DOSYA HABER - İsrail neden Somaliland’ı seçti? 150 yıllık Yahudi izleri

Haber Merkezi - İsrail’in Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıyan ilk ülke olması, küresel diplomaside büyük bir tartışmanın fitilini ateşledi. Bu karar sadece siyasi bir tercih değil; Kızıldeniz’in kontrolü, İbrahim Anlaşmaları’nın genişlemesi ve Afrika Boynuzu’nun derinliklerinde gizli kalmış bir Yahudi tarihinin yeniden İsrail tarafından işlenmesi anlamına geliyor.

Aralık ayında uluslararası ajanslara düşen bir gelişmeyle İsrail, Somali’den 1991 yılında ayrılarak bağımsızlığını ilan eden ancak bugüne kadar hiçbir BM üyesi tarafından resmen tanınmayan Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak kabul ettiğini duyurdu.

The New York Times’ın haberine göre bu adım, Müslüman dünyasında "İsrail’in diplomatik meşruiyetini artırmayı hedefleyen bir anlaşmanın" parçası.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, bu gelişmenin "İbrahim Anlaşmaları ruhuyla" gerçekleştiğini belirterek; tarım, sağlık, teknoloji ve ekonomi alanlarında geniş kapsamlı bir iş birliğinin derhal başlatılacağını açıkladı.

Uluslararası tepki gecikmedi

Ancak bu tanıma hamlesi büyük bir uluslararası tepkiyi de beraberinde getirdi.

Somali hükümeti kararı "yasa dışı bir adım" olarak nitelerken; Türkiye, Mısır ve Cibuti gibi bölge aktörleri Somali’nin egemenliğini savunan sert açıklamalar yayımladı.

Afrika Birliği (AU) ise sömürge sonrası sınırların korunması ilkesine dikkat çekerek bu tek taraflı girişimi reddettiğini duyurdu.

Stratejik hedefler ve bölgesel dengeler

İsrail’i bu riskli karara iten motivasyonların merkezinde bölgenin jeopolitik konumu yer alıyor.

Forward gazetesinde yayımlanan analize göre Somaliland, Aden Körfezi’ne hakim konumuyla stratejik bir dayanak noktası sunuyor.

Johns Hopkins Üniversitesi’nden Seth Kaplan, İsrail’in bu hamleyle Kızıldeniz’de, Yemen’deki gelişmeleri ve İran’ın faaliyetlerini daha yakından takip edebileceği bir gözlem noktası elde etmeyi planladığını belirtiyor.

Ayrıca Somaliland’ın İbrahim Anlaşmaları’na katılması, İsrail’in bölgesel bir izolasyonu kırma stratejisinde önemli bir adım olarak görülüyor.

Diğer yandan, İsrail'in Gazze'deki Filistinlileri bu bölgeye yerleştirmek istediğine dair iddialar ortaya atılsa da, The New York Times Somaliland hükümetinin bu tür görüşmelerin yapıldığını kesin bir dille reddettiğini vurguluyor.

150 yıllık tarihsel arka plan: Yemenli Yahudi tüccarlar

İsrail-Somaliland ilişkisi, güncel siyasetin çok ötesinde, 19. yüzyılın sonlarına kadar uzanan bir geçmişe sahip.

Time of Israel’in arşiv kayıtlarına dayandırdığı araştırmaya göre, yaklaşık 150 yıl önce Yemenli Yahudi tüccarlar Aden Körfezi’ni geçerek Berbera ve Zeyla gibi liman kentlerine yerleşti.

Osmanlı İmparatorluğu’nun 1872’de Yemen’de kontrolü sağlaması ve Süveyş Kanalı’nın açılmasıyla ticaret ağları canlanmış, Yahudi tüccarlar bu bölgede mürrisafi, deri ve hayvancılık ticaretiyle uğraşan küçük ama etkili bir topluluk oluşturmuştu.

Bu topluluk 20. yüzyılın başlarında yaklaşık 300 kişilik bir nüfusa ulaştı ve Berbera ile Mogadişu gibi kentlerde sinagoglar inşa etti.

Ancak 1930’larda İtalyan faşizminin bölgedeki yükselişi ve Yahudi karşıtı politikalar cemaati zayıflattı.

1948’de İsrail Devleti’nin kurulmasıyla birlikte bölgedeki Yahudi nüfusunun neredeyse tamamı göç etti.

1949 yılına ait raporlar, Somaliland’da mülklerini tasfiye etmek için bekleyen sadece üç Yahudi’nin kaldığını belirtiyor.

Yibir Klanı: Somaliland’ın gizemli mirası

Bölgedeki Yahudi izleri sadece tüccarlarla sınırlı değil; Somaliland’da yaşayan ve "Yibir" olarak bilinen klanın kökenleri de bu tartışmaların odağında yer alıyor.

İsrail basınına göre Yibirler, İslamiyet’in yayılmasından asırlar önce bölgeye yerleşen Yahudi atalardan geldiklerini iddia eden sözlü bir geleneğe sahip.

