Gül ve gardiyan

“Değirmen başında vurdular beni oy, kirli tütünlüğe oğul, sardılar beni…

 Vurma zalım vurma nar danesiyim, anamın babamın bir tanesiyim.”

Anonim bir türküden. 

Neden öldürdünüz beni? Benimle alıp vermediğiniz ne vardı? Benimki sadece bir gençlik düşüydü. İçinde yeryüzündeki bütün insanlara güzel bir yer verdiğim bir düştü benimkisi. Ne oldu ki? Kıyamet mi koptu? Altı üstü bir düştü benimkisi. Hiç mi acımadınız? Anlamadınız! Benim yerimde bir yakınız da olabilirdi. Kardeşiniz, oğlunuz ya da bir akrabanız. Hiç mi düşünmediniz benim de annem, babam, kardeşlerim olabileceğini? Ben tek başıma dünyaya gelmedim ki. Sizin gibi beni seven insanlar olduğunu ve beni öldürdüğünüz için kalplerine sonsuz acılar ekileceğini hiç mi aklınıza getirmediniz? 

Ben de bir insandım. Sizin gibi yiyip içiyordum. Yaşıyordum. Soğukta üşüyordum. Sıcakta terliyordum. Başka bir dünyaya ait değildim. Etimle, kemiğimle ve sevdiklerimle sizin gibi bir insandım. Belki gençtim, çocuktum ve düşlerim vardı. Çocuğunuz yerindeydim, yani. Hiç mi acımadınız bana? Beni öldürürken hiç mi aklınıza gelmedi bir daha çocuğunuzun yüzüne nasıl bakacaksınız? Gerçekten vicdanınız sızlamadan çocuğunuzun yüzüne bakabiliyor musunuz, onu sevebiliyor musunuz? Beni öldürdüğünüze göre sorun yok. Yaşamaya devam ediniz, ama korkularınızın ve çığlıklarımızın sizi rahat bırakacağını sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. 

Bakın ne diyorum ben. Bir insandım, sizin gibi yaşıyordum ve acımadan beni öldürdünüz, kanıma girdiniz. Bir kurşunla işimi bitirdiniz. Darağacına çektiniz, hiç tereddüt etmeden. Yaktınız taze bedenimi. Gözümün yaşına bakmadan ateşe attınız beni. Huzurlu musunuz? Hiç sanmıyorum. Kendinizi kandırıyorsunuz. Ben unutulmadım. Hâlâ insaflı, vicdanlı birilerinin kalbinde yaşıyorum ve yaşayacağım. Ya siz! Lanetlenmeyi ve unutulmayı bekliyorsunuz sadece. Daha ayaktayken, yaşarken bedeninize giren kurtçukları görüyor gibiyim. Daha toprağın içine atılmadan çürümeye başladınız. Ve evlatlarınız, çocuklarınız, çevrenizdekiler, hiç kimse size yardım edemeyecektir. Sonunu düşünmediniz. Gözünüzü kırpmadan beni öldürdünüz. Kimin için yaptınız? Neden onlar sizin yardımınıza gelmiyor şimdi? Korkularınız galebe çaldı. Rezilce yenildiniz. Bütün bildikleriniz, bütün inandığınız değerler, bütün güvendikleriniz, bel bağladıklarınız karşılıksız çıktı; içi boş, kof.

Bir daha soruyorum, bir daha soracağım ve hep soracağım: Neden öldürdünüz beni? Neden! Duyuyor musunuz çığlığımı? Hiç mi acımadınız? Daha kaç yaşındaydım ki? 17, 18, 19… Bilmediniz, 22, 23. Çok mu geldi bu yaşlar size? Korkuttum mu sizi? Sahip olduğunuz her şeyi, bu yaşlarımla elinizden alabileceğime gerçekten inandınız mı? Oysa çok gençtim ve hâlâ koca bir ömür vardı önümde. Koca bir ömür. Siz yaşayın bakalım, ne olacaksa. Ben böyle ölmek istemezdim. Masumdu bütün isteklerim, düşlerim. Deniz kenarında kumla oyun oynayan bir çocuktan farkım yoktu. Ya da çakıl taşlarıyla sahile resimler çizen çocuktan. Düşlerimi söylüyordum sadece. Gelip bozdunuz düşlerimi. Sonra da çizdiğim resimleri, söylediğim sözleri, yaptığım oyuncakları, kısaca düşlerimi tehlikeli bulmuş olacaksınız ki koca koca adamlar oturup hakkımda karar verdiniz. Hiç acımadan ölüm emri çıkardınız bana.

