığında, 2026’daki İran savaşı hükümete aylık 12-13 milyar dolarlık bir maliyet yüklüyor.
Bu hızla üç ay sürmesi halinde toplam maliyetin, Gazze savaşının bir yıllık yükünü aşması bekleniyor. Üstelik bu kez ekonomik etki yalnızca yerel değil; Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla birlikte küresel enerji piyasasında ciddi bir şok ortaya çıkmış durumda.
Artan enerji fiyatları ve enflasyon baskısı, İsrail Merkez Bankası’nın faiz indirimi yoluyla iç talebi destekleme kapasitesini sınırlıyor. Savaşın uzaması halinde, para politikasının manevra alanının daha da daralması ve ekonomideki kırılganlıkların belirginleşmesi bekleniyor.
- Omer Ahmed, Rûdaw Medya Grubu Ekonomi Masası Sorumlusu
(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.)