İsimlerinin İbranice "İvri" (İbrani) kelimesinden türediği sanılan bu grup, yüzyıllardır Somalili komşuları tarafından dışlanmış bir kast olarak yaşıyor.

Dilbilimciler, Yibirlerin kullandığı gizli lehçede arkaik İbranice ve Aramice izleri olduğunu; bazı ritüellerinin ise Etiyopya’daki Yahudi topluluğu "Beta Israel" ile benzerlik taşıdığını belirtiyor.

Modern DNA testleri bu topluluğun genetik olarak yerel halktan farklı olmadığını gösterse de araştırmacılar, asırlar süren iç evliliklerin bu izleri silmiş olabileceğini ifade ediyor.

Bugün Yibirler, hala derin bir yoksulluk ve sosyal dışlanma ile karşı karşıya bulunuyor.

İnsani yardım ve gelecek belirsizliği

Tanıma kararının hemen ardından bölgede yaşanan somut gelişmelerden biri de İsrailli insani yardım kuruluşu temsilcilerinin ziyareti oldu.

YNet Global’in aktardığına göre, İsrailli Haham Yosef Garmon bölgeye giderek tıbbi malzeme ve insani yardım ulaştırdı.

Garmon’un yerel halk tarafından İsrail bayraklarıyla karşılanması, bölgedeki diplomatik yalnızlığın sona ermesine duyulan ilginin bir göstergesi olarak yorumlandı.

Egemenlik tartışmaları ve uluslararası direnç

Öte yandan İsrail’in tanıma kararı, bölge aktörleri ve uluslararası kuruluşlar nezdinde ciddi bir diplomatik krizin fitilini ateşledi.

Somali hükümeti, bu adımı "yasa dışı ve saldırgan bir eylem" olarak nitelendirerek, Somaliland’ın Somali Federal Cumhuriyeti’nin "ayrılmaz ve devredilemez" bir parçası olduğunu bir kez daha ilan etti.

Bu tepki, bölgenin diğer önemli güçleri olan Türkiye ve Mısır tarafından da desteklendi.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kararı hukuksuz olarak tanımlarken; Mısır Dışişleri Bakanlığı, Somali’nin egemenliğini sarsacak her türlü tek taraflı girişimin bölgesel istikrarı bozacağı uyarısında bulundu.

Mısır, Türkiye ve Cibuti arasında yürütülen diplomatik temaslarda, bu hamlenin Afrika Boynuzu’ndaki hassas dengeleri yerle bir edebileceği vurgulandı.

Afrika Birliği ve "ayrılıkçılık silsilesi" endişesi

Karara en sert kurumsal tepki, 55 üye devleti temsil eden Afrika Birliği’nden (AU) geldi.

Forward ve The New York Times’ın aktardığına göre Afrika Birliği Komisyonu Başkanı Mahmoud Ali Youssouf, Somaliland’ın bağımsız bir varlık olarak tanınmasını reddettiklerini duyurdu.

Birliğin bu kararlı duruşunun arkasında, kıta genelinde sömürge sonrası sınırların dokunulmazlığına duyulan bağlılık yatıyor.

Afrika Birliği yetkilileri, bir ayrılıkçı bölgenin tanınmasının kıta çapında bir "bağımsızlık talepleri silsilesi" başlatabileceği ve onlarca farklı ülkede uyuyan secessionist (ayrılıkçı) hareketleri tetikleyebileceği endişesini taşıyor.

Bu durum, sadece Somali’nin değil, kendi içindeki azınlık gruplarıyla mücadele eden birçok Afrika ve Ortadoğu ülkesinin İsrail’e karşı ortak bir cephede birleşmesine neden oldu.

Uluslararası normların tartışılması

Forward gazetesinde belirtildiği üzere, ABD gibi ülkeler Kosova’nın bağımsızlığını tanımış olsa da, Somaliland gibi devletlerin tanınması uluslararası normlar gereği genellikle "mevcut sınırların korunması" lehine ertelenmektedir.

Ancak İsrail’in bu normları baypas ederek gerçekleştirdiği hamle, Birleşmiş Milletler nezdinde "çifte standart" tartışmalarını da beraberinde getirdi.

ABD basınına göre, ABD’nin BM Temsilcisi gibi bazı diplomatlar, Filistin’in birçok ülke tarafından tanınmasına tepki göstermeyen uluslararası toplumun, Somaliland’ın tanınmasına karşı acil toplantılar düzenlemesini bir tutarsızlık olarak nitelendirdi.

Sonuç olarak İsrail’in Somaliland’ı tanıması, Afrika Boynuzu’nda kartların yeniden dağıtıldığı bir süreci başlattı.

Bu adım, hem İsrail tarafından “stratejik bir kazanım” hem de Somaliland için otuz yıllık tanınma mücadelesinde “tarihi bir zafer” olarak görülse de, bölgesel bir istikrarsızlık riskini de içinde barındırıyor.