Mumyalanmış zihniyetinle hakkımda uyduruk yaftalar çıkarmakta hiç zorlanmadınız. Bir çocuktum oysa. Ve sahilden uzaklaşmaya cesaretim yoktu, ama uzaklara dair hikâyeler dinlemek hoşuma gidiyordu; uzaklıklarla ilgili düşler kurmak beni tarifsiz mutlu ediyordu, çocuk kalbimi sevinçlere boğuyordu. Bilemezsiniz, ama ilmiği boğazıma geçirmekte ve incecik ayaklarımın altındaki sehpaya vurmakta pek ustaydınız. İncecik çocuk bedenim sallanıp durdu havada. Çırpındı acınası bakışlarınızın önünde… Düşlerim boğazımda kaldı, gözlerimde asılı kaldı. Sonra anneciğimin yaşlı gözleri hiç gözlerimin önünden gitmezdi. Babamsa boynu bükük bir küheylan olarak kaldı hep bende. Kardeşlerim, kardelenlerim… Sizi hiç unutmayacağım. Umutluyum her şeye rağmen.

Bana hesap veriniz. Söyleyiniz, neden beni öldürdünüz? Yaşamak istiyordum en az sizin kadar. Sıcak küçük bedenim soğuk kara toprağı ısıtmaya gittiğinde neler hissettiniz? O gece uyuyabildiniz mi? Sizi düşünemiyorum. Varın, kalınız kendi küçük sonsuz karanlığınızda. Ölmeden önce bana söyleyiniz ama neden beni öldürdünüz? Aynaya baktığınızda ne görüyorsunuz? Kan bürünmüş gözlerinizle nereye kadar gidebiliyorsunuz? Utanıyor musunuz bana yaptıklarınızdan dolayı? Eski ahbaplar bir araya geldiğinizde beni öldürdüğünüzü yâd ediyor musunuz hiç? Adım ağzınızdan çıkıyor mu? Gerçekten benim hakkımda konuşmaya cesaret edebiliyor musunuz? Güvenli görünen duvarları başınıza yıkabileceğimi hiç düşündünüz mü? Ben bir güldüm, sizse gardiyan. Beni beklediniz. Ömrünüz beni beklemekle geçti. Elinize ne geçti, ince boynumu kırmakla? Mutlu oldunuz mu? Emellerinize ulaştınız mı? Gerçekten çıkarlarınızı gönül rahatlığıyla muhafaza edebiliyor musunuz? Biliyorum. Size kalan, adi korkulardan mürekkep pis bir ölüm… Daha fazlası değil. Yolunuz belli. Her bir işaret taşında kanlı gençlik düşlerim. Hiç kurtulamayacaksınız. Hiç!

Geldiniz ve kopardınız beni dalından. Hâlbuki düşlerim vardı sadece. Bir gülün düşleri size ne zarar verebilir ki? O günlere dönüyorum tekrar. Aradan neredeyse kırk yıl geçmiş, yarım asır. Hâlbuki dün gibi her şey… Hava çok sıcaktı. Doğa şarkısını okumaya başlamış, şehirler ağıtlarına durmuştu ve her yere kanım dökülmüştü, yapraklarım düşmüştü, tazecik bedenim ortadan ikiye bölünmüştü. İçimi bir ateş yakmıştı. Neden ama bütün bunlar? Karanlık bir gücün gölgesinde geçerken kanlı bedenim, bütün sevdiklerim… Neden ama? Benimki bir düştü sadece. Saf, masum bir gençlik düşü işte… Ve inanın ki size bile yer vermiştim düşümde. Güzel, insanca bir yer. Sanırım sizi daha tanımıyordum. Gerçi tanıdım da ne oldu? Hâlâ düşlerimde yer veriyorum size. Yitik, kayıp bir düşüm ben; taze bir gül ve hâlâ düşlerimde yer veriyorum siz gardiyanlara. Sizin gibi olamıyorum işte. Siz düşlerimi çok gördünüz bana, öldürdünüz beni; ama ben sizin gibi yapamıyorum. Hâlâ umutluyum sizden ve düşlerimde yer vermeye devam ediyorum size. Ola ki bir gün insan olduğunuzu hatırlarsınız… 

 

(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.)