Irak Başbakanı Ali Zeydi, bu hafta gerçekleştirdiği Washington ziyaretinden enerji, altyapı ve ticaret alanlarında 60 milyar doları aşan geniş kapsamlı bir anlaşma paketiyle döndü. Söz konusu meblağ, son on yıllık süreçte Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Irak’a yönelik en büyük ticari taahhüdü niteliğindedir.
Zeydi, bu diplomatik turu bütünüyle bir "federal proje" ekseninde yönetmiş; Kürdistan Bölgesi ise yalnızca belirli oturumlarda hazır bulunan tek bir danışman düzeyinde temsil edilmiştir. Federal heyette Kürdistan Bölgesi’nden herhangi bir bakanın yer almaması ve imzalanan mutabakatların hiçbirinin Kürdistan Bölgesi’ni kapsamaması, Erbil’in dış politikadaki ağırlığına dair ciddi soru işaretlerini beraberinde getirmiştir.
Ekonomik veriler, Washington’un bu ziyarete atfettiği stratejik önemi açıkça ortaya koymaktadır. Yakın zamanda Hess şirketini 53 milyar dolara bünyesine katan enerji devi Chevron, günlük yaklaşık 460 bin varil üretim kapasitesine sahip Basra yakınlarındaki Batı Kurna-2 sahasının işletmesini devralmak üzere ön görüşmeler yürütmektedir.
Ayrıca şirket, Nasiriye sahasından pay almayı ve Irak ham petrolünü Türkiye ile Suriye üzerinden dünya pazarlarına ulaştırarak Hürmüz Boğazı bağımlılığını bypass edecek boru hattı projesini inceleyen konsorsiyuma dahil olmayı planlamaktadır.
Buna ek olarak, Halliburton şirketi Basra’daki iki sahada günlük 250 bin varil petrol üretimi için 5 yıllık bir sözleşme imzalamıştır. ConocoPhillips ise BP’nin Kerkük’teki projelerinden hisse satın almıştır.
Tüm bu ticari hamlelerin ötesinde, önümüzdeki otuz yıl içinde hacminin 400 milyar dolara ulaşması öngörülen bir "Federal Enerji Fonu" tesisi gündeme gelmiştir. Bu stratejik anlaşmaların tamamı, doğrudan Irak federal hükümetine bağlı bakanlıklar veya Basra Petrol Şirketi ile imzalanmış; metinlerin hiçbirinde Kürdistan Bölgesi’nin adına yer verilmemiştir.
Son yirmi yıllık süreçte Kürdistan Bölgesi, kendisini ABD yönetimleri nezdinde "çatışmalarla malul bir Irak içinde güvenilir, yatırım dostu ve güvenlik kapasitesi yüksek bir müttefik" olarak konumlandırmıştır.
Ancak bu hafta itibarıyla Bağdat, aynı karakteristik özellikleri çok daha geniş bir ölçekte ve anayasal pürüzlerden arındırılmış bir biçimde Washington’a sunmuştur. Bir bakıma Irak hükümeti, ABD ile ilişkilerini tesis ederken Kürdistan Bölgesi’nin geçmişteki "ayrıcalıklı ortaklık" retoriğini kendi lehine realize etmiştir. Bu durum, Kürdistan Bölgesi’nin siyasi olarak en parçalı döneminden geçtiği bir sürece tekabül etmektedir.
Zeydi hükümeti, İran ile yaşanan savaşın yarattığı jeopolitik baskılar nedeniyle, federal Irak’ın daha önce ABD’li şirketlere tanımaya imtina ettiği imtiyazları vermeye razı olmuştur. ABD’li firmalara tanınan rüçhan (öncelik) hakları ve sözleşme onay süreçlerinin hızlandırılması bu yeni yaklaşımın tezahürleridir. Sadece Batı Kurna-2 sahasının üretim potansiyelinin Kürdistan Bölgesi’ndeki tüm sahaların toplamına eşdeğer olması, Amerikan şirketlerinin rasyonalitesini belirlemektedir.
Federal hükümetle doğrudan anlaşma imkanı varken, karmaşık hukuki ve anayasal ihtilafların gölgesindeki Kürdistan Bölgesi ile müzakere yürütmek, küresel sermaye için ikincil bir seçenek haline gelmiştir. Washington için, çıkarların ve ticaretin öncelendiği bir Ortadoğu konjonktüründe, 60 milyar dolarlık resmi blok anlaşmalar imzalamak, Kürdistan Bölgesi ile yürütülen "özel ve dolaylı" ilişkileri korumaktan çok daha maliyetsiz ve sürdürülebilirdir.
Kürdistan Bölgesi’nin Washington’da yeterli siyasi ağırlığı sergileyememesinin temel nedenlerinden biri, bölge içindeki derin yapısal çatlaklardır. Ekim 2024 parlamento seçimlerinin üzerinden yaklaşık iki yıl geçmesine karşın, Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ve Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) yeni hükümet kabinesini kurma konusunda henüz bir mutabakata varamamıştır. Bu siyasi istikrarsızlık, Erbil’in hem Bağdat hem de uluslararası aktörler karşısında gür bir sesle ve halkın çoğunluğunu temsil eden meşru bir iradeyle pazarlık yapma kabiliyetini zayıflatmaktadır.
ABD yönetiminin Irak’taki muhataplık önceliklerini yeniden belirlediği bu kritik kavşakta; kendi içinde bütçe, kabine oluşumu ve güvenlik birimlerinin birleştirilmesi gibi temel konularda uzlaşamayan bir aktörün, federal heyetin yanında stratejik bir sandalye talep etme gücü de doğal olarak aşınmaktadır.
Omer Ahmed, Rûdaw Medya Grubu Ekonomi Masası Müdürüdür
(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.)
.webp&w=3840&q=75)


