İran’ın dini lideri Mucteba Hamaney’in 10 Ağustos’ta Mohsen Rezaei’yi ABD ile yürütülen savaşın başına getirmeye karar verdiği sırada, İranlı bir arama ekibi Süleymaniye dağlarında Rezaei’nin geçmişine ilişkin başka bir sırrı ortaya çıkardı.
Silahlı Kuvvetler Genelkurmay Başkanlığı Kayıpları Arama Komitesi’ne bağlı ekip, 1987 yılında Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC) güçlerine Besic üyesi olarak eşlik eden 17 yaşındaki bir gencin cenazesini, Irak topraklarının derinliklerinde buldu.
Ekip, arama bölgesinin bulunduğu Kürdistan Bölgesi’nin kuzeydoğusundaki Mawet yakınlarındaki dağlık bölgeden geçmek zorunda kaldı. Bölge, Tahran’ın Erbil de dahil olmak üzere Washington’a yardım eden bölge ülkelerine yönelik saldırılarını artırdığı bir dönemde, IRGC’in yakın zamanda düzenlediği bir drone saldırısında yakılmıştı.
İran-Irak Savaşı (1980-1988) sırasında askere alındığında henüz çocuk yaşta olan Ekber Babazadeh, Rezaei’nin komutasındaki IRGC güçlerinin bir parçasıydı.
Babazadeh, sekiz yıl süren ve her iki ülkenin ekonomisini de ağır şekilde tahrip eden savaşta Rezaei ve üst düzey komutanlarının emrinde İran’ı savunmak için hayatını veren binlerce, hatta on binlerce gençten biriydi.
Babazadeh, Devrim Muhafızları’nın 10 Haziran 1987’de sınır ötesi düzenlediği operasyon sırasında Mawet yakınlarındaki dağlarda öldürüldüğünde henüz bir gençti.
Rezaei’nin İran’ın ulusal güvenlik yapılanmasının başına geçerek yeniden iktidarın merkezine dönmesinin ardından, gencin ailesi de cenazesini teslim alarak son yolculuğuna uğurlamaya hazırlanıyor.

İran-Irak savaşı sırasında askeri strateji, lojistik ve siyasi denetimi koordine etmekle görevlendirilen İran Devrim Muhafızları Komutanı Mohsen Rezaei, Ali Hamaney ile birlikte Kaynak: Ramazan Komutanlığı arşivleri
IRGC, Kürt güçlerle birlikte Irak ordusuna karşı savaştı
IRGC, Şii ideolojik bir güç olmasına rağmen, Irak ordusuna karşı saldırılar düzenlemek için sol görüşlü Kürt gerillalarla iş birliği yapmaktan çekinmedi. Irak ordusunun çoğunluğunu Şii askerler oluşturmasına rağmen, IRGC bu operasyonlarda Kürdistan Yurtseverler Birliği’ne (KYB) bağlı güçlerle birlikte hareket etti.
IRGC, Mawet’teki operasyon sırasında KYB’ye, bölgedeki gelişmeleri takip etmek ve bilgi sağlamak için güvendi.
Babazadeh’in hikâyesi, İran’ın bugün ağır bir varoluşsal tehditle karşı karşıya olduğu bir dönemde özel bir anlam taşıyor.
Rezaei’nin İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi sekreterliğine atanması, İslam Cumhuriyeti’nin savaş dönemindeki askeri yapılanmasının en önemli mimarlarından birinin, Tahran’ın Washington’la yeni ve büyük bir çatışmaya hazırlandığı sırada yeniden karar alma mekanizmasının merkezine dönmesi anlamına geliyor.
Rezaei’nin savaş sicili tartışmalı
Rezaei’nin savaş dönemindeki sicili tartışmalı olmayı sürdürüyor. Rezaei, komutasındaki bazı operasyonların yol açtığı ağır can kayıpları ve Babazadeh gibi çok genç savaşçıların Irak güçlerine karşı kullanılan “insan dalgası” saldırılarında görevlendirilmesi nedeniyle eleştirildi.
Bu saldırılarda genç Besic savaşçıları, mayınları temizlemek amacıyla cephe hattına grup grup gönderiliyordu.
Rejim “cennetin anahtarları”nı vaat ediyordu
Çocuklar savaşa katılmaları için ideolojik olarak yönlendiriliyor ve savaşta öldürülmeleri halinde doğrudan cennete gidecekleri vaadiyle kendilerine “cennetin anahtarları” veriliyordu.
Savaşa kaç çocuğun katıldığına ilişkin güvenilir bir veri bulunmuyor. Ancak 1982 yılına kadar Devrim Muhafızları Ordusu ve Besic’in(gönüllü sivil milisler) yaklaşık 400 bin gönüllüyü cepheye gönderdiği belirtiliyor. Askerlik hizmetinin 18 yaşından itibaren zorunlu olduğu dikkate alındığında, bu gönüllülerin önemli bir bölümünün gençlerden oluştuğu anlaşılıyor.
Uluslararası Kızılhaç Komitesi, İranlı savaş esirlerinin en az yüzde 10’unun 18 yaşından küçük olduğunu belirtiyor. Savaş sırasında 9 yaşındaki çocukların bile insan dalgası saldırılarında ve mayın temizleme görevlerinde kullanıldığı bildirildi.
Aradan yaklaşık 40 yıl geçmesine rağmen, Babazadeh’in cenazesi de dahil olmak üzere bu savaştan geriye kalan naaşlar DNA tespiti yoluyla hâlâ bulunmaya devam ediyor.
