Haber Merkezi - Tıp teknolojisindeki gelişmelere ve tedavi olanaklarının artmasına rağmen yaşam beklentisindeki yükselişin son yıllarda belirgin şekilde yavaşladığı bildirildi.
Dünyanın saygın bilim dergilerinden PNAS'ta yayımlanan araştırmaya göre, özellikle 1970 sonrası doğan kuşaklarda ölüm oranları önceki nesillere kıyasla daha yüksek seyrediyor. Araştırmada, ABD'de ortalama yaşam beklentisinin 2010-2019 döneminde yalnızca 0,26 yıl arttığı, önceki dönemlerde ise her on yılda ortalama 1,78 yıllık artış kaydedildiği belirtildi.
"Sorun tıbbın yetersizliği değil"
Araştırmayı değerlendiren Acıbadem Life Danışmanı, İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Erkan Sarıyıldız, yaşam süresindeki yavaşlamanın temel nedenlerinden birinin modern yaşam tarzı olduğunu söyledi.
Sarıyıldız, "Bugün karşı karşıya olduğumuz en büyük risk tıbbın yetersizliği değil; yaşam biçimimizin sağlığımızın önüne geçmiş olmasıdır. Çocuklarımızın bizden daha uzun ve daha sağlıklı yaşaması hâlâ mümkün, ancak bunun için bugünden harekete geçmeliyiz" ifadelerini kullandı.
Yaşam süresini etkileyen üç temel risk
Dr. Sarıyıldız'a göre yaşam beklentisini olumsuz etkileyen başlıca üç unsur öne çıkıyor: Kalp ve damar hastalıkları yeniden yükselişte.
Uzun yıllar gerileyen kalp krizi ve damar tıkanıklığına bağlı ölüm oranlarının bazı yaş gruplarında yeniden artış eğilimine girdiğine dikkat çeken Sarıyıldız, bunun başlıca nedenleri arasında obezite, tip 2 diyabet ve metabolik hastalıkların daha genç yaşlarda görülmesini gösterdi.
Kolon kanseri genç yaşlara indi
Araştırmada, beslenme alışkanlıkları ve obeziteyle ilişkili kolon kanserinin artık yalnızca ileri yaşlarda değil, 30'lu ve 40'lı yaşlardaki bireylerde de daha sık görüldüğü vurgulandı.
Ruh sağlığı da yaşam süresini etkiliyor
Bilim insanlarının "umutsuzluk ölümleri" olarak tanımladığı madde ve ilaç aşırı dozları, intiharlar, cinayetler ve trafik kazalarının da yaşam beklentisini düşüren önemli nedenler arasında yer aldığı belirtildi.
Uzmanlar, özellikle kadınlarda intihar oranlarındaki artışın, sorunun yalnızca fiziksel sağlıkla değil ruh sağlığı ve toplumsal koşullarla da bağlantılı olduğunu ifade ediyor.
"Sağlık bir birikim hesabı gibi"
Dr. Sarıyıldız, kötü beslenme, hareketsizlik, kronik stres ve yetersiz uykunun birbirini besleyen riskler oluşturduğunu belirterek, sağlığı "birikim hesabı"na benzetti.
Eğitim ve gelir düzeyindeki farklılıkların da yaşam süresi üzerinde etkili olduğunu belirten Sarıyıldız, gelişmiş ülkelerde yaşam beklentisindeki artış hızının uzun süredir yavaşladığını söyledi.
Yaşam süresini uzatmak mümkün
Araştırmaya göre yaşam beklentisini etkileyen birçok risk faktörü değiştirilebilir nitelikte bulunuyor.
Uzmanlara göre, aşırı işlenmiş gıdaların azaltılması, düzenli fiziksel aktivite yapılması, kaliteli uyku, ruh sağlığının korunması ve güçlü sosyal ilişkilerin sürdürülmesi gibi alışkanlıkların hem yaşam kalitesini hem de yaşam süresini artırabiliyor.
Dr. Sarıyıldız, "Çocuklarımızın bizden daha uzun ve daha sağlıklı yaşaması hâlâ mümkün. Bunun yolu bugünden yaşam alışkanlıklarımızı değiştirmekten geçiyor" değerlendirmesinde bulundu.


