Pastör Ender Peker: Rojava’da Kürt Türk Arap kardeşliği

Rojava’da Kürtlere karşı yaşanan içler acısı gelişmelerden dolayı yüreğimiz ve ruhumuz acıyor. Bütün Kürtlerde olduğu gibi biz de belki de hiç iyileşmeyecek derinlikte kırılmalar yaşıyoruz. Eskiden dünya devletleri arasında insan hakları, onur, hakkaniyet ve adalet gibi konular ön planda tutularak bir politika geliştirilmeye çalışılırdı.

Günümüzde ise bu davranış biçiminin kökten değişmeye başladığına şahit oluyoruz. Devletlerin kendi çıkarları uğruna tüm ahlaki değerleri, Birleşmiş Milletler’in en temel insan hakları maddelerini ve ilkelerini ayaklar altına alacak kadar yozlaşan; siyasi ve diplomatik bir kötülük ile karşı karşıyayız.

Rojava’da Kürtler ve Araplar arasında yürütülen diyalogların ayrıntılarına vakıf değiliz. Yine Rojava Kürtlerinin Amerika, Türkiye ve İsrail ile olan diyaloglarının ayrıntılarını da tam bilmiyoruz. Ancak basından takip ettiğimiz kadarıyla Kürtlerin; hem Amerika hem de kendi içlerindeki Arap aşiretler tarafından tarihte eşine az rastlanan türden bir ihanete uğradıklarına şahit oluyoruz.

Türkiye’deki iktidar ve siyasi partiler sürekli "bin yıllık kardeşlikten" dem vuruyor. İktidar sürekli "Türk, Kürt ve Arap kardeştir" açıklamaları yapıyor. Ancak icraata gelindiğinde, Kürtlerin herhangi bir hak ve hukuk sahibi olmaması için tamamen "düşman hukuku" denilebilecek bir politika izleniyor.

Madem bu milletler kardeştir; Araplar ve Kürtler çatışırken neden Türkiye hükümeti araya girip onları barıştırmıyor? Bu barıştırma görevini ille de "dış güçler" denilen Amerika mı yapmalı? Peki, Amerika bu sulhu sağlarsa senin kardeşliğin nerede kalır? Bu barıştırma girişimi bir yana dursun; tam tersine Arap HTŞ güçlerini Kürtlere karşı destekler nitelikte açıklamalar yapılıyor.

Kendi tabirleriyle "Suriye Arap Ordusu", Kürtlerin cesetlerini binalardan aşağı attığında, kadınlarını ganimet olarak kaçırdığında, ölmüş Kürtlerin gözlerini çıkarıp bedenlerini yaktığında, kadınların örgülü saçlarını kesip "geriye bu kaldı" notuyla paylaştığında, camilerde müftüleri Kürtlere karşı "fetih fetvası" verdiğinde, izole edilmiş Kürt kentlerini her taraftan ablukaya alıp insanların açlıktan, susuzluktan ve soğuktan ölmelerini beklerken; bütün bunların Türk, Arap ve Kürt kardeşlik hukukuyla yapıldığını mı anlamalıyız?

Bu nasıl bir kardeşliktir ki; Araplar Kürtlere, hiçbir savaş hukukunda dahi yeri olmayan vahşilikte saldırılar düzenlerken, "Şam'ın talep etmesi halinde Suriye Arap Ordusu'na destek veririz" minvalinde açıklamalar yapılıyor. Öldürüldükten sonra bir kadının örgülü saçlarını kesip teşhir etmek hangi erkeklik, centilmenlik ya da savaş hukukunda yazıyor acaba? Bu aşağılık durumu protesto etmek için saçlarını ören bir hemşireyi mahkemeye çıkarmak, bu yapılanları onaylamak anlamına gelmiyor mu? Kürtlerin yüreğindeki ve ruhundaki "Türk, Arap ve Kürt kardeşliği" balonunu patlattınız, hayırlı olsun. Türkiye’nin en laik ya da Atatürkçü ilkelere sahip bazı kesimleri bile hiçbir zeminde HTŞ zihniyetiyle bir araya gelemezken, Kürtler söz konusu olunca HTŞ’yi desteklemekten geri durmadılar.

İsa Mesih der ki: "Komşunu kendin gibi seveceksin." Türkiye’de Kürt düşmanlığı yapan herkese soruyorum: HTŞ’nin, o barbar sürüsünün ve sahip olduğu zihniyetin Türkiye’yi yönetmesini ister misiniz? Evet, hiçbirimiz bunu istemeyiz. Peki, buna rağmen neden kendin için istemediğini komşu Suriye için istiyorsun? Kürtler; davranış, düşünce ve siyaset itibariyle Türkiye mentalitesine daha yakın bir duruş sergilerken, neden senin sistemine daha yakın olanı değil de aykırı olanı tercih edersin? Bunun tek mantıklı açıklaması Kürt düşmanlığı olabilir mi acaba?

Bütün bu yaşananlara rağmen Türk, Arap ve Kürt hâlâ kardeş midir? Bu sözde kardeşlik kan bağıyla ve genetik yoldan gelmediğine göre; ancak ve ancak hak ve hukuk önünde yazılı, eşitlikçi bir yaklaşımla yasalara eklendiği vakit anlamlı bir kardeşlik olabilir. Hem Türkiye’de hem Suriye’de Kürt milletinin hakları yasalar ile güvenceye alınmadığı müddetçe kimse kardeşlikten söz edemez. Bu korkunç gerçekler göstermiştir ki, iktidardaki hiçbir halk Kürtlerle kardeş değildir. Ne Araplar ne Türkler ne de Farslar Kürtlerle kardeştir. Kürtlerin sadece Kürtlerle kardeş olduğu, bu son yaşananlarla ispatlanmıştır. Tabi bu komşu milletler içerisinde çok değerli kesimler vardır. Hiçbir millet siyah ya da beyaz gibi keskin hatlardan oluşmaz; iyisi de vardır kötüsü de. Bir kardeşlikten söz edilecekse, ancak "ezilen halkların kardeşliğinden" söz edilebilir.

Kürtler, "halkların kardeşliği" söylemlerinin hiçbir yere varmadığını acı bir şekilde gördüler. Kimse Kürtlerin kardeşi değildir, Kürt sadece Kürdün kardeşidir. Kürtler için milli birlik artık her şeyden daha öncelikli hale gelmiştir. Kürt milletinin birliği ve hakları düşünüldüğünde Kürtlere; ne Zerdüştlüğün ateşi, ne Müslümanlığın hilali, ne Hristiyanlığın haçı, ne komünizmin yıldızı, ne halkların kardeşliği ne de başka milletlerin demokrasileri gerekir. Bu konuda neredeyse bütün milletler tarih boyunca böyle davranmıştır; artık Kürtlerin de bu şekilde davranmaları gerekmektedir. Kişisel olarak neye inandığınız size kalsın; bu konuda kimse kimseyi yargılamamalıdır. Öyle ki farklılıklara rağmen milli birliğe kavuşulabilsin ve Kürtlerin başına gelen kötülükler son bulsun.

Mardin Protestan Kilisesi 

 Pastör Ender Peker

(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.)