Rezaei’nin Kürt bölgelerindeki operasyonları
Rezaei, Devrim Muhafızları Ordusu(IRGC) bünyesinde özel bir kuvvetler komuta merkezi kurarak KYB ve Kürdistan Demokrat Partisi’ne (KDP) bağlı peşmerge güçleriyle birlikte Irak’taki Kürt bölgelerinin derinliklerine yönelik sınır ötesi operasyonlar düzenledi.
Ramazan Komutanlığı olarak da bilinen Ramazan Karargâhı, daha sonra Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü olarak bilinecek yapıya dönüştü.
Ramazan Komuta Merkezi, KYB peşmergelerinin desteğiyle Nisan 1987’de Mawet’te düzenlenen ve “Kerbela-10” olarak bilinen operasyonun planlanmasından sorumluydu.
Mawet çevresindeki çatışmalarda, IRGC’in topçu ve füze kapasitesinin geliştirilmesinde önemli rol oynayan Hasan Şafizadeh de öldürüldü.
Şafizadeh, daha sonra İran’ın füze programının babası olarak anılan Hasan Tehrani Mogaddam ile yakın çalıştı.
İran kaynakları, iki ismi İran-Irak Savaşı sırasında IRGC’in topçu kapasitesinin oluşturulması ve daha sonra füze güçlerinin temellerinin atılmasıyla ilişkilendiriyor.
Bu program, bugün İran’ın en önemli askeri unsurlarından biri haline geldi.
İran bugün de füze ve dronlara güveniyor
Tahran, konvansiyonel hava gücündeki zayıflıklarını telafi etmek ve ABD güçleri ile bölgedeki rakiplerine maliyet yüklemek amacıyla büyük ölçüde balistik füzeler ve dronlara güveniyor.
Ancak ironik bir şekilde IRGC, son haftalarda arama bölgesinin yakınlarında KYB’ye ait hedeflere de saldırılar düzenledi.
Kürdistan dağlarında kalıntıları bulunan genç ile İran’ın mevcut savaşı arasındaki bağlantı, tam anlamıyla bir döngünün tamamlanması anlamına geliyor. Bu durum, İran İslam Cumhuriyeti’nin askeri kültürünün büyük bölümünü şekillendiren İran-Irak Savaşı’nın anılarını yeniden canlandırıyor.
IRGC ve Besic milisleri, mevcut çatışmalar sırasında ABD güçlerinin kara harekâtı düzenlemesi ihtimaline karşı çocuklara ve ailelerine AK-47 otomatik silahı kullanmayı öğretmek amacıyla ülke genelinde aylardır geceleri kitlesel etkinlikler düzenliyor.
İran düzenli ordusu sözcüsü de geçen hafta, ABD güçlerinin bir kara işgali gerçekleştirmesi halinde bir ABD askerini öldüren veya yakalayan İranlılara 30 bin dolara kadar ödeme yapılmasına hükümetin hazır olduğunu söyledi.
“Fedakârlık ve şehadet” anlayışı
IRGC açısından fedakârlık ve şehadet anlayışı, savaşın insani maliyetine ilişkin geleneksel hesaplamaların hâlâ önünde yer alıyor. Rezaei’nin dönüşünün yarattığı sonuç da tam olarak burada ortaya çıkıyor.
İran’ın yeniden büyük bir askeri ve ekonomik baskıyla karşı karşıya olduğu bir dönemde, ülkenin en üst düzey ulusal güvenlik kurumunun merkezine getirilen isim yalnızca çatışmanın maliyetlerini azaltmaya çalışan bir figürü değil, aynı zamanda askeri anlayışı sekiz yıl süren Irak savaşı sırasında insan dalgası saldırılarında ve çatışmalarda aralarında gençlerin de bulunduğu on binlerce İranlının kaybıyla şekillenen bir komutanı temsil ediyor.
Rezaei’nin atanması, Tahran’ın 1980’lerde aldığı askeri kararları tekrarlamayı amaçladığı anlamına gelmeyebilir. Ancak bu atama, bugün İran’ı yönlendiren stratejik kültür hakkında önemli bir soru ortaya çıkarıyor: İslam Cumhuriyeti, İran-Irak Savaşı’nın zihniyetinden gerçekten ne kadar uzaklaştı?
Babazadeh’in hikâyesi geçmiş ile bugünü birleştiriyor
Babazadeh’in hikâyesi bu soruya çarpıcı bir bakış sunuyor.
Mohsen Rezaei’nin komutasındaki savaş sırasında Güney Kürdistanı’nın dağlarında kaybolan bir gencin cenazesinin bulunması, sekiz yıllık savaşın dehşetiyle büyüyen bir neslin anılarını yeniden canlandırdı.
Yeni dini lider Mucteba Hamaney, ülke yeni bir varoluşsal çatışmayla karşı karşıyayken Rezaei’yi yeniden iktidarın merkezine taşıyarak babasının izinden gitti.
Yaklaşık 40 yıl sonra Babazadeh evine dönüyor. O dönemde geliştirilen füzeler yeniden İran’ın başka bir savaşındaki temel silahlardan biri haline gelirken, Rezaei de İran’ın ne kadar süre savaşacağına ve ne kadar fedakârlık yapmaya hazır olduğuna ilişkin kararların merkezinde yeniden yer alıyor.
.webp&w=3840&q=